|
Mustafa Özcan
Şiistan'ın laik daileri
Laik Şiilerle dindar veya
siyasi Şiiler arasında gerçekten de amansız bir kavga var. Bununla birlikte
daha geniş dairede buluşabildikleri de görülüyor. Siyasi dairede buluşamasalar
bile içtimai dairede buluşabiliyorlar. Aksi taktirde, Türkiye'de Osmanlı
sonrası hala devam eden Alevi-Sünni gerginliğini veya en azından uyumsuzluğunu
izah edemeyiz. Demek ki meselenin gerisinde, siyaseti aşan toplumsal dokuyu
etkileyen tarihi bir süreç ve öz var. Evet, siyasetin payı var ama meselenin
siyasi yönü daha ziyade konjonktürel. Ama içtimai yön konjonktürel yönün de
üzerinde ve onu aşıyor. Bu itibarla, son sıralarda neoconlarla birlikte çalışan
İran veya Irak asıllı laik entellektülellerin bir Şii uyanışından bahsetmeleri
karşısında ne şaşırmalı ne de bunu yabana atmalıyız. Siyasi olarak kavgalı
oldukları bir rejimin siyasi kazanımları Şia namına alkışlıyorlar. Hatta
Sünnileri de böyle görüyorlar. Baas rejimini ve Saddam'ı ve benzerlerini laik
klişeler altında Sünnilik yapmakla suçluyorlar. Demek ki siyaseti aşan içtimai
bir şiilik veya teşeyyü boyutu ve damarı var. buna ister kültürel şiilik
isterse içtimai şiilik deyin Irak işgali sırasında uç vermiştir. Bunların
başında da Seyyid Hüseyin Nasr'ın oğlu Veli Nasr ve neoconların yakın dostlarından
Fuad el Acemi gelmektedir. Tebriz'den Lübnan'a ; Lübnan'dan da ABD'ye göç eden
ve burada kariyer yapan Fuad Acemi adeta Irak'ın yeniden işgalinin entellektüel
mimarlığını yaparak çağdaş bir Nasirüddin Tusi sıfatını kazanmıştır. Bu hak edilmiş bir sıfattır.
Moğolların Bağdat'ı işgalleriyle birlikte bundan en karlı çıkan içtimai
topluluk (taife) şiiler olmuştu. Hulagu'nun yerini alan Bush'un Irak'ı yeniden
işgalinden sonra da işgalden en karlı çıkan içtimai topluluk yine Şiiler
olmuştur. Fuad Acemi bunu saklama gereği bile görmüyor. İşgalden sonra Irak'ta
oluşan Şii iktidara ve hükümetlere 'işgalin meyvası veya yabancıların hediyesi'
diyor. 'Yabancıların meyvası' adıyla işgali alkışlayan bir kitap yazmış. Nasirüddin Tusi nasıl Hulagu'nun
danışmanlığını yapıyorsa Fuad Acemi de Bush ve ekibinin danışmanlığını
yapmıştır. Cheney ve işgal ekibine 'endişeye mahal yok: Iraklılar sizi güllerle
karşılayacaklar' diyen o olmuştur. Halbuki işgalin dördüncü yılında Firdevs
Meydanı'nda Saddam'ın heykelini yıkan adam şimdi bin pişman. İşgal zulmünün Saddam'ın zulmünü arattığını
söylemiştir.
Balyozcu bin pişman
9 Nisan 2003 günü
Bağdat'ın Firdevs Meydanı'ndaki Saddam heykelinin yıkılışı sırasında kaideye
indirdiği balyoz darbeleriyle tanınan Iraklı halterci Kadim el Cuburi, işgalin
4. yılında konuştu: "Çok pişmanım. Amerikalılar, diktatörlükten daha kötü.
Her gün, bir öncekinden daha beter."ABD ordusu Nisan 2003'te başkent
Bağdat'a girdiğinde, Firdevs Meydanı'nda bulunan bronz Saddam heykelini yıkmaya
çalışan kalabalığı yararak gelen iri kıyım bir adam, 7 metre boyundaki heykelin
bulunduğu beton kaideye art arda balyozunu indirmişti. Kameralara yakalanan bu
görüntü, Iraklı diktatörün yıkılışının sembolü olmuştu. Şampiyon halterci ve
aynı zamanda motor tamircisi olan işgal döneminin sembol siması dört yıl sonra
bin pişman. Irak'ın işgalinin 4. yılında İngiliz Guardian gazetesine konuşan
halterci Kadim el Cuburi, "Gerçekten de Saddam heykelini yıkmaya
çalıştığım için son derece pişmanım. Amerikalılar, diktatörlükten daha kötü.
