Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

MustafaÖzcan.com

Ana Sayfa

Güncel Yazilar

Kitaplar

Röportaj

Fikir Köşesi

Ziyaretci Defteri

Biyografi

İletişim

 

 

Mustafa Özcan

 


Şuubiye aktörleri

Tanzimat'la birlikte başımıza gelen musibetlerin büyüklerinden
birisi (belki de en büyüğü) kadim şuubiye taunu ve belasıdır. Bu bela
yüzünden imparatorluğu toprağa verdik. Onunla birlikte, Müslüman
toplumları da yele verdik ve savurduk. Bu bela bir virüs olduğu gibi
bu virüse yakalanan kimi milliyetçi ve kavmiyetçi liderler ve aktörler
de vardı. Osmalı'nın yıkılmasının ardından her biri ayrı bir yana
savruldu. İşte Aziz Ali el Masri Paşa bunlardan sadece birisidir.
İttihatçı maarif vekillerinden Sati Husri de bunlardan birisidir.
Kendisine ikinci İbni Haldun denmiştir. Osmanlı'dan sonra onun
parçalarında da aynı menhus görevini icra etmiştir.. Kah Irak Kralı
Faysal'ın kah Nasır'ın çevresinde ve sofrasında görmekteyiz onu. Nuri
Said Paşa da bir başka Aziz Ali el Masri Paşa'dır. Geçenlerde 14
Haziran (2008) tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanan ' Arapsaçı
Osmanlı'ya pahalıya patlamıştı' haberi ve muhtevası bu unutulan
yüzleri gündeme getirdi ve bana benzeri aktörleri hatırlattı.
Bunlardan birisi de Molla Mustafa Barzani'dir. Barzani çıkışı
bütünleşmekte değil ikinci Babil devrini andıran Fransız Devriminden
itibaren çözümü çözümsüzlükte ve parçalanmakta arayan rical
arasındadır. Gerekçesi de muktezayı halin ve modanın böyle olmasıdır.
Onu 1947 yılında Mehabat Kürt Devleti'nin genelkurmayında görmekteyiz.
Ardından da kendisi ve oğulları bu projenin ölmesinden sonra benzerini
Irak'ta ; doğdukları topraklarda uygulamak istemişlerdir. Onda da
hüsran üstüne hüsran yaşamışlardır. Lakin Napolyon'un başlattığı
meş'um çığırın izleyicilerinden olan Churchill ve onun da izleyicisi
olan oğul Bush devrinde emellerinin bir kısmına nail olmuşlardır.
*
Türkiye'de tarihçilerin bile bilmedikleri Aziz Ali el Masri Paşa,
Arap Türk ayrışmasında kritik roller oynamış bir adamdır. Kendisi Türk
İttihatçılığına karşıdır ama yapa yapa onun bir taklidi olan Arap
İttihatçılığını gerçekleştirmiştir. Bu Muhammed Haseneyn Heykel
gibilerin tarih yorumlarıyla da sabittir. Modelleri aynıdır bundan
dolayı zıt kardeşlerdir. Aynen Bush ile Ahmedinejad benzerliğinde
olduğu gibi. Bu tozlu yaprakların arasında kalmış şuubiye ve
aktörleri meselesini Hürriyet gazetesi sözkonusu haberiyle
güncelleştirmiş oldu. Meseleyi oradan biraz takip ettikten sonra kendi
hükmümüzü verelim:"Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın, Arap Ekonomi
Forumu'nda, konukların Arap olduğunu unutup, "İşler arapsaçına döndü"
demesi, tarihten bir meseleyi de akıllara getirdi. Arap
milliyetçilerin Birinci Dünya Savaşı'nda çıkardıkları isyanın
gerekçelerinden biri, Osmanlılar'ın 'arapsaçı' deyimiydi. Arap
milliyetçilerin kanını beynine sıçratan Osmanlı deyimlerinden diğeri
de, "Ne Arabın yüzü, ne Şam'ın şekeri"ydi...
BİR Arap olan Aziz El Masri, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı
Ordusu'nda görevli bir subaydı. Masri'nin bir diğer özelliği de,
Osmanlı Devleti'ni Birinci Dünya Savaşı'na sokan Enver Paşa'nın Harp
Okulu'ndan sınıf arkadaşı olmasıydı. Enver ve Talat Paşa'yla İttihat
ve Terakki'nin en güçlü 3 adamından olan ve Birinci Dünya Savaşı'nda
4. Ordu Komutanı olan Cemal Paşa'nın Çağdaş Yayınları'ndan Nisan
1977'de çıkan "Hatıralar, İttihat ve Terakki, 1. Dünya Savaşı Anıları"
adlı eserinde yazdığına göre, Aziz El Masri bir Arap milliyetçisiydi.
Cemal Paşa, Aziz Bey'i, 1904'te stajyer Yüzbaşı olduğu dönemden
tanıyordu. Hareket Ordusu'nda da görev alan Aziz Bey'le bir gün
rastlaşıp konuşurlarken, Cemal Paşa, Osmanlı birliği ve hilafeti için
Arap milliyetçilik akımının tehlikelerinden bahsediyordu.
Köpeklere bile Arap dediniz

