|
Yeni Fatimiler Mısır'ı istiyor
Yusuf
Kardavi günümüzün Abdullah Süveydi'si mesabesindedir. İranlı cihangir
Nadir Şah İran'ın mezhebi hususiyetlerinden dolayı İslam dünyasına asla
liderlik yapamayacağını keşfetmişti. Bundan dolayı Şia'nın usulünü ve
akaid bölümüne atarak ve Ehl-i sünnete uydurarak sadece ameli yönüyle
yani Caferi mezhebiyle iktifa edilmesi taraftarıydı.Buna da beşinci
mezhep denilecekti. Tarihen sabittir ki, İsna Aşeriyye Caferi Sadık'tan sonra
oluşmuştur ve İsna Aşerilik ile Caferiye arasında hiçbir bağ ve
münasebet yoktur. Kanaatimce Mahmut Şeltüt de bu hususa temas etmiştir.
Caferi mezhebiyle taabbüt edilebileceğini öngörerek bu yönüne atıfta
bulunmuştur. Bu, tarihi kavganın toprağa gömülmesini amaçlayan iyi
niyet girişiminden başka bir şey değildir. Lakin bu fetva da istismar
edilmiştir. Kaldı ki, bu fetvasında Şeltüt'ün ne kadar isabet ettiği de
tartışmalıdır. En azından kendi görüşüdür. Zaten Şiiler bir bütün
olarak Mahmut Şeltüt'ün fetvalarını benimseyecek olurlarsa geride Şia
mezhebi diye bir şey kalmaz. Sözgelimi Mahmut Şeltüt hem nüzül-ü İsa
hem e Mehdi hadislerini red ve inkar etmektedir ( El-Havaric eh
Haruriyyun: Dr. Ahmet Hicazi es Sakka, s: 79, Mektebetü'l Külliyat el
Ezheriyye). Zaten Mehdilik meselesini çektiğinizde Şia mezhebi
tepetaklak olur ve paradigması çöker. Dolayısıyla Şeltüt'e fazla bel
bağlayacaklarına Ehl-i sünnet ışığında kendilerini tashihle meşgul
olsunlar. Velhasıl Nadir Şah döneminde Sünni ulema adına Abdullah
Süveydi ile Şii ulemayı temsilen Mollabaşı arasında derin bir münazara
yapılıyor ve bu tartışmada Ehl-i sünnet galebe çalıyor. Çağımızda da
Yusuf Kardavi benzeri münazaralara katılmıştır. Bunlardan birisi
Rafsancani ile El Cezire Kanalı'nda yaptığı tarihi tartışmadır. Bu
tartışmanın muhassalasını Süveydi el Hucec el kat'iyye kitabında ortaya
koymuştur.
*
Huveydi,
Ahmet Kemal Ebu'l Mecd ve Muhammed Selim Avva gibi kimileri Kardavi'nin
bu meseleyi büyüttüğü görüşündedir. Halbuki kimilerine göre bardak
taşmış ve Yusuf Kardavi Şii yayılmacılığı tehlikesi karşısındaki
uyarısında geç bile kalmıştır. Kimileri İslam dünyasının gayet zor bir
dönemden geçtiğini ve dolayısıyla böyle nazik bir dönemde tali
kavgaların bırakılmasını istiyorlar ve bu meselenin gündemle
getirilmesine karşı çıkıyorlar. Anlamadıkları husus şudur: Şia'nın ve
onu temsilen İran devletinin bu nazik durumu ve zamanı altın fırsat
olarak görmesi ve değerlendirmesidir. Hadise bundan ibarettir.
Şiileştirme faaliyetlerine gelecek olursak: Saddam sonrası ABD ile
işbirliği yoluyla Şii kesimler Irak'ı siyaseten Şiileştirmişler ve
bunun sonucunda Irak'ta yüzyıllardır hüküm ferma olan denge ortadan
kalkmıştır. 1917 ile 1920 arasında İngilizlere karşı başkaldırıyı ve
Sevretü'l İşrin'i birlikte gerçekleştiren Şiiler ve Sünniler Amerikan
işgali karşısında ise ayrılığa düşmüşlerdir. Neden? Nedeni Şiileri
yeniden politize eden İran devrimlidir. İran devrimi Ortadoğu'daki
bütün menfi gelişmelerin odağındadır. İran devrimi olmamış olsaydı ne
Irak-İran savaşı gerçekleşir en azından 8 yıl sürerdi ne de işgal
sonrasında Şii ve Sünniler birbirine düşerdi. Bugün İran'dan Lübnan'a
kadar yaşanan Sünni-Şii gerilimin merkezinde ve temelinde İran devrimi
vardır. İran devrimi hem Şiiliği hem de Persliği yeniden ihya eden dini
ve milli bir devrimdir. Ali Mirani gibilerin ve birçok Arap yazarın
iştirak ettiği husus Şiiliğin milli bir İran mezhebi olduğudur. Hatta
Valı Nasr Şahbanu ile Hazreti Hüseyin'in evliliğini şöyle tanımlar :"
Seymbolizes the marriage between Iran and Shiism" Yani İran ile
Şiiliğin izdivacını sembolize etmektedir. Bu da başka bir cihetle ve
dolaylı olarak Şiliğin İran'ın milli mezhebi olduğunu teyid eder ( The
Shia Revival, Vali Nasr, s: 63).
