// -->

Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

MustafaÖzcan.com

 

Ana Sayfa

Güncel Yazilar

Kitaplar

Röportaj

Fikir Köşesi

Ziyaretci Defteri

Biyografi

İletişim

 

 

Mustafa Özcan

 

 

Tashih  ve kendimizi gözden geçirme mevsimi

Bir bedevi veya tabiri aherle a'rabi'ye  sormuşlar :'Adalet nedir ?' Arabi kendi zaviyesinden demiş ki :" Benim komşuma saldırmam ve onun malını davarını ganimet elde etmem ve ailesini esir almam adaletin ta kendisidir…" Bunun üzerine yine sormuşlar. Peki öyleyse zulüm nedir ? Bunu da istifini bozmadan cevaplandırmış :" Komşumun haksız yere gelip benim ailemi esir  ve malımı, davarımı ganimet almasıdır…" İşte buna orman kanunu diyorlar. Bu orman kanunuyla ilgili İslam'ın irşadı ve rehberliği şudur. Bir gün peygamberimiz arkadaşlarına bir buyrukta bulunuyor ve şöyle diyor :" Darda ve genişlikte ve zalim veya mazlum iken kardeşine yardım edin…" Bunun üzerine İslam terbiyesi almış sahabiler :" Ya resulallah bu cahiliyet devrinin genel geçer bir kuralıydı. Bunu İslam'da nasıl uygulayacağız ? İslam bu kuralı tadil etmedi mi ? Mazlum kardeşimize yardım edelim ama zalime nasıl sahip çıkacağız ?" Bunun üzerine Peygamberimiz :" Zalimi zulmünden men etmeniz ona yardımcı olmanızdır" buyuruyor. İşte nizam-ı alem ancak bu anlayış üzerine kaim olabilir.  Aksi taktirte, herkes kendi eşkiyasına sahip çıkar ve diğer tarafın veya kutbun eşkiyasını hor görür ve  cezalandırmaya kalkışırsa kıyamet de bundan kopar. Cahiliyet döneminde taraftarlık kabileye idi. Daha sonra bir ırka veya millete veya günümüzde parti gibi teşekküllere yapılır oldu. Bununla birlikte İslam dünyası hala tam kabileye  sadakatinden kurtulabilmiş ve hakiki veya objektif sadakate ulaşabilmiş değil. İslam kabile dayanışmasını ancak müspet manada onaylıyor. Yasaklamıyor bilakis onu düzenliyor ve düzeltiyor. Başkalarının hukukuna zarar vermediği ölçüde ve müddetçe. Günümüzdeki modern teşekküller etrafındaki sadakatlerde de ölçü böyle olmalı değil midir ? Halbuki günümüzde dindarlar kendi hırsızlarına ve laik zümre ise kendi hırsızına ve arsızına sahip çıkıyor. Böylece oligarşiler çatışmasına şahit oluyoruz.  Böylece toplumsal uzlaşma fevt olduğu gibi adalet duygusu da köreliyor. Veya bedevinin veya arabi'nin  adalet anlayışından bir farkımız kalmıyor. Dindarların bundan behemehal kurtulması lazım.Zira İslam'ın talimatları ve öğretileri böyle değildir. Yanlışta taraf tutmak yoktur. Doğruda taraf tutmak vardır.    Maalesef günümüzde İslam adına cahiliyet anlayışına sahip çıkılıyor. Hangi yazar veya çizer kendi camiasına toz konduruyor.  Hazreti Ömer'i sigaya çeken arkadaşları nerede ? 'Karşı kutup var, sırlarımızı serrişte etmeyelim' yaklaşımıyla kendimizi ve sosyal zeminimizi çürütüyoruz.

