Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

MustafaÖzcan.com

Ana Sayfa

Güncel Yazilar

Kitaplar

Fikirler

Biyografi

 

 

Güncel Kitap

İslamın Papa'ya Cevabı

Papa 16. Benedict Türkiye'de. Ziyaret, Papa’nın Müslümanları inciten talihsiz konuşmasını yeniden gündeme taşıyor. Dış politika yazarı Mustafa Özcan'ın "islam'ın Papa'ya Cevabı" adlı kitabı ise bu gündemi nasıl yorumlamamız gerektiği konusunda ipuçları veriyor.

 

 

Mustafa Özcan

Şiistan'ın laik daileri

Laik Şiilerle dindar veya siyasi Şiiler arasında gerçekten de amansız bir kavga var. Bununla birlikte daha geniş dairede buluşabildikleri de görülüyor. Siyasi dairede buluşamasalar bile içtimai dairede buluşabiliyorlar. Aksi taktirde, Türkiye'de Osmanlı sonrası hala devam eden Alevi-Sünni gerginliğini veya en azından uyumsuzluğunu izah edemeyiz. Demek ki meselenin gerisinde, siyaseti aşan toplumsal dokuyu etkileyen tarihi bir süreç ve öz var. Evet, siyasetin payı var ama meselenin siyasi yönü daha ziyade konjonktürel. Ama içtimai yön konjonktürel yönün de üzerinde ve onu aşıyor. Bu itibarla, son sıralarda neoconlarla birlikte çalışan İran veya Irak asıllı laik entellektülellerin bir Şii uyanışından bahsetmeleri karşısında ne şaşırmalı ne de bunu yabana atmalıyız. Siyasi olarak kavgalı oldukları bir rejimin siyasi kazanımları Şia namına alkışlıyorlar. Hatta Sünnileri de böyle görüyorlar. Baas rejimini ve Saddam'ı ve benzerlerini laik klişeler altında Sünnilik yapmakla suçluyorlar. Demek ki siyaseti aşan içtimai bir şiilik veya teşeyyü boyutu ve damarı var. buna ister kültürel şiilik isterse içtimai şiilik deyin Irak işgali sırasında uç vermiştir. Bunların başında da Seyyid Hüseyin Nasr'ın oğlu Veli Nasr ve neoconların yakın dostlarından Fuad el Acemi gelmektedir. Tebriz'den Lübnan'a ; Lübnan'dan da ABD'ye göç eden ve burada kariyer yapan Fuad Acemi adeta Irak'ın yeniden işgalinin entellektüel mimarlığını yaparak çağdaş bir Nasirüddin Tusi sıfatını  kazanmıştır. Bu hak edilmiş bir sıfattır. Moğolların Bağdat'ı işgalleriyle birlikte bundan en karlı çıkan içtimai topluluk (taife) şiiler olmuştu. Hulagu'nun yerini alan Bush'un Irak'ı yeniden işgalinden sonra da işgalden en karlı çıkan içtimai topluluk yine Şiiler olmuştur. Fuad Acemi bunu saklama gereği bile görmüyor. İşgalden sonra Irak'ta oluşan Şii iktidara ve hükümetlere 'işgalin meyvası veya yabancıların hediyesi' diyor. 'Yabancıların meyvası' adıyla işgali alkışlayan bir kitap yazmış.  Nasirüddin Tusi nasıl Hulagu'nun danışmanlığını yapıyorsa Fuad Acemi de Bush ve ekibinin danışmanlığını yapmıştır. Cheney ve işgal ekibine 'endişeye mahal yok: Iraklılar sizi güllerle karşılayacaklar' diyen o olmuştur. Halbuki işgalin dördüncü yılında Firdevs Meydanı'nda Saddam'ın heykelini yıkan adam şimdi bin pişman.  İşgal zulmünün Saddam'ın zulmünü arattığını söylemiştir.