Her gün, bir öncekinden daha beter" diyor. Saddam'ın oğlu Uday tarafından,
tamir ettiği motosikletin ücretini istediği için Ebu Garib Cezaevi'ne yollanan
El Cuburi, orada kendi aşiretinden birçok mahkûmu gördüğünü, bazılarının
asıldığını ve işkence gördüğünü belirterek, "Saddam'ın ve ailesinin yok
olması için Allah'a yakarmıştım" dedi. El Cuburi şöyle devam ediyor:
"Bildiğiniz, tanıdığınız şeytan, tanımadığınızdan
daha iyidir. Ben şu anda, keşke Saddam başımızda olsaydı diyorum. Çünkü Saddam,
Amerikan işgalinden çok daha iyiydi. Artık dostla düşmanı ayıramıyoruz. Durum
her gün daha tehlikeli bir hal alıyor. Yaşam daha da kötüleşiyor. İnsanlar
yoksul. Fiyatlar da her geçen gün artıyor. Saddam, Stalin gibiydi. Ancak
işgalin çok daha beter olduğu da çoktan kanıtlandı." İşte işgali
Iraklıların başına saran yeni Hülagu tahtında Bush ve Nasirüddin Tusi makamında
da, Fuad Acemi gibi şahsiyetlerdir. Şii taassubuyla hareket ettiğinden hiç
kuşku yok. Irak olaylarını tahlilde ve vardıkları hüküm ve sonuçlarda Hekim grubundan Sadreddin Kabancı ile guya
laik Fuad Acemi arasında hiçbir fark yoktur. Yaşanılanları işgale fatura
edeceği yerde aksine müstebid Arap rejimlerine yüklüyor ve yıkıyor. 'Bu
(işgalcilerin) demokrasi deneyimini ve tecrübesini beşiğinde boğmak istiyorlar'
diyor. Fuad Acemi ayrıca Arap diktatörlerin İran'ın bölgede nufuzunun
artmasından ve Şiilerin Irak'ta iktidara gelmelerinden korktuklarını,
gocunduklarını söylüyor. Ve şunu demeye getiriyor :"Irak'ta iktidara
Şiileri getiriyor ve İran'ın nufuzunu artırıyorsa o vakit yaşasın Amerikan
emperyalizmi!" Açıkça Şii iktidarını işgalin eşsiz bir hediyesi olarak
görüyor ve selamlıyor. 1986 yılında Kayıp İmam ( The Vanished Imam: Musa
Al-Sadr and the Shia of Lebanon) Musa Sadr'ın hayatını kaleme alıyor. Milliyetçi
Arap birliği ideolojisini mezhebi bir ideolojiyle okuyarak bunun bir Sünni
egemenliğin kabı ve kılıfı olduğunu ileri sürüyor ( On Pan-Arabism, he
described the ideology as 'Sunni dominion dressed in secular garb'). Beyrut'u
yazdıktan sonra Arapların Rüya Köşkü kitabında bu tezini seslendiriyor. Sanki
kendisini tarif edercesine milliyetçi Arapların Sünnilik ideolojisini laiklik
sütresi arkasına gizlediklerini ileri sürüyor. Zaferlerin itidal veya
merhametle kazanılamayacağını öngörüyor. Bu savaş manyakları olarak tarihe
geçen (warmongers) neoconların Irak'la ilgili uyguladıkları shock and awe (
dehşet ve diz çöktürme) stratejisi değil midir ? Zaten Irak kara harekatını bu
saldırı stratejisi üzerine kaybetmedi mi ? Bu durumda, Nasırüddin Tusi gibi emperyalistlerin yerli
kılavuzlarından olan Fuad Acemi Irak savaşının mimarı Wolfowitz'in en yakın
dostlarından birisi olması tesadüf değildir. Herşeyi gitmiş geride sadece
nefreti kalmış. Veya başka bir ifade ile : Maazallah dini gitmiş geride
taassubu ve asabiyeti kalmış. Nasıl olmuşsa Sistani Amerikan uyrukluları kabul
etmediği halde Fuad Acemi'yi buyur etmiş ve huzuruna kabul etmiş. Belki de
geçmişi bu kabulde kendisine yardımcı veya şefaatçı olmuştur. Johns Hopkins
Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler okutan Fuad Acemi yine buraya bağlı
SAIS kurumunda faaldir. Bunun ötesinde CFR idare kurulu üyesidir. Foreign
Affairs dergisinin de danışmanlar kurulu arasında bulunuyor. Wolfowitz ile
dostluk münesebetine paralel olarak mesai arkadaşları arasında bizim de
yakından tanıdığımız hatta belalımız olan Michael Rubin geliyor. Onunla aynı
çatı altını paylaşıyor. Birlikte Middle East Forum'un yayın organı olan Middle East Quarterly dergisini
çıkartmaktadırlar. Rubin Türkiye'deki ulusalcı gösterilerine sahip çıkarak
Rice'ın hükümete sahip çıkmasını eleştirmiştir. Rice'ın Türkiye'ye bilmediğini
ileri sürmüş ve Türkiye'nin kendi ilgi alanlarına girdiğini ima etmiştir.
