|
İlk direnişci
Hazreti Ömer'den sitayişle bahsediyor ve onunla kalmıyor, ' Mescidi
Aksa bizim de kutsalımızdır ona bir saldırı bize yapılmış sayılır'
diyor. İsrail'in düzenli olarak Filistin'in Müslüman ve Hıristiyan
karakterini değiştirmeye yeltendiğini hatırlatıyor. Kendisinin de Azmi
Bişare ve benzerleri gibi bir direnişçi olduğunu ama kenid direnişinin
verbal ve sözlü olduğunu ve tavır göstermek şeklinde tecelli ettiğini
kaydediyor. Bu anlamda, direnişle alakalı sözleri sorulduğunda benzeri
konuşmalar irad ediyor ve ' Filistin''de ilk direnişçi Mesih idi.
Kimsesizlerin kimsesi ve fakir fukaranın sahibi idi' diyor. Bu anlamda
Mesih'in ilk direnişçi olduğunu ama farklı bir direnişci özelliği
taşıdığını ifade ediyor. Bu sözler bana İslam dairesi içinde Mesih'in
ikinci gelişinde veya nüzülünde Filistin'de Deccal'ı öldürmesi (Babu'l
Lüd) misyonunu ve bu misyona dair rivayetleri hatırlatıyor. Atallah
Hanna'nın Mesih hakkında :" O bir idrenişçi idi belki ilk direnişciydi'
demesi bana ilginç ve çeşitli çağrışımlara yol açtı. Gerçekten de islam
literatürüne ve hadis kolleksiyonlarına baktığımızda, Hazreti Mesih'in
Babu'l Lüd denilen kasabada Mesih ed Deccal'ı yani sahte Mesih'i
yakalayarak ifna ve imha ettiğini görürüz. Sahe Mesih suyun içinde
eriyen tuz gibi yok olup gider. Hıristiyan kiliseleriyle de Filistin
meselesini görüştüğünü ifade eden Hanna bu bağlamda Patrik
Bortholemeaus'u ziyaret ettiğini söylüyor. Bu anlamda Fener Patriği'nin
diğer patrikaneler arasında önemli bir yerinin olduğunu da söylüyor.
Ekümenik ibaresi kullanmasa bile onu çağrıştıran tanımlar bunlar.
***
Mescid-i Aksa'nın başına kötü bir drurum ve felaket gelmeden İslam
ve Batı dünyasının harekete geçmesi gerektiğini söylüyor. Aksa
konusunda bu kadar titizlenmesi aslında deniliği gibi Aksa'nın bükün
peygamberlerin ortak mescidi ve mabedi olduğunu bir kez daha
pekiştirmiş oluyor. Ve direnişci olmakla ve bu suretle Mesih'in yolunu
takip etmekle iftihar ettiğini söyleyen Atallah Hanna Lübnan'daki
Filistinlilere de şu tavsiyede bulunuyor :"Filistin'deki evlerinizin
anahtarlarını kaybetmeyin, muhafaza edin. Bir gün gelecek lazım
olacak..." Sanki bu sözler İncil'den devşirilmiş sözler gibi. İsrail'in
bütün çabalarına rağmen yine de kutsal toprakları Yahudileştiremediğini
de sözlerine ilave ediyor. Onu dinlerken gerçek bir Mesih şakirdini
dinler gibiydik...Kudüs Ortodoks Patrikhanesinin sözcülerinden olan Atallah Hanna'nın
Hıristiyan din adamları için sıradışı telakki edilebilecek olan
açıklamalarına Arap basını aracılığıyla birçok kez vakıf olmuştum.
Kendisini ilk kez dinleme fırsatı buldum. Konuşması yazılı metinlerde
gördüğümüzden daha ateşli ve sıradışıydı. Üç özelliği var. Bunlardan
birisi, mücessem ve müheykel bir yapıda olması ve bu da karizmasını
artırıyor. Yakından baktığınızda ortaçağdan kalma bir Filistinli
portresiyle karşılaşıyorsunuz. Hiç el değmemiş bir portre. Saklı
coğrafyada muhafaza altında tutulmuş bir fizik. Sanki tarihin sakladığı
figürlerden birisi. İkincisi, Müslüman hatiplerden bile daha fasih
konuşması. Aslında genelde Hıristiyanlar Arapça'yı kırık konuşurlar.
İncil'in Arapça çevirileri dahi dil bakımından size yabancı gelir.
Fakat Atallah Hanna'nın konuşmasını dinlerken sanki bir Müslümanı
dinlermiş gibi oluyorsunuz. Cesur ve fasih konuşuyor. Müheykel,
mücessem olması ve cesur ve fasih olması üç özelliği olarak
sayılabilir. Gazetecilerin ve televizyon kanallarının ençok rağbet
ettikleri ve peşinde koşturdukları adamdı. Hilafsız, toplantının
yıldızıydı. Uluslararası Kudüs Buluşması'na katılmasından İsrail'in çok
rahatsız olduğunu ve katılımının İsrail basını tarafından afişe
edilidğini ifade etti. Kendisinin de anlattığı gibi, İsrail,
Filistin'deki mücadeleyi Müslüman-Yahudi kavgası olarak takdim etmek
istiyor. Bu görüntüyü bozan unsurlar onun planlarınıda bozuyor. Bundan
dolayı Hırisilyanların denklemde olmasını hiç istemiyor. Bu sebeple
Atallah Hanna özellikle İsrail'in Filistin'i ve Kudüs'ü bu sebepen
dolayı Hıristiyanlardan boşaltmak istediğini ifade ediyor. Hıristiyan
vakıfları müsadere ettiğini ve dışarıya göçü teşvik ettiğini; Batı
Hıristiyanları nezdinde ayıplanmamak için özellikle Hıristiyan
Filistinlilerin varlığından rahatsız olduğunu söyledi. Bu itibarla
İsrail iki şeyi yapmaya çalışıyor. Bunlardan birisi, Müslümanlarla
aralarını açmak, ikincisi de Filistini, Hıristiyan ahaliden boşaltmak.
Sürekli olarak Hırisiyanlığın kaynağının kendileri olduğunu ve
dolayısıyla Hıristiyanlığın Batı'dan gelmediğini aksine Filistin'den
Batı'ya gittiğini vurguluyor. Şunları söylüyor :"Mesih burada doğdu,
İncil burada yazıldıve ilk kilise burada kuruldu..." Bundan dolayı
Hıristiyanlığın doğduğu toprakların Filistin oluğunu ve bu itibarla
Hıristiyanlık noktasında kimseye medyun-u şükran olmadıklarını ve bu
noktada her Hıristiyanın bu opraklara medyun-u şükran olduğunu da
hatırlatıyor. Uluslararası Kudüs Buluşması'ndan somut kararlar
bekliyor. Filistin noktasında Arap ve İslam ülkelerini vazifelerini
yapmamakla suçluyor ve ikinci olarak da İsrail'in bu kadar pevasız
olmasını ABD ve bazı Batılı ülkelerin desteğine bağlıyor.
|