Balyozcu bin pişman

 9 Nisan 2003 günü Bağdat'ın Firdevs Meydanı'ndaki Saddam heykelinin yıkılışı sırasında kaideye indirdiği balyoz darbeleriyle tanınan Iraklı halterci Kadim el Cuburi, işgalin 4. yılında konuştu: "Çok pişmanım. Amerikalılar, diktatörlükten daha kötü. Her gün, bir öncekinden daha beter."ABD ordusu Nisan 2003'te başkent Bağdat'a girdiğinde, Firdevs Meydanı'nda bulunan bronz Saddam heykelini yıkmaya çalışan kalabalığı yararak gelen iri kıyım bir adam, 7 metre boyundaki heykelin bulunduğu beton kaideye art arda balyozunu indirmişti. Kameralara yakalanan bu görüntü, Iraklı diktatörün yıkılışının sembolü olmuştu. Şampiyon halterci ve aynı zamanda motor tamircisi olan işgal döneminin sembol siması dört yıl sonra bin pişman. Irak'ın işgalinin 4. yılında İngiliz Guardian gazetesine konuşan halterci Kadim el Cuburi, "Gerçekten de Saddam heykelini yıkmaya çalıştığım için son derece pişmanım. Amerikalılar, diktatörlükten daha kötü. Her gün, bir öncekinden daha beter" diyor. Saddam'ın oğlu Uday tarafından, tamir ettiği motosikletin ücretini istediği için Ebu Garib Cezaevi'ne yollanan El Cuburi, orada kendi aşiretinden birçok mahkûmu gördüğünü, bazılarının asıldığını ve işkence gördüğünü belirterek, "Saddam'ın ve ailesinin yok olması için Allah'a yakarmıştım" dedi. El Cuburi şöyle devam ediyor:

