Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

MustafaÖzcan.com

Ana Sayfa

Güncel Yazilar

Kitaplar

Fikirler

Biyografi

 

 

Mustafa Özcan

17.11.2007

İslam tarihinin siyasi zaviyeden okunması

Bu anlamda sözkonusu asrın mesavisi/kötülükleri de vardır. Bunda şüphe yok. Ama külliyen bu asrı yok farzetmek herhalde hakkaniyet mesleğiyle bağdaşmaz ; ancak sahibini sıkıntıya sokar. Tarihi tahazzup içinde, tek yanlıcı ve maniheist okuyanlara ise bir diyeceğimiz olamaz. Çünkü onların iknaya güç yetmez ve deille de ihiyaçları yoktur. İslam tarihini siyasi perspektife hasrederek okuyanların başında Şii tarih anlayışı gelmektedir. Sözgelimi Muhammed Umara'nın da temas ettiği gibi Şia tarih okuması hem siyasi hem de ütopiktir.Bu bağlamda, Hazreti Ali'nin yanında sadece beş sahabi kaldığını geri kalanının bir şekilde islam'dan şu veya bu şekilde saptığı görüşündedir. Muhammed Umara bu görüşün problemli olduğunu ve adalet nokta-i nazarından sahabilerin iflasından yola çıkılarak pekala İslam'ın iflasına da hükmedilebilineceğini söyler ! Pek haksız da sayılmasa gerek. Eğer sahabe nesli ve peygamberin terbiye ettiği kadrolar bu şekilde çürük ve defolu çıkarsa, İslam'a bu kadar lakayt kalırsa; sonradan gelen, nevzuhur ve aynı tezgahtan geçmemiş tipler ve geriden gelenlerden ne beklenir ? Dolayısıya mantık kaidesince de fesada ve butlana götüren mukaddimenin kendisi de butlan üzerinedir. Öyleyse aklen sahabe neslinin İslam'a külliyen ihanet ettikleri varsayımı yanlıştır. Ama Şiiler denildiği gibi sayyad-ı asarat/ kusur avcısıdırlar ve Halid ibni Velid gibi sahabilerin bir takım başlarına gelenleri serrişte ve afişe ederek bunları tarih algılarına zemin yaparlar. Halbuki Abdurrahman Şarkavi gibilerin de ifade eiitği gibi kimi sahabilerin bazı şahsi zaafiyetleri islam'dan sonra a peşlerini bırakmamıştır. En azından bir rehabilitasyon devresine ihtiyaç duymuşlardır. Bu bağlamda, Allah'ın arslanı Hazreti Hamza'nın bir müddet daha içki iptilasından kurtulamadığı rivayet edilmektedir. Veya Ebu Zer ile Bilal-i Habeşi arasındaki meşhur vakada Hazreti Peygamberimizin hem de Şiilerin beş sahabi arasında saymalarına rağmen Ebu Zer için 'Sende bir parça cahiliyet kalıntısı var' demesi nasıl akıllardan çıkar? Zira Bilal-ı Habeşi'yi siyah Habeşli annesiyle ayıplamıştır.

Bir başka vakada ise Medine'de Muhacirin ile Ensar arasında böyle bir dava yaşanmıştır. Dolayısıyla asr-ı saadette bile insanlık belki de tam olarak cahiliyet kalıntılarından tam olarak kurtulamamıştır. ama bu umumi bir hüküm değildir. Belki de muakkat bir halet ve durumdur. Makam değildir. En azından zamani bir fetret değildir. Zamani fetret İslam tarihçilerine göre sadece iki devre halinde yaşanmaktadır. Bu devrelerden birisi Haçlı ve Moğol istilalarının yaşandığı devredir. Toptan bir izmihlal ve çöküntü asrıdır. İkincisi de Fransız Devriminin akabinde vukuu bulan ve sıkıntısı hala kıyılarımıza vuran iki yüz yıllık devredir. Bunun dışında İslam tarihinde bir fetret ve inkita devri yoktur. Bunun dışınadki devirlerde meydana gelen kısmi sapmalar veya cahiliyet örnekleri kesinlikle bir halet ve geçici durumdur. Yoksa umumi bir devre değildir. Bu itibarla, Muhammed Umara'nın da dikkat çektiği gibi, 14 yüzyıllık İslam dünyası en azından 10 yüzyılı itibarıyla dünyanın önderi ve lideridir.