Şia'nın ateşi siyasettedir ve Ayetullah Humeyni bu ateşi yeniden yakmıştır.
*
Gelelim
Kardavi'nin iddialarının zayıflığına. Bunun doğru olmadığına dair
Abdulhalim Avis bir kısmı kendi müşahedatı olan şu hususları aktarır :"
Çok samimi bir Iraklı dostum anlattı. Irak'ta Şii ölüm mangaları
tarafından öldürülmüş 120 sünninin dosyasını ve buna dair belgeleri
bizzat İran'a giderek İranlı yetkililere teslim ettim; umulur ki
yandaşlarını uyarır da ; bu gibi tüyler ürperten vahşet örnekleri son
bulur. Ben de tarihe tanıklık olarak şunu söylüyorum
: 15 yıl kadar önce Cezayir'de İslam Düşüncesi Buluşmalarında Muhammed
Gazali, Yusuf Kardavi ve dönemin Cezayir Din İşleri Başkanı Abdurrahman
Şeyban ( şu an Cemiyetü Ulema'il Müslimin lideri) baş başa vermişler ve
teşeyyü ve Şiileştirme tehlikesi karşısına alınabilecek tehditleri
görüşüyorlardı. Cezayir'deki Şiilik faaliyetlerinin önünün alınması
için aralarında istişare ediyorlardı,,," Bilindiği gibi Cezayir
bağımsızlığını kazandıktan sonra Şeyh Muhammed Gazali Konstantine İslam
Akedemisi'nde uzun yıllar dersler vermişti. Avis sözlerine şöyle devam
ediyor :" Bugün Şiilik Komor Adaları ahalisini ve hükümetini silip
süpürüyor ve önüne katmış gidiyor. Yemen'de Saade'li Zeydilerin Kum
veya benzeri medreselere giderek İsna Aşeri doktrini almaları gibi
Komor Devlet Başkanı da İran medreselerinde eğitim görmüş ve onların
tezgahından geçmiştir. Bugün Mısır'ın önemli şehirlerinden Zekazik'e
bağlı Ebu Hammad bölgesi teşeyyü faaliyetlerinin odağı haline
gelmiştir. Salah Ebu ismail'in talebelerinden teşeyyü etmiş Tarık
Yusuf bölgedeki Şiileştirme faaliyetlerini yürüten isimdir .
Zekazik'dan sonra Mansura'da da eski İhvan mensubu Ahmed Rasim Nefis de
Şiiliğe girmiş ve Şiiliğe girmekle kalmamış bütün
Mısır'ı da da Şiiliğe çağırıyor. Şiiliğin eski kalesi olarak kabul
ettiği Mısır'ın da tümden şiileştirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Mısır'daki Alevi eğiliminin kadim ve köklü olduğunu ileri sürmektedir.
Hatta daha da ileri giderek Mısırlıların Hazreti Osman'ın katli
(şehadeti) şerefine nail olduklarını söylemiştir. Halbuki bu şerefe
(şerefsizliğe) nail olanlar Mısırlılar değil bir takım göçmen
kabilelerdir. Kardavi'nin ısrarları sonucunda 14 Ekim 2008 tarihinde
toplanan Müslüman Alimler Birliği bir takım kararlar almış ve bunu
İran'a tebliğ etmiştir. Bu kararlar çerçevesinde peygamberimizin
arkadaşlarına ve eşlerine hürmet edilmesi luzumu hatırlatılmıştır. Keza
Müslümanın kanının her yerde olduğu gibi Irak'ta da haram olduğu ifade
edilmiş ve sünnilerin öldürülmesinin önüne geçilmesi istenmiştir. Sünni
bölgelerde Şiileştirme faaliyetlerine derhal son verilmesi de talepler
arasında yerini almıştır. Bunun dışında azınlık haklarına hürmet
babından sistematik bir şekilde aşağılanan İran Sünnilerinin haklarına
riayet edilmesi de istenmiştir. İran'dan bunları uygulaması
istenmektedir. Top şimdi İran'ın sahasındadır. Bakalım yine ipe un
sermeye devam edecek mi ? ( Eş Şeyh Kardavi ve emanetü'l mebde,
Abdulhalim Avis, El-Mısriyyun 24/10/2008)…"
Demek ki Kardavi'nin söyledikleri delilsiz değil. İran'ın Kirfez ülkelerinde oludğu gibi ısır gibi ülkelerde de beşinci taburu bulunmaktadır.
|