"Bildiğiniz, tanıdığınız şeytan, tanımadığınızdan daha iyidir. Ben şu anda, keşke Saddam başımızda olsaydı diyorum. Çünkü Saddam, Amerikan işgalinden çok daha iyiydi. Artık dostla düşmanı ayıramıyoruz. Durum her gün daha tehlikeli bir hal alıyor. Yaşam daha da kötüleşiyor. İnsanlar yoksul. Fiyatlar da her geçen gün artıyor. Saddam, Stalin gibiydi. Ancak işgalin çok daha beter olduğu da çoktan kanıtlandı." İşte işgali Iraklıların başına saran yeni Hülagu tahtında Bush ve Nasirüddin Tusi makamında da, Fuad Acemi gibi şahsiyetlerdir. Şii taassubuyla hareket ettiğinden hiç kuşku yok. Irak olaylarını tahlilde ve vardıkları hüküm ve sonuçlarda  Hekim grubundan Sadreddin Kabancı ile guya laik Fuad Acemi arasında hiçbir fark yoktur. Yaşanılanları işgale fatura edeceği yerde aksine müstebid Arap rejimlerine yüklüyor ve yıkıyor. 'Bu (işgalcilerin) demokrasi deneyimini ve tecrübesini beşiğinde boğmak istiyorlar' diyor. Fuad Acemi ayrıca Arap diktatörlerin İran'ın bölgede nufuzunun artmasından ve Şiilerin Irak'ta iktidara gelmelerinden korktuklarını, gocunduklarını söylüyor. Ve şunu demeye getiriyor :"Irak'ta iktidara Şiileri getiriyor ve İran'ın nufuzunu artırıyorsa o vakit yaşasın Amerikan emperyalizmi!" Açıkça Şii iktidarını işgalin eşsiz bir hediyesi olarak görüyor ve selamlıyor. 1986 yılında Kayıp İmam ( The Vanished Imam: Musa Al-Sadr and the Shia of Lebanon) Musa Sadr'ın hayatını kaleme alıyor. Milliyetçi Arap birliği ideolojisini mezhebi bir ideolojiyle okuyarak bunun bir Sünni egemenliğin kabı ve kılıfı olduğunu ileri sürüyor ( On Pan-Arabism, he described the ideology as 'Sunni dominion dressed in secular garb'). Beyrut'u yazdıktan sonra Arapların Rüya Köşkü kitabında bu tezini seslendiriyor. Sanki kendisini tarif edercesine milliyetçi Arapların Sünnilik ideolojisini laiklik sütresi arkasına gizlediklerini ileri sürüyor. Zaferlerin itidal veya merhametle kazanılamayacağını öngörüyor. Bu savaş manyakları olarak tarihe geçen (warmongers) neoconların Irak'la ilgili uyguladıkları shock and awe ( dehşet ve diz çöktürme) stratejisi değil midir ? Zaten Irak kara harekatını bu saldırı stratejisi üzerine kaybetmedi mi ? Bu durumda,  Nasırüddin Tusi gibi emperyalistlerin yerli kılavuzlarından olan Fuad Acemi Irak savaşının mimarı Wolfowitz'in en yakın dostlarından birisi olması tesadüf değildir. Herşeyi gitmiş geride sadece nefreti kalmış. Veya başka bir ifade ile : Maazallah dini gitmiş geride taassubu ve asabiyeti kalmış. Nasıl olmuşsa Sistani Amerikan uyrukluları kabul etmediği halde Fuad Acemi'yi buyur etmiş ve huzuruna kabul etmiş. Belki de geçmişi bu kabulde kendisine yardımcı veya şefaatçı olmuştur. Johns Hopkins Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler okutan Fuad Acemi yine buraya bağlı SAIS kurumunda faaldir. Bunun ötesinde CFR idare kurulu üyesidir. Foreign Affairs dergisinin de danışmanlar kurulu arasında bulunuyor. Wolfowitz ile dostluk münesebetine paralel olarak mesai arkadaşları arasında bizim de yakından tanıdığımız hatta belalımız olan Michael Rubin geliyor. Onunla aynı çatı altını paylaşıyor. Birlikte Middle East Forum'un yayın organı olan  Middle East Quarterly dergisini çıkartmaktadırlar. Rubin Türkiye'deki ulusalcı gösterilerine sahip çıkarak Rice'ın hükümete sahip çıkmasını eleştirmiştir. Rice'ın Türkiye'ye bilmediğini ileri sürmüş ve Türkiye'nin kendi ilgi alanlarına girdiğini ima etmiştir. Acemi'nin dostu Michael Rubin ABD'nin Ortadoğu politikasını şöyle özetlemektedir : Radikal İslam'la savaş. Onun sözlügünde 'radikal İslamı' yasal ve yasal olmayan diye ikiye ayırma yok.  Öyle bir zahmete girmiyor. Hepsinin aynı olduğunu ve bunlarla savaşılması gerektiğine inanıyor. Filistinlilerin İsrail'in varlığını içselleştirme noktasında ikna edilmelerini istiyor. ABD'nin Ortadoğu petrollerine bağlılığına son vermek de paketin bir  başka tezi. Bölgeye demokrasi ihracına hız vermek beklentilerinden bir diğeri. Bu noktada Fuad Acemi ile yolları yeniden kesişiyor. Fuad Acemi İran Dini Lideri Ayetullah Humeyni'nin devrim ihracı yerine ABD'nin demokrasi ihracını yeğliyor ve bunun müstebit Arap yönetimlerine karşı Şiilerin lehine olduğunu düşünüyor. Paul Wolfowitz'in dostu Fuad Acemi savaş kışkırtıcılığı yaparak Irak'lıların işgale direnmeyeceklerini bilakis işgalcileri çiçeklerle ve güllerle karşılayacaklarını söylemiştir. Bu sözleriyle Cheney gibilerini de yanıltmış ve Cheney onun ağzıyla ve ondan aldığı ödünç cümlelerle konuşarak Iraklıların Amerikan askerlerini çiçeklerle karşılayacağını söylemiştir. Bu yönde kamuoyunu imale etmek (ta'bie) Fuad Acemi ve Bernard Lewis gibilerine düşmüştür. Piri Nasirüddin Tusi Bağdat ilk kez Moğollar tarafından işgal edilirken Hulagu'nun danışmanlığını yaparken çağın Hulagusu olan Bush da Irak'ı yeniden işgal ederken; ona ve onun Neocon ekibine Fuad Acemi gibiler danışmanlık yapmıştır. İlginçtir, Irak Osmanlılardan sonra 1917'de İngilizlerin eline geçerken iktidar Şiilerin lehine el değiştirmemiştir. İki kez Şiiler içtimai olarak Bağdat'ın işgalinden yararlanmışlardır. Birincisi Hulagu işgali ikincisi de Bush işgalidir. İngiliz işgali döneminde böyle bir şey olmamıştır.

Kamuoyunu işgale hazırlama açısından Fuad Acemi iktidar ulemasının misyonunu üstlenmiştir. Yani müstebit Arap rejimlerinin ulema-ı su veya saltanat ulemasına özenmiş veya heveslenmiştir. Bazı Arap ulamasının liderlerine yaptıklarını o da Bush ve avenesine yapmıştır. Liderlerin hoşlanacakları şeyleri konuşmuştur. Bundan dolayı kendisine Adam Spatz gibi bazıları pür yetenek veya Acem palavracısı kipinde 'native informant' demişlerdir. Yani kısaca, kralın soytarılığını yapmaktadır.

