|
Yedinci dalga; Yeşil dalga
Ergenekon
meselesi dallanıp budaklanıyor. Ve sonunda ulusalcı İslamcılar adıyla
bilinen kesimlere kadar ulaştı. Sabah gazetesi bunu : Ergenekon'da
Yeşil Dalga diye duyurdu. Bunların Ergenekon'la
bağlantıları kadar ve belki daha da öncelikli olarak ulusalcılıkla
ilişkilerinin analiz edilmesi ve fikri bağlantılarının ortaya
çıkarılması gerekir. İslami kesimlerin ve düşüncenin sağlığı açısından
bu çok önemli. Belki ikinci kademede ortaya çıkarılması gereken husus,
liberal İslamcı düşüncenin de kare köklerinin ortaya çıkarılmasıdır.
Her iki düşünce sistematiği de İslam'a yabancı olduğu oranda onu
kendilerine benzetmeye ve yozlaştırmaya çalışıyor. Her iki düşünce de
İslam nokta-i nazarından reformisttir. Aslında sonuç itibarıyla ikisi
de aynı kapıya çıkıyor. Kendi aralarında kavga etseler bile sonuç bir.
Ulusalcılık İslami düşüncede bir sapma hareketidir. Çok bariz ve açık
bir misal vermek gerekirse eskiden ulusalcı kesimler İslami kesimleri
ümmetçilikle suçlarlardı. İslami kesimleri ümmetçi olarak
yaftalarlardı. Bugün baktığımız zaman ulusalcı İslamcı kesimlerin aynen
onlar gibi ümmet-hilafet eksenli düşünceleri 'fitne' olarak takdim
etmekteler. Kendilerini Ulusalcı-Kemalist olarak konumlandırmakta ve
tanımlamaktadırlar. Özellikle İslami kesimlerde ve onun ötesinde genel
olarak ulusalcılık 12 Eylül ve bilhassa 28 Şubat sürecinde oluşmuştur.
Darbe ortamlarının bir ürünüdür. Ve bu akımların ortak özelliği
zikzaklı ilişkileri ve çizgileridir. Düşünce
itibarıyla da sofistike olmayıp suçlamaya meyyal kalıpçı, slogancı ve
sığdırlar. Mesela bunlardan birisine atfedilen (A.A.) 'Ya ulusalcısınız
ya da hainsiniz' kolaycılığı gibi. Bu aslında tarihte Haricilerin
günümüzde de Bush'un anlayışının bizdeki izdüşümlerindendir. Bilindiği
gibi, Bush'un yaklaşımı şuydu :" Take it or leave it/ ya sev ya terk
et" Bu düşünce ekseni hem ülkemiz hem de dini eğerlerimiz açısından
yozlaştırıcıdır.
*
Ahmet
Akgül'ün fikri çizgisine baktığımız zaman; hala kendisini Milli Görüş
çizgisiyle izah etmeye kalkışsa bile onunkisi Milli Görüş'e rağmen
Milli Görüşçülüktür. Hazreti Ali ile gulat-ı Aleviler asındaki ilişki
gibi. Hazreti Ali'nin reddettiği bu ilişi
türünü ötekiler ispata yelteniyorlardı. Elaziz merkezli düşünce de de
Erbakan Mehdi olarak tanımlanmaktadır. Halbuki Ebu'l Hasan en
Nedevi'nin İmam-ı Rabbani kitabında beyan ettiği gibi Mehdiyetçilik
batiniliğin bir şubesidir. Ve günümüze en Kemalist ve ulusalcı
çizgideki dini cereyanların fikir merkezinde Mehdicilik anlayışı
yatmaktadır. Anılan kliğin Kemalizmle
ilişilerine gelince Posta gazetesinin hakkındaki bir habere göre,
Mustafa Kemal'e hakaretten bir yıl hapis yatmış bir kimsedir. Ardından
da yıllar sonra hacimli ve tuğla kalınlığında 'Bizim Atatürk' adlı bir
kitap kaleme almıştır. Yine Posta gazetesin aynı haberinde Konya
bürolarının önünde aslan heykelleri
görünmektedir. Yine tasavvufi alan onların çelişkili oldukları bir
alandır. A. Akgül, Libya'nn davetiyle çeşitli tasavvufi cereyan