Ama ne yazık ki yarışı ileride bitirdiğimiz bu on asra saldıran, ta'n edenler de vardır. Bunlar çeşitli kesimleri temsil etmektedirler. Mevdudi'nin tarih okuma biçimi Ebu'l Hasan en Nedevi'nin de isabetle teşhis ettiği gibi böyle bir okumaya imkan vermektedir. Bundan dolayı onun İslam'da Hilafet ve Saltanat kitabı yabancı dillere en az oranda çevrilen eserleri arasındadır. Neredeyse gizli kitaptır. Türkçe'ye ise çevrilmiştir. Çünkü Hazreti Osman'la birlikte İslam tarihinin büyük bir sapma içine girdiğini ve ideallerine yabancı düştüğünü ve onları kaybettiğini ve sürekli izmihlal ve inhitat yaşadığını öngörmüştür. Bunun isabetsizliği ortadadır. Muhammed Umara da aynı şekilde Mevdudi'nin bazı kitaplarında indirgemeci bir okuyuşla İslam tarihine haksızlık ettiği görüşündedir. Tarihe bu idealizm hatta ütopya zaviyesinden bakan sadece Mevdudi olmamıştır. Seyyid Kutup da tarihe kısmen bu zaviyeden bakmıştır. Esasen Ali Şeriati de Safevi Şia'sını aşma çabalarında Ali Şia'sı idealizmine takılarak yine aynı sapakta patinaj yapmıştır. Sadece kalıpları ve kavramları modernleştirebilmiştir, yenilemiştir. Ama bu yetmemiş ve zaviyede bir değişiklik olmamıştır. Seyyid Kutup belki de Mevdudi'nin eleştirilerinden etkilenmiş bir vaziyette Hazreti Osman'la alakalı olarak bazı tenkidler serdeder. Bu idealizminden etkilenen sonraki kuşak ve bilhassa Hattı Kutup denilebilecek olan Kutupçular (Kütbiyyun) tarihte iki büyük zatın geldiği inancındadırlar. Bunlardan birisi İbni Teymiyye diğeri de talebesi allame İbni'l kayyım'dır. Çağdaş olarak da iki alimi beğenir ve benimserler. Bunlardan birisi nizam-ı Mustafa çağrılarından ve Kadiyanilere olan husumetinden dolayı idamın kıyısından dönen Ebu'l A'la el Mevdudi ve ikincisi de Seyyid Kutup'tur. Seyyid Kutup ve Mevdudi sünni dünyada Ali Şeriati de Şii dünyada çağımızın İbni Teymiyye ve İbnü'l Kayyım'ları olarak anılabilirler.

FİKRİ MÜCAZEFE

Ebu'l Hasan en Nedevi erken dönemde bu yaklaşımın içerdiği tehlikeleri görür ve bu hususta İhvan'ı dostça uyarır. Hadisun ile'l İhvan gibi mustakil eserlerinde ve muhtelif makalelerinde konuya değinir ve meselenin tehlikeli boyutlarına dikkat çeker. Aynı dogrultuda Hasan Hudeybi de 'Duatun la kudat' isimli eseriyle İhvan'a içeriden bir eleştiri yöneltir. Ve İhvan çizgisi içinde Hasan Hudeybi ve Ömer Telmisani gibiler itidal çizgisini seslendirirler. Ve aynı zamanda kahramandırlar. Nasır'ın tutuklama furyasının zirvesinde Hudeybi İhvan'ını yalnız bırakmayarak Suriye'den Mısır'a döner ve derhal tutuklanır. VxÖmer telmisani e salihlerden birisi olarak tartıştığı Enver Sedat'ı huzurunda Allah'a şikayet eder. Bu şikayeti üzerine meşhur piposu sallanır. Ne var ki onlar, bazıları tarafından ehli tefrit olarak adlandırılırlar. Suriye'de de İhvan içinde itidal ile şatat çizgisinin ayrışması sonucu Hama musibeti patlak verir. Buradaki savrulma usul ve yöntemdeki tedriciliğin yeterince anlaşılamamış ve uygulama imkanı bulamamış olmasındandır. Genellikle hareket değil de ulema kökenli olan Abdulfettah Eu Gudde gibiler itidal cenahını temsil etmişlerdir.