Acemi'nin dostu Michael Rubin ABD'nin Ortadoğu politikasını şöyle
özetlemektedir : Radikal İslam'la savaş. Onun sözlügünde 'radikal İslamı' yasal
ve yasal olmayan diye ikiye ayırma yok.
Öyle bir zahmete girmiyor. Hepsinin aynı olduğunu ve bunlarla
savaşılması gerektiğine inanıyor. Filistinlilerin İsrail'in varlığını
içselleştirme noktasında ikna edilmelerini istiyor. ABD'nin Ortadoğu
petrollerine bağlılığına son vermek de paketin bir başka tezi. Bölgeye demokrasi ihracına hız
vermek beklentilerinden bir diğeri. Bu noktada Fuad Acemi ile yolları yeniden
kesişiyor. Fuad Acemi İran Dini Lideri Ayetullah Humeyni'nin devrim ihracı
yerine ABD'nin demokrasi ihracını yeğliyor ve bunun müstebit Arap yönetimlerine
karşı Şiilerin lehine olduğunu düşünüyor. Paul Wolfowitz'in dostu Fuad Acemi
savaş kışkırtıcılığı yaparak Irak'lıların işgale direnmeyeceklerini bilakis
işgalcileri çiçeklerle ve güllerle karşılayacaklarını söylemiştir. Bu
sözleriyle Cheney gibilerini de yanıltmış ve Cheney onun ağzıyla ve ondan
aldığı ödünç cümlelerle konuşarak Iraklıların Amerikan askerlerini çiçeklerle
karşılayacağını söylemiştir. Bu yönde kamuoyunu imale etmek (ta'bie) Fuad Acemi
ve Bernard Lewis gibilerine düşmüştür. Piri Nasirüddin Tusi Bağdat ilk kez
Moğollar tarafından işgal edilirken Hulagu'nun danışmanlığını yaparken çağın
Hulagusu olan Bush da Irak'ı yeniden işgal ederken; ona ve onun Neocon ekibine
Fuad Acemi gibiler danışmanlık yapmıştır. İlginçtir, Irak Osmanlılardan sonra
1917'de İngilizlerin eline geçerken iktidar Şiilerin lehine el
değiştirmemiştir. İki kez Şiiler içtimai olarak Bağdat'ın işgalinden
yararlanmışlardır. Birincisi Hulagu işgali ikincisi de Bush işgalidir. İngiliz
işgali döneminde böyle bir şey olmamıştır.
Kamuoyunu işgale hazırlama açısından Fuad Acemi iktidar
ulemasının misyonunu üstlenmiştir. Yani müstebit Arap rejimlerinin ulema-ı su
veya saltanat ulemasına özenmiş veya heveslenmiştir. Bazı Arap ulamasının
liderlerine yaptıklarını o da Bush ve avenesine yapmıştır. Liderlerin
hoşlanacakları şeyleri konuşmuştur. Bundan dolayı kendisine Adam Spatz gibi
bazıları pür yetenek veya Acem palavracısı kipinde 'native informant'
demişlerdir. Yani kısaca, kralın soytarılığını yapmaktadır.
Biyoğrafisini kalame alan bazıları onu Irak'lı Şii Ahmet
Çelebi'ye benzetseler de o bu benzetmeyi beğenmemiştir. Çelebi'yi kendi
sikletinde ve seviyesinde görmemiştir. O kendisini Kissinger'e benzetmektedir.