mensupları ve tarikat temsilcileriyle birlikte bu ülkeye gitmişti. Ama
Cumhuriyet gazetesinden konuyu takip eden Mehmet Faraç'ın haberinde
bambaşka bir Ahmet Akgül portresiyle karşılaşıyoruz ve şöyle yazıyor :"
Erbakan yanlısı, tarikat karşıtı ve Atatürk'e yönelik ılımlı çizgisiyle
dikkat çeken derginin yayın politikası ve muhalif duruşu akla çeşitli
sorular getirdi.' Faraç'ın aklına birçok soru üşüşebilir bizim aklımıza
da ondan fazla sorular üşüşüyor ve bu
tutarsızlıklar geliyor. Kimi gazeteler bu grubun Milli Görüş ve SP
yanlıları tarafından ihbar edildiğini yazıyor. Mladiç'in Karadziç'i
ihbarı gibi. Ben ihtimal veriyorum sadece Konya'da yaşanan bir
arbededen sonra fikri yapılarından ziyade güvenlikle alakalı bir konudan dolayı emniyete haklarında
bir şikayet intikal etmiş. .O kadar. Bununla birlikte Milli Görüş
çizgisiyle inişli çıkışlı ilişilere sahip olagelmiştir. Onun ötesinde
Recai Kutan'ındanışmanı olan Oğuzhan Asiltürk, Ahmet Akgül'ün hiçbir
zaman Milli Görüşçü olmadığını fakat dışarıya kimliğini bu şekilde
izhar ettiğini ve yansıttığını söylemiştir. A. Akgül baştan beri
sorunlu bir kişiliğe sahip ve, zamanla imale edilmiş ve fikren ele
geçirilmiş olabilir. Bunun nedeni de ya donanımda bir eksiklik ya da
pürüzlü bir kişiliğe haiz olmasıdır.
*
İşçi
Partililerle birlikte aynı anda operasyona maruz kalmaları onlar
açısından talihsizlik olmuştur. Bilindiği gibi Perinçek grubu tarihi
boyunca sistematik olarak dinle diyanetle uğraşmış ve özellikle de
İslamiyete olan olumsuz ilgisi sürekli olarak gündemde kalmıştır. Turan
Dursun'a sahip çıktığını hatırlatmak bile kafi
gelir sanırım. Aziz Nesin'in konumu onun ve çevresinin yaptıkları
karşısında çok hafif kalır. Bundan dolayı Hüsnü Aktaş geçmişte
benzerleri için 'topal tağut' sıfatını kullanmıştır. Zaman zaman ABD'ye veya politikalarına karşı tepki noktasında ortak reflekse sahip olmak mümkünse
de bundan ötesi beyhude. Din konusunda Doğu Perinçek'in durduğu yer
gizlenemeyecek kadar açıktır. Dolayısıya onun kurumlarında dini
programlar yapmak eşyanın tabiatına zıttır. Dini, jeo politiğe kurban
etmektir. Dine bakış açısından ulusalcılarla liberaller arasında pek
bir fark olmadığını söylemiştim. Birisi mutlak hürriyetle ve bunun
tabii sonucu olan ibahiye ile kurutuyor
diğeri de hürriyetsizlikle boğuyor. Son sıralarda liberal İslamcılarla
ulusal İslamcılar mantar gibi bittiler ve ülkenin ufkunu kararttılar.
İyalog gibi meseleleri aralarında kimlik kavgası meselesi haline
getirdiler. Dindarları ve ülkeyi kutuplaştırdılar. Ulusalcı İslami cemaatların veya teşekküllerin genel vasfı batiniliğe meyyal oluşlarıdır. Batiniliğe kaydıkları oranda
ulusalcılarla ortak noktaya ve zemine ulaşmış oluyorlar. Batiniliğe
kaydıkça ulusalcılığın çekim alanına giriyorlar. İslami teşekküller
batiniliğe yaklaştıkları oranda ulusalcılığa ve derin devlete
yaklaşıyor; derin devlette İslami cemiyet veya cemaattalara nufuz ve
hulul ediyor. Bunu anlamak için ulusalcı İslami anlayışların kimyasına
ve tabiatına bakmak yeterlidir.
www.mustafaözcan.com
|