  Yapılması gereken yeniden sabitelerimize ve İslam ahlakına dönmektir. Başka kurtuluş yolu kalmamıştır. Günümüzde İslami cemaat ve hareketlerin en büyük yanlışlarından birisi himmetini tamamen siyasi noktalara teksif etmiş olmasıdır. Doğrudan siyasete yönelmesi sonucu  ihlası kırılmış, sadakati hakikat sadakatinden zümre sadakatine evrilmiştir. Siyasi daireyle gereğinden fazla ilgilenmek sosyolojik altyapının ihmalini intaç etmiştir. Peki siyasetle ilgilenmek doğru değil midir ? Siyaset hayatın her alnında vardır. Ve eylem ve fiillerimiz siyasidir. Lakin siyasetten siyasete fark vardır. Siyasi olarak başarılı olmanın kriteri nedir ? Altyapının sağlam olması eğil midir ? Bu kriteri en iyi anlatanlardan birisi Fas Tevhid ve Islah Hareketi'nin Başkanı Muhammed Hamdavi'dir ve şöyle özetlemektedir. 'Davet ve tebliği alanında başarının eşlik etmediği siyasi bir başarı, koftur ve içi boştur…" Bu noktadan bakıldığında şayet üstyapı ile uğraşırken altyapı ihmal ediliyorsa

Orada bir başarıdan değil yıkımdan söz etmek gerekir. İşte Fas AKP'sinin altyapı ile ilgilenen bir organı vardır ve Tevhid ve Islah hareketi olarak anılmaktadır. İhvan'ın Ürdün'de de öyle bir görev dağılımı vardır.   Peki Fas AKP'sinin Türkiye'deki kardeşi AKP'nin böyle bir altyapısı var mıdır ? Bundan dolayı AKP iktidarı uzadıkça sosyolojik zeminde bir iyileşme değil geriye gidiş gözleniyor. Türkiye'nin bekasının teminatı olan dindar zümre de üst yapısının yozlaşmasıyla, yozlaşıyor.  Bunun bir kısmı küresel etki ve bir kısmı da laiklerin baskılarına hamledilebilir. Bundan dolmayı AKP'nin göz açamadığı söylenebilir. Elbette kısmen mazeret payları var. Bununla birlikte benimsedikleri yöntemin ve kuralsızlığın hiç mi günahı ve suçu yok ?  Kendimizi gözden geçirdiğimizde acaba bu kaybettiklerimizin hesabını hiç yaptık mı? Onları hesaba kattık mı ? Yoksa 'istim arkadan mı gelir' dedik. Muhtemelen öyledir de. Öyleyse Türkiye'de İslami hareket bitme ile kendini gözden geçirme arasında bir berzahta bulunmaktadır. Mısır'daki İslami hareketler kendilerini gözden geçiriyorlar. Fas'daki İslami hareket de kendisini gözden geçiriyor. Ama Türkiye'de AKP kendisini gözden geçirdi mi ? Zirvede olması belki bu gözden geçirmeyi erteletebilir ama ortadan kaldırmaz. Birgün kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir. AKP'nin kendisini muhafazakar veya merkez partisi olarak tanımlaması da kendini gözden geçirmek yerine konformizmden medet umduğunu gösterir.

Evet! Siyaset bizim kurtarıcımız olacağı yerde helaket ve felaket sebebimiz oldu. Siyaset çizgisi üzerinden birileri iktidara geldi ve bir diğerleri de kesesini doldurdu ve zengin oldu. Peki hedeflere ne oldu ?  Süreç içinde üst zemini besleyen alt zemin veya  sosyolojik zemin adeta çöktü.

 Muhammed Hamdavi gibi Yusuf Kardavi de aynı husustan şikayetçidir. Sosyolojik zemin veya davet yerine üst yapıya ve siyasete gereğinden daha fazla ehemmiyet vermek. Yada doğrudan iktidara talip olmak. İktidari prensipler ve kurallar bağlamında değil de şahsiyetler ve kadrolaşma bağlamında istemek veya görmek. Bu idealist değil pragmatik bir iktidar talebidir.  Bunun sonucunda prensiplerimizi yerleştiremediğimiz gibi kodrolarımızı da yozlaştırdık ve çürüttük.  Ve iktidar elimizden gitmesin diye de her türlü yöntemden medet umar hale geldik. Bu mu olmalıydı ? Kardavi de aynen Ebu'lHasan en Nedevi gibi İhvan-ı müslimin'i, siyasi alanda fani olduklarından ve bütün gayretlerini bu alana teksif etmelerinden dolayı eleştirir. cemaatla yollarını ayırmasının da temel nedenlerinden birisi budur (1). Bediüzzaman da İhvan'ı kardeş cemaat olarak görmesine rağmen bu alanlarda mülahaza hanesini ve çekincelerini açık ve mahfuz tutmuştur.