Bu defa da yüksekten uçmaktadır. Gerçekten de Kissinger başkan Nelson, Nixon ve
para babası Rocekefeller ile geliştirdiği münasebetlerle kariyerini füze
hızıyla yükseltmiştir. Fuad Acemi de CBS, US News & World Report, New Republic
gibi mevkutelerin sahipleriyle geliştirdiği ilişkilerle yükselmeyi becermiştir.
Ona göre, Sünni
Araplar Şiilerin özgürleşmesini hazmedemiyorlar. Kıskanıyorlar. Zeminin
altlarından kaymasından endişe ediyorlar. Irak'taki sıkıntılarının temel nedeni
de bu. El Mecelle dergisinde Fuad Acemi'nin biyoğrafisini kaleme alan Ali
Cemaleddin haklı olarak ondan Kum'un Washington'daki sefiri olduğunu ifade
etmiştir, El Mecelle'nin okuyucuları da mezhebinin veya taifesinin inançlarına
hizmet ederek Washington'ı Irak bataklığına ve dipsiz kuyusuna sürüklediği
görüşünü paylaşmaktadırlar ( 28/1/2007,
10/2/2007, el Mecelle). Velhasıl o Zalmay Halilzad'ın Şii görünümlüsü. NYTimes
yazarlarından Thomas Friedman da kendisini referans alanlardan. Rice'ın da
danışmanlarından. Bununla birlikte kendisi hakkında müspet söylenebilecek tek söz, Batı-Doğu
ayrımını reddetmesidir : En son olarak 'Biz kimiz ?' kitabıyla gündeme gelen
Huntington ve onun ötesinde de Rudyard Kipling gibilerin Doğu-Batı ayrımına
veya tezadına iltifat etmiyor. East-West dichotomy denilen bu Batı-Doğu tezadı
ona göre yok. Ülkelerin doğu-Batı medeniyetleri arasında bölünmüşlüğü fikrine
katılmıyor. Katılması zaten kendi kendisinin inkarı olurdu. Bu kadar iyiliği de
olsun gayri. Bununla birlikte tezad düştüğü bir nokta var. Doğu-Batı
çatışmasına veya bölünmesine karşı ama İslami yelpazede Şii-Sünni bölünmesine
ses çıkartmıyor. Daha doğrusu Şiileri, reddettiği bölünmedeki Batı kampına
yaklaştırmaya ve yerleştirmeye çalışıyor. Bu da onun tezadı.
VELİ NASR
VERSİYONU
Fuad Acemi'nin
bir eşi de Hüseyin Nasr'ın oğlu Veli Nasr'dır. O da işgali ve onu takip eden
olayları aynı şekilde okuyor. The Shia Revival adlı kitabın yazarı olan Veli
Nasr Saddam'ın idamından hemen sonra şunları söylemiştir :" Saddam'ın
idamı ile Irak, bir daha bir araya gelmemek üzere dağılmıştır..." Aynı
şeyi Şarku'l Avsat ve Hürriyet gazetelerine demecinde Saddam'ın Hıristiyan
asıllı yardımcısı Tarık Aziz söylemiştir. " Saddam Irak'ın ruhuydu. Saddam
gitti, Irak bitti.." Ürdün Kralı Abdullah bölgede bir Şii hilalinden, yayı
veya ekseninden bahsederken bunu ihbar
gibi kabul ediyor ve reddediyorlar. Ama Şiiler bunu kabullenerek söylediğinde
kimseden itiraz sesleri yükselmiyor. Tespitin kimyası kişiden kişiye değişiyor
mu yoksa ? Şiistan'ın laik dailerini deşifre edenlerden birisi de Mete Çubukçu.
Birikim dergisinin 211'inci sayısında ABD'nin Irak'taki askeri fiyaskosunu
kaleme alırken bir tarafından da Şiilerin durumunu tahlil etmiştir. Bu husustaki görüşleri şu merkezdedir :"
ŞİİSTAN VE VELİ NASR
Piyasa yeni çıkan
"Şiiliğin Yükselişi" (When the Shiites Rise) adlı kitabın yazarı İran
asıllı Veli Nasr Foreign Policy dergisinin Temmuz sayısında Bush yönetiminin
Irak'taki mezhebi dengeyi bozarak, sadece Irak değil, bütün bölgeyi etkileyece
|