|
Zirveleri devirmek
Bu bağlamda, Yalçınenyn'den ( iki Yalçın'dan biri Küçük iğeri Soner)
Soner Yalçın Yavuz Sultan Selim'in de ayyaş ve şaribu'l leyli vennehar
bir padişah olduğunu ileri sürüyor. İşret meclislerinde beraber miymiş
de bu kadar kendinden emin konuşuyor! Sanki Hasan Can'ın yerinde Soner
Yalçın denen kişi varmış ! Son sıralarda Osmanlı gizli karalamanın
hedefi ve odağı haline gelmiş bulunuyor. Bu gizli karalayıcılara karşı
Yahudiler gibi ADL tarzı örgütler kurulsa ve tarihi şahsiyetler
tahrifattan masun kılınsa ve siyanet altına alınsa sezadır. Tarihi
karalamanın gerisinde hiç şüpheniz olmasın İsrail ve bir takım alaca
şahsiyetkler vardır. sözgelimi, Davos toplantılarından birisinde Şimon
Peres tarihi unutmamız gerektiğini aksi taktirde dünyanın başının
dertten kurtulmayacağını söylemişti. Tarihi tabula rasa haline
getirmemiz gerektiğini aksi taktirde düşmanlık kaynağı olmaya devam
edeceğini söylemiştir. Bundan dolayı, Selahaddin Eyyübi, Fatih ve
Yavuz, bunun haricinde Mehmet Akif, Bediüzzaman gibi şahsiletler
tahrifat hamlesinin odağındadıdr. Bunu yapanlar İslami değerler üzerine
Kabbalist yorumlar uyguluyorlar. Kur'an ve hadise hermenotik yorum
uygulanması gibi tarihe de Kabbalist bir takım formüller uygulanıyor.
***
Sun Halife Abdüalmecid Efendi nü toblolar yapmış. Daha önce de
hazretin plaj kıyafetleri gündeme gelmişti ve bunun üzerinden de bu
kıyafetler kural haline getirilmek istenmiştir. Adeta, şahsi
tasarurfların üzerinden bir cevaz müessesebi üretilmek isteniyor.
(Bundan dolayı bilhassa dindar algılanan AKP kadroları çok dikkatli
olmalılar) Halbuki, Yavuz veya Faih'le mukayese edildiğinde Abdulmecid
Efendi'nin batılılaşmış bir karaktere sahip olduğunu görüyoruz. Çeşitli
tarihi kaynaklar Vahdettin Han'la da arasının açık olduğunu ortaya
koyuyor. Dolayısıya pratik örnekler cevaz müessesesi değildir. Kurallar
dini kitaplardan ve kaynaklardan alınır. Yezid gibi bazı Emevi
halifelerinin sarhoş oldukları halde sabah namazını dört rekat
kıldırdıkları mervidir. Burada birkaç ihlal içiçedir. Birincisi, içki
içilmez. İkincisi içkiyle namaz kılınmaz., Üçüncüsü, sabah namazı
çifter çifter kılınır. Farzı dört rekat değildir.Yezid guya halife
lakabıyla bunları yaptıysa bu onu ve onun gibi olanları bağlar.
Müslümanları bağlamaz. Kur'an ve Sünnet halife ile değil halife Kur'an
ve sünnetle mukayyettir. Onun ötesindekiler merduttur. La taaate li
mahlukin fi masiyeti'l halik/ Allah'a isyanda kula itatat yoktur
prensibi evrensel ve genel geçer bir kuraldır ve halife istisna
değildir. Evet,bunlar da Kur'an ifadesiyle mürcifundandır. Tarihi
tahrif etmeye yeltenmişlerdir ama boylarından büyük işlere
kalkışmışlardır. Eskiden 'çam devirmek'diye bir tabir vardı. Şimdi ise zirveleri
devirmek moda oldu. Zehiri panzehir, panzehiri de zehir niyetine
sunuyorlar. Büyük adamların meşrep ve mezhepleri ne olursa olsun
kendilerine benzetme genel geçer bir kural haline geldi. Bu anlamda,
bakıyorsunuz, Gazali bir yandan Keldani diğer yandan Şii olabiliyor.