Şiilerin haricinde Mevdudi, Seyyid Kutup ve Kutupçular gibi kimi zümreler İslam tarihindeki verimliliği bir kaç kişiyle sınırlandırmak isterler. Bu aslında Allah'ın rahmetini sınırlandırmaktır. Çocuksa bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımı kısmen benimseyenlerden ve serdedenlerden birisi de merhum ve mağfur Malik Binnebi'dir. Aslında büyük bir sosyolog olmasına rağmen böyle bir vartaya düşebilmiştir. İdeolojik Savaş Ajanları kitabı ve benzeri kitaplarında Muvahhidler sonrasında islam dünyasının genel bir gerileme içine girdiğini ve bir daha belini doğrultamadığını ve ayağa kalkamadığını ve sürekli olarak gerilediğini söylemiştir (1)

Bu neresinden bakılırsa bakılsın yerinde bir tespit değildir. İslam tarihinde iki devre halinde fetret vardır ve bu, iki şer yüzyıldan dört yüzyılı geçmez. Bu fetret devirleri de ikisi ortasında olmak üzere, ikisi de sonundadır. Muhammed Umara da birçokları gibi İslamın itila ve yükseliş dönemlerini on asır olarak verirken (2) konunun uzmanlarından olan Fuad Sezgin ise Müslümanların 800 yüzyıl boyunca ilmi sahada tarihi önde bitirdiklerini söylemiştir. Onun ifadesine göre şayet Müslümanlar geri kalmamış olsaydı atom iki asır önce parçalanabilirdi(3). Dolayısıyla hissi olarak İslam tarihini baştan sona silip atanların kriterleri hissidir daha doğrusu ilmi bir kritere göre konuşmamaktadırlar. Bu anlalayış sadece İslam tarihini değil bütün insanlık tarihini iflasa mahkum etmektir. Bunun da izan ve insafla bağdaşır tarafı yoktur. Bu anlamda, Muhammed Umara sadece siyasi kriterle baktığından dolayı Mevdudi'nin meseleyi mücazefe yani ölçüsüzce değerlendirdiğini ifade etmektedir. Ve bu mücazefe sonucu Mevdudi boydan boya İslam tarihini bir cahiliyet tarihi olarak yadetmiştir. Haksızılığı aşikardır. Hazreti Osman'ın son yıllarından itibaren İslamın içtimai düzeninin cahiliye temelleri üzerine oturduğunu ileri sürmüştür. İktidar ve otorite İslam kuralları üzerine oturmaktan çıkmış cahiliyet kuralları üzerinde deveran eder hale gelmiştir. Hilafet, nübüvvet metodundan sapmak ve ısırıcı krallıklar devrine geçmekle birlikte amacından sapmış ve Emevilerle birlikte cahiliyet sürecine girmiştir. Ömer Bin Abdulaziz'in vefatıyla birlikte bu cahiliyet dönemi ebedileşmiştir. İktidarın Ömer Bin Abdulaziz'den sonra cahiliyet damgası taşıyan liderlerin eline geçmesi sonucu cahiliyet bütün alanları istila etmiş ve etkisi altına almıştır. Kurtuba, Bağdat, Kahire ve İstanbul'da şekillenen ve yükselen İslam medeniyeti ışıklarının ona göre uzaktan yakından islam'la hiçbir alakası yoktur Tarihin karanlık sayfalarından ibarettir.