 Bugün İslam aleminde hem yöneticiler hem de yönetilenler yani hem railer hem de raiye suçludur. Mısır eski Müftüsü Nasr Ferid Vasıl da (2) İslam aleminin en büyük çıkmazlarından birisinin istibdat olduğunu hatırlatmıştır. Dolayısıyla Abdurrahman Kevakibi'nin 19/20'inci yüzyılda yazmış olduğu Tebaiu istibdat/İstibdadın karakteri  kitabının ortaya koyduğu illetler el'an bugün dahi geçerlidir. Bununla birlikte madalyonun iki yüzü vardır. Buna razı olan ve gereği kadar mücadele etmeyen halk kümeleri, yığınları ile, iktidarının bir kısmını olsun halkına devretmeye yanaşmayan bozuk ve fasit yöneticiler. Lakin bu müstebit yöneticilerle mücadele yöntemi ne olmalıdır. İktidarı ıslah mı, yoksa muktedirlerin yerine geçmek mi ? İslami hareketler onarın yerine geçmeyi mi esas almalı yoksa onları ve iktidarın tüzel ve hükmi şahsiyetini düzeltmeyi mi ? İşte burada Ahmet Raysuni hem railere yani yöneticilere hem de halka yol göstermektedir (3).

 İslami hareketlerin yapması gereken doğrudan iktidara talip olarak lekelenmek değil iktidarı takvim ve tashih etmek yani düzeltmektir. Bundan dolayı Raysuni yöneticilerden istibdatlarından feragat etmelerini ve halktan da iktidara talip olmak yerine yöneticilerden istibdatlarını terk etmelerini istemelerini öğütlüyor.

 Galiba İslam dünyasının müzmin siyaset hastalığın tek reçetesi bu.  Başka alanların hakları verilmeden İslam'a hizmet olarak sadece siyasi yöntemin belirlenmesi ve uygulanması birçok hastalığı da beraberinde getiriyor. Bu hastalıklardan birisi indirgemeciliktir.  Siyasi indirgemecilikle birlikte değerler manzumesi aşınıyor ve sosyolojik yapı çürüyor. Haram helal birbirine karışıyor ve onun ötesinde ahlaki yapı tarumar oluyor. Din suflileşiyor ve Protestanlaşıyor ve dini-dünyevi ve ulvi bir değerler sistemi yerine ideolojik araç konumuna geliyor.

 Bunun sonuçlarından birisi olarak algılanan ve yaşanılan İslam ile gerçek İslam arasında açı farkı giderek artmaktadır. Ve yine bunun zararlarından birisi olarak ideallerden kopan fikri hayat çoraklaşmaktadır. Bunun nedenlerinden birisi entelektüel zeminden ziyade İslam'ın mensuplarının nezdinde İslami teorik zeminin zayıflığıdır. İslam'a hizmet yöntemi teknik olarak tam sağlıklı olarak ortaya konulamamıştır. Bundan dolayı da İslami hizmetler teorik zemin yerine pratik zeminde seyretmektedir. Ve süreç içinde yapılması gereken ama yapılmayan hususlardan birisi de hedeflerin sürekli olarak gözden geçirilmesidir.  Bazı alanlarda zamanla hedef değiştiği halde eski hedefin veya kalmayan hedefin peşinden sürüklenilmekte ve koşulmaktadır. Hazreti Ömer'in müellefe-i kulup için yaptığı gibi.  İslam'ın şevketi buna ihtiyaç bırakmadığında Hazreti Ömer müellefe-i kulup müessesesini ortadan kaldırmıştır.