Galiba Sünniliği ve Eş'ariliği bu gidişle hiç sıra gelmeyecek. Halbuki
Gazali hem Rafiziler için hem de Hıristiyanlar için reddiye mahiyetinde
risaleler kaleme almıştır. Yine İstanbul'u İslam'a hediye eden ve bu
vasfıyla Hazreti Peygamberin müjdesine nail olan Fatih Sultan Mehmet
Han bakıyorsunuz tarihi söyletilerle ( historic rumors) Hıristiyan
haline getirilivermiş. Dolalıyısıyla günümüzde büyük tarihi bir
tahrifat hamlesi var. Bunları yapanların bir kısmı da sözde
güvenilir/mevsuk zevat. Doğrusu onlarınki, tarih değil karalama evrakı.
'Evraku's sevad' denilecek evsafta yazılar. Sözgelimi, daha ziyade
felsefe ve edebiyatla iştigal eden Hilmi Yavuz da populizm alanının
cazibedar hafifliğinden kendisini alamamış ve kurtaramamış olmalı ki
Fatih'le ilgili çeşitli yakıştırmalar yapmış. Bu yakıştırmalarda Fatih
karşımıza bambaşka bir portre olarak çıkıyor. Avni mahlasıyla Veyis
adlı bir muhataba yazdığı şiirlerde gizli eşcinsel kişiliğini dışa
vuruyormuş. Divan şiirerinde Fatih oğlanlara gazeller ve methiyeler
düzmüş. Bu durumda Mevlana ile Şems'in ilişkilerine bu tür atıflar
yapan Nobelli yazarımız Orhan Pamuk ile Hilmi Yavuz arasında ne fark
var ? Gerçekten de zirvedekileri indirme hamlesine ve kampanyasına
Hilmi Yavuz'un da katılmış olduğunu görüyoruz. Ülkemiz adına
hayıflanmamak elde değil. Bir de meseleye şöyle bir hava veriliyor:
Osmanlı döneminde bu tür ilişkiler tabu değildi. Cumhuriyet dönemi
Osmanlı'ya göre daha namuslu idi. Osmanlı'nın gizlemediğini biz niye
gizleyelim? Daha bu tür zırvalarla zirveler üzerinden doğrusu bu tür
çarpık ilişkilere icazet ve meşruiyet kazandırılmak isteniyor.
'Osmanlı'nın bu konuda gizlisi saklısı yoktu' deniliyor. İstanbul'u
fethederek Ortaçağ'a son veren Fatih'e bu tür isnatlar yapılırken
İttihad-ı İslam'ı sağlayan Yavuz'un sahası boş mu bırakılıyor
sanıyorsunuz ? Onun kişiliği bu tür isnatlardan masun mu kalacaktır ?
Heyhat!. Onun karalayıcıları da ayrı. Sözgelimi, 24 yaşına kadar Mehmet
Akif Ersoy'un meyi elinden düşürmediğini yazan Yalçınenyn'den Soner
Yalçın yine Akif'in Mısır'a gönüllü veya zoraki sürgün olarak
gitmediğini ; eğlenmek ve gezmek amacıyla gittiğini ve gününü gün
etitğini söylüyor. Bununla dünyada hedonizmden başka gerçek olmadığını
ve bütün manevi değerlerin fasarya ve angarya ve hiç olduğunu ispat
etmek istiyorlar. Müslümanların en idealistini en hedonist yaparsanız
geride ne kalır ! Şu Çılgın Türkler kitabının yazarı Turgut Özakman'ın
da yaptığı gibi. Bütün manevi değerler çılğınlık derekesine indirilmek
isteniyor. Bu yönüyle çılğınlık yüce bir değer haline gelirken Allah,
Peygamber aşkı gibi ülvi gayeler sufli arzular olarak takdim ediliyor.
Zirveler desacration ile arzileştiriliyor. Milletin bütün manevi
dinamikleri ve tutamakları bir bir yok edilmek isteniyor.
|