Bununla birlikte yine de Mevdudi'nin hakkını teslim etmek gerekir. Muhammed Umara'nın da dediği gibi her ne kadar bazı kitaplarında Mevdudi de mücazefe ve ölçüsüzlük yapmış ise de, başka kitap, makale ve mektuplarında istikametten sapmayarak yanlışlarını bir nevi telafi etmiştir. Bununla birlikte, Kutbiyyun gibi belki kendilerine Mevdudiyyun denilebilecek bazı aşırılar onun fikriyatı arasında adeta hafriyat ve kazı yaparak ve bazı ölçüsüzlükleri cımbızla çekerek bunları kendilerine rehber etmişlerdir. Ve bula bula kendilerine uygun bazı ölçüsüz/mücazefe mahsülü fikirler bulmuşlar ve bunlara dört elle sarılmışlardır. Asırlardan beri İslam ümmetinin varolduğu gerçeğini inkar etmişler ve onu ademe mahkum etmişlerdir. Hicret ve tekfir bunlardan olup asırlardan beri yaşayan Müsülmanların küfrüne kail olmuşlardır. Müslümanların müslüman olmadıklarını ve cahiliyet hayatını yaşadıklarını ileir sürmüşlerdir. Onlara göre, bugünün vazifesi küfre sapmış olan Müslümanların yeniden İslam'a kazandırılmasıdır. Dolayısıyla Müslümanların eserlerini de cahiliyet ürünü olarak vasfetmektedirler. Buradan yola çıkarak kılıcın hükmünü de suistimal etmişlerdir.

Muhammed Umara bu ölçüsüzlüğün ve ölçüsüzlerin diyalog yoluyla itidale sevkedilmeleri gerektiğini ifade etmektedir. Mevdudi gibiler cahiliyet bulaşıklığını veya şaibesini toptan ve bilkülliyye cahiliyet olarak algılamışlardır. Bu kesinlikle tashih edilmesi gereken bir bakış açısıdır. Bu hususta Vahidüddin Han da pegyamberlerin genel misyonunu siyaset üzerine oturtması açısından Mevdudi'yi isim vermeden de olsa kıyasıya paylar. Cahiliyetin umumi ve mutlak olması İslam'ın ademi ve yokluğu anlamına gelir. Halbuki İslam kıyamete dek bakidir.

Muhammed Umara bu değerlendirmeyi veya mücazefeyi büyük bir cinayet olarak değerlendirmektedir. Zira bu fikir bazında kalmamakta ve davranışqlara da yansımaktadır. Bu münharif fikrin sahipleri yapıcı olarak İslam toplumlarını ıslahına yönelecekleri yerde aksine istikrarını hedef almakta ve baltalamaktadırlar.. Bu tür tarihi değerlendirmeler gelişigüzel şiddet teorilerine beslemektedir., Unutulmaması gereken nokta İslam'ın bu gezegende on kusür yüzyıldan fazla liderlik ve alemdarlık yapmış olduğu hakikatıdır. İslam'dan sonra muakkat perdelenmeler olsa da mutlak cahiliyet yoktur, mezardadır. Zira, İslam ne kadar zayıflarsa zayıflasın kıyamete kadar sönmeyecek ve hükmünü icra edecektir. Bu itibarla, fetret mustatil ve ebedi bir çizgi olmayıp muakkat, kırılgan ve dairevidir. İslam tarihindeki zamani ve mekani fetret devreleri muakkat ve geçicidir.Zail olmaya mahkumdur. Dolayısıyla kimse onun cahiliyet üzerine olduğunu ve mutlak fetret devresine haiz olduğunu söyleyemez. Söylese de bir şey ifade etmez.

 

1-İdeolojik Savaş Ajanları, Timaş Yayınları, s: 102, 1997, İstanbul.

2-Mecelletü'l Ezher, Kasım 2007, s: 1440,1941, 1942...