 Dolayısıyla İslami camianın en büyük eksikliği teorik zeminin yetersizliği ile hakiki rehberlikten yoksun oluşudur.  Tabii ki rehberlik derken interaktif bir rehberlikten söz ediyoruz. Yoksa Kur'an-ı Kerim'in yerine geçirilen kendinden menkul her derde deva liderleri veya rehberleri kastetmiyoruz.  Acilen yapılması gereken husus, kendimizi yeniden gözden geçirmek ve süreçte kaybettiklerimizin telafisinin imkanlarını araştırmaktır. Burada en aldatıcı hususlardan birisi karizmatik liderlerdir. Karizmatik liderlik ancak diğer şıkların yanında bir anlam ifade edebilir. Aksi taktirde, tuzak olmaktan öteye geçmez. Bundan dolayı kurumsallığa ve sürekliliğe ehemmiyet veren Hazreti Ömer Halid Bin Velid'i görevinden almıştır. Aksi takdirde, İslam ordusunun güçlü yanı iken zamanla zaaf noktası haline gelebilecekti.  

Dolayısıyla İslami siyasi model şudur : Siz kalkın yerinize biz oturalım değil istibdattan vazgeçin.

Bugün yapılması gereken, sabitelerimize geri dönmek ve İslam'a hizmette en sağlıklı yöntemi ve metodu keşfedebilmektir. Bu yapılırsa arkası çorap söküğü gibi gelecektir.

1-El Mısrı el Yevm:  8/9/2008

2-El Mısri el Yevm : 20/9/2008

3- Et-Tecdit : 23 September 2008

www.mustafaözcan.com

 

Mustafa Özcan

www.MustafaÖzcan.com

 
 

 

 

 

 

 

 

Güncel Kitap

İslamın Papa'ya Cevabı

Papa 16. Benedict Türkiye'de. Ziyaret, Papa’nın Müslümanları inciten talihsiz konuşmasını yeniden gündeme taşıyor. Dış politika yazarı Mustafa Özcan'ın "islam'ın Papa'ya Cevabı" adlı kitabı ise bu gündemi nasıl yorumlamamız gerektiği konusunda ipuçları veriyor.

 

 

 

 

 

Kitap

Siyaset ve Itidal

 

Siyaset ve İtidal

“Vusûlsüzlüğümüz usûlsüzlüğümüzdendir,” denmiştir. Gerçekten de başarının iki sırrı ve anahtarı var. Birisi ihlas ve samimiyet, diğeri de doğru yöntemdir. Bugüne kadar tökezlememizin sebeplerinden birisi yanlış yöntemde ısrardır. Söz gelimi, İslam, ahkamı ve esasları itibarıyla kapsamlı ama usulü ve yöntemi itibarıyla tedricîdir. Dolayısıyla uygulanması hikmet gerektirir.

Aktuel makaleler

Mustafa Özcan

Geleceği keşfedenler

Mustafa Özcan

Zirveleri devirmek

Mustafa Özcan

Bizdenciler!

 
Mustafa Özcan
İlk direnişci
 
Mustafa Özcan

Dostun attığı gül...  

 
Mustafa Özcan

Kayıp hakikatın peşinde..

 
Mustafa Özcan

Özgürlük takıntısı

 
Mustafa Özcan
Brown`u cepheye sürmek
 
Mustafa Özcan

Gates hayal görüyor

 
Mustafa Özcan

Diyarı evlad-ı fatihandan diaspora Türklerine

   
Mustafa Özcan

Bilderberg

 
Mustafa Özcan

Geylani Türbesine saldırı

   
Mustafa Özcan

Kozmetik sistem

   
Mustafa Özcan

Şükran ve minnet

 
Mustafa Özcan

İslam'ın altıncı şartı

 
Mustafa Özcan

Acemi

 

EMAiL

Copyright ©  2007 | powered by ingtecplan.de | Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

Yenibosna İstanbul Türkiye