Aziz Bey'in yüzü birden değişti. Soğuk bir tavırla: "Arapların, yerden
göğe kadar hakları var. Siz Türkler, biz Araplar hakkında şimdiye
kadar imhadan, tahkirden, tezyiften başka ne yaptınız ki, şimdi bizden
dostça muamele bekliyorsunuz. Unutuyor musunuz ki, İstanbul'da
köpekleri çağırmak için "Arap!.... Arap!... Arap!..." dersiniz. En
muğlak meseleleri izah için "Arap saçı gibi" dersiniz, "Ne Arabın
yüzü! Ne Şam'ın şekeri!" tabiri daima kullandığınız sözlerdendir.
(...) Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Bağdat ve umumiyetle Irak
bölgesinin yıkıcısı Hülagü'nün neslinden bir ahlaksız Tatarı, Şam
Ordusu'na müşir (mareşal) tayin ettiniz. Arapların Tatarlar
aleyhindeki hislerini ve kinini bilmez değilsiniz. Hal böyle iken
Osman Paşa'yı 5. Ordu Müdürlüğü'ne göndermek, Arapları aşağılamaktan
başka bir amaç taşıyamaz" dedi.

Osmanlı'dan isyancılara geçti

Cemal Paşa, Aziz Bey'i dinledikten sonra Anadolu Türklerinin Araplar
hakkındaki büyük hürmetinden bahsederek, her birisi kim bilir ne gibi
hadiseler tesiriyle halk dilinde küçük düşürülmüş olmaktan başka bir
mahiyete haiz olmayan bu sözleri dikkate almanın, İslam alemi için
telafisi imkansız bir felakete neden olabileceğini söyledi. Aziz Bey,
bir süre sonra patlayan Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'ya ihanet
eden Mekke Şerifi Hüseyin'in birliklerine karıştı. Aziz El Masri,
Şerif Hüseyin'in isyanına yardım ettikten sonra, İbni Suud'un Hicaz
Krallığı'nı yıkmasından sonra Mısır'a kaçtı. Mısır'da Arap
milliyetçileri arasında saygın bir yer edindi. Mısır Ordusu'na
girerek, ordunun modernleştirilmesine çalıştı. Mısır Ordusu'nda
Genelkurmay Başkanlığı'na kadar yükseldi…"
*
Hürriyet kariyerini eksik bırakmış. En bariz sıfatı ve özelliği Hür
Subaylar'ı yetiştirmiş olmasıdır. 1952 Hür Subaylar Darbesi onun
mimarlığını yaptığı İttihatçı gelenek üzerine yapılmış bir darbedir.
Bunu Enver Sedat gibiler de hatıratlarında itiraf etmişlerdir.
Kimilerine göre, (Muhammed Harp) Aziz Ali el Masri'nin kanında
Şevki'nin kanında olduğu gibi Çerkezlik de vardir. Bu detay sabit olsa
bile pek önemli değildir. Önemli olan Molla Barzani'den Aziz li E
Masri'ye kadar bir sürü çağdaş liderin geçmişinde şuubiye gölgesininve
kalıntısının bulunmasıdır.

www.mustafaözcan.com

Mustafa Özcan

www.MustafaÖzcan.com

 
 

 

 

 

 

 

 

 

MUGETRON

 

 

 

 

Güncel Kitap

İslamın Papa'ya Cevabı

Papa 16. Benedict Türkiye'de. Ziyaret, Papa’nın Müslümanları inciten talihsiz konuşmasını yeniden gündeme taşıyor. Dış politika yazarı Mustafa Özcan'ın "islam'ın Papa'ya Cevabı" adlı kitabı ise bu gündemi nasıl yorumlamamız gerektiği konusunda ipuçları veriyor.

 

 

 

 

 

Kitap

Siyaset ve Itidal

 

Siyaset ve İtidal

“Vusûlsüzlüğümüz usûlsüzlüğümüzdendir,” denmiştir. Gerçekten de başarının iki sırrı ve anahtarı var. Birisi ihlas ve samimiyet, diğeri de doğru yöntemdir. Bugüne kadar tökezlememizin sebeplerinden birisi yanlış yöntemde ısrardır. Söz gelimi, İslam, ahkamı ve esasları itibarıyla kapsamlı ama usulü ve yöntemi itibarıyla tedricîdir. Dolayısıyla uygulanması hikmet gerektirir.

Aktuel makaleler

Mustafa Özcan

Geleceği keşfedenler

Mustafa Özcan

Zirveleri devirmek

Mustafa Özcan

Bizdenciler!

 
Mustafa Özcan
İlk direnişci
 
Mustafa Özcan

Dostun attığı gül...  

 
Mustafa Özcan

Kayıp hakikatın peşinde..

 
Mustafa Özcan

Özgürlük takıntısı

 
Mustafa Özcan
Brown`u cepheye sürmek
 
Mustafa Özcan

Gates hayal görüyor

 
Mustafa Özcan

Diyarı evlad-ı fatihandan diaspora Türklerine

   
Mustafa Özcan

Bilderberg

 
Mustafa Özcan

Geylani Türbesine saldırı

   
Mustafa Özcan

Kozmetik sistem

   
Mustafa Özcan

Şükran ve minnet

 
Mustafa Özcan

İslam'ın altıncı şartı

 
Mustafa Özcan

Acemi

 

EMAiL

Copyright ©  2007 | powered by ingtecplan.de | Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

Yenibosna İstanbul Türkiye