3-Ümran dergisi, Eylül 2007, s: 63.Yaşadığımız çağ, bir ihyaçağı. Yeniden İslam'a yönelme ve dönme çağı. Aynı zamanda bu ihya çağı fetret çağıyla da iç içedir. Bir taraftan yüzeyde fetret, derinlerde ise yenilenme var. Bazen bu devrelerle alakalı isabetsiz tesbitler ve hükümler verilmektedir. Elbette yaşadığımız dönem topyekün bir çöküşün ardında geldiği için yenilenme de topyekün olmalıdır. Bunun içinde siyasi yenilenme de var. İslam tarihi içinde en az yenilenmenin olduğu dönem siyasi alandır. Bu alanda tek tük yenilenmeyi Ömer Bin Abdulaziz, Nureddin Zengi gibi zevat gerçekleştirmiştir. Külli yenilenmeye muvaffak olanlardan birisi Ömer Bin Abdulaziz'dir. Bir de külli yenilenmenin bir kez daha yaşanacağı asır, asrımızdır. Bu asırda siyasi yenilenme de olacaktır. Bu itibarla, cüz'i yenilenme dönemlerinden ayrılacaktır. Bununla birlikte, 14 asırlık islam tarihi ve asırlarına helaket ve felaket asrı mı diyeceğiz ? Kesinlikle öyle değil. Bunu söylemek haksızlık olur ve yakışık almaz. Lakin İslam tarihini böyle okuyan bir okuma biçimi ve algılama çeşidi de de var. Halbuki Hüseyin munis gibi kimi realist tarihçiler ufki olmasa bile yatay biçimde bile olsa Emeviler devri de dahil inhitat devirlerinde İslam'ın inkişaftan hali olmadığına kail olurlar. Gerçekten de sahabiler Emevilerin idaresi altında bile cihad ve tebliğ faaliyetlerine katılmışlardır. Elbette Hasan Basri gibi kimi Emevi idarecilerinden kaçan salih insanlar da vardı.

 

 

 

Ödül !

 

Burç İletişim Koleji

2007 Gazetecilik başarı ödülü

Mustafa Özcan

 

 

Güncel Kitap

İslamın Papa'ya Cevabı

Papa 16. Benedict Türkiye'de. Ziyaret, Papa’nın Müslümanları inciten talihsiz konuşmasını yeniden gündeme taşıyor. Dış politika yazarı Mustafa Özcan'ın "islam'ın Papa'ya Cevabı" adlı kitabı ise bu gündemi nasıl yorumlamamız gerektiği konusunda ipuçları veriyor.

 

 

 

 

 

REKLAM

 

MUGETRON

 

Aktuel makaleler

Mustafa Özcan

03.06.2007

Diyarı evlad-ı fatihandan diaspora Türklerine

 

Mustafa Özcan

02.06.2007

Aklı karışıklara cemaat tarifi

 

Mustafa Özcan

31.05.2007

Bilderberg

 

Mustafa Özcan

30.05.2007

Geylani Türbesine saldırı

 

Mustafa Özcan

30.05.2007

Erzurum hocaları

 

Mustafa Özcan

27.05.2007

Kozmetik sistem

 

Mustafa Özcan

23.05.2007

Mekke ve Taif anlaşmaları hedefte HAMAS'a karşı  coup d'etat

 

Mustafa Özcan

22.05.2007

Şükran ve minnet

 

Mustafa Özcan

21.05.2007

İslam'ın altıncı şartı

 

Mustafa Özcan

20.05.2007

acemi

 

Mustafa Özcan

17.05.2007

Bigami

 

Mustafa Özcan

16.05.2007

Kaddafi'nin maceraları

 

Mustafa Özcan

15.05.2007

Baş muallim'in vasiyeti

 

Mustafa Özcan

01.05.2007

Modern mahrem, teorisyenini çağırdı

 

TV Program Arsivi

Dosyaları isimleri üzerine tıklayarak izleyebilirsiniz!

Sakli Hikmet

DOST TV 20.12.2006

Sakli Hikmet

DOST TV 18.12.2006

Sakli Hikmet

DOST TV 15.12.2006

Sakli Hikmet

DOST TV 25.12.2006

Email: info@mustafaözcan.com

Copyright ©  2007 | powered by ingtecplan.de | Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

Yenibosna İstanbul Türkiye