Biyoğrafisini kalame alan bazıları onu Irak'lı Şii Ahmet Çelebi'ye benzetseler de o bu benzetmeyi beğenmemiştir. Çelebi'yi kendi sikletinde ve seviyesinde görmemiştir. O kendisini Kissinger'e benzetmektedir. Bu defa da yüksekten uçmaktadır. Gerçekten de Kissinger başkan Nelson, Nixon ve para babası Rocekefeller ile geliştirdiği münasebetlerle kariyerini füze hızıyla yükseltmiştir. Fuad Acemi de CBS, US News & World Report, New Republic gibi mevkutelerin sahipleriyle geliştirdiği ilişkilerle yükselmeyi becermiştir.

  Ona göre, Sünni Araplar Şiilerin özgürleşmesini hazmedemiyorlar. Kıskanıyorlar. Zeminin altlarından kaymasından endişe ediyorlar. Irak'taki sıkıntılarının temel nedeni de bu. El Mecelle dergisinde Fuad Acemi'nin biyoğrafisini kaleme alan Ali Cemaleddin haklı olarak ondan Kum'un Washington'daki sefiri olduğunu ifade etmiştir, El Mecelle'nin okuyucuları da mezhebinin veya taifesinin inançlarına hizmet ederek Washington'ı Irak bataklığına ve dipsiz kuyusuna sürüklediği görüşünü paylaşmaktadırlar (  28/1/2007, 10/2/2007, el Mecelle). Velhasıl o Zalmay Halilzad'ın Şii görünümlüsü. NYTimes yazarlarından Thomas Friedman da kendisini referans alanlardan. Rice'ın da danışmanlarından. Bununla birlikte kendisi hakkında  müspet söylenebilecek tek söz, Batı-Doğu ayrımını reddetmesidir : En son olarak 'Biz kimiz ?' kitabıyla gündeme gelen Huntington ve onun ötesinde de Rudyard Kipling gibilerin Doğu-Batı ayrımına veya tezadına iltifat etmiyor. East-West dichotomy denilen bu Batı-Doğu tezadı ona göre yok. Ülkelerin doğu-Batı medeniyetleri arasında bölünmüşlüğü fikrine katılmıyor. Katılması zaten kendi kendisinin inkarı olurdu. Bu kadar iyiliği de olsun gayri. Bununla birlikte tezad düştüğü bir nokta var. Doğu-Batı çatışmasına veya bölünmesine karşı ama İslami yelpazede Şii-Sünni bölünmesine ses çıkartmıyor. Daha doğrusu Şiileri, reddettiği bölünmedeki Batı kampına yaklaştırmaya ve yerleştirmeye çalışıyor. Bu da onun tezadı.

 VELİ NASR VERSİYONU

  Fuad Acemi'nin bir eşi de Hüseyin Nasr'ın oğlu Veli Nasr'dır. O da işgali ve onu takip eden olayları aynı şekilde okuyor. The Shia Revival adlı kitabın yazarı olan Veli Nasr Saddam'ın idamından hemen sonra şunları söylemiştir :" Saddam'ın idamı ile Irak, bir daha bir araya gelmemek üzere dağılmıştır..." Aynı şeyi Şarku'l Avsat ve Hürriyet gazetelerine demecinde Saddam'ın Hıristiyan asıllı yardımcısı Tarık Aziz söylemiştir. " Saddam Irak'ın ruhuydu. Saddam gitti, Irak bitti.." Ürdün Kralı Abdullah bölgede bir Şii hilalinden, yayı veya ekseninden  bahsederken bunu ihbar gibi kabul ediyor ve reddediyorlar. Ama Şiiler bunu kabullenerek söylediğinde kimseden itiraz sesleri yükselmiyor. Tespitin kimyası kişiden kişiye değişiyor mu yoksa ? Şiistan'ın laik dailerini deşifre edenlerden birisi de Mete Çubukçu. Birikim dergisinin 211'inci sayısında ABD'nin Irak'taki askeri fiyaskosunu kaleme alırken bir tarafından da Şiilerin durumunu tahlil etmiştir.  Bu husustaki görüşleri şu merkezdedir :"

ŞİİSTAN VE VELİ NASR

 Piyasa yeni çıkan "Şiiliğin Yükselişi" (When the Shiites Rise) adlı kitabın yazarı İran asıllı Veli Nasr Foreign Policy dergisinin Temmuz sayısında Bush yönetiminin Irak'taki mezhebi dengeyi bozarak, sadece Irak değil, bütün bölgeyi etkileyece