Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

MustafaÖzcan.com

 

Ana Sayfa

Güncel Yazilar

Kitaplar

Röportaj

Fikir Köşesi

Ziyaretci Defteri

Biyografi

İletişim

 

 

Mustafa Özcan

 

 

İslam dünyası küreselleşmenin neresinde ?

Küreselleşme zamanımızın bir gerçeği . Engellenemiyor. Teknik olarak dünyanın küçük bir köye dönüşmesi sonucu 'küresel köy' vücuda gelmiş durumda. Ulaşımın ve iletişimin ve ticaretin yaygınlaşması ve hızlanması bunu doğurmluştur. Hadis diliyle buna tekarubuzzaman' denilmektedir. Zamanın hızlanması ve yoğunlaşması anlamında.

 Bununla birlikte, tekniğin küreselleşmesi her alanda küreselleşle anlamına gelmiyor. Daha ziyade ihracat ve ithalat üzerinden emtianın küreselleşmesi söz konusu.  Gümrük tarifeleri anlaşmalarıyla malların serbest mübadelesi neredeyse küreselleşmenin olmazsa olmazı haline gelirken insanların serbest dolaşımı tahditlerden kurtulamıyor veya sınırlı olarak gerçekleşmektedir. AB vatandaşları arasında gerçekleşmesi gibi.

 Bunun dışında bilgi de küreselleşiyor. Bunun yanında modernizm olarak anılan değerlerin küreselleşmesi de söz konusu. Bununla birlikte, küreselleşmenin de yasakları ve mübahları var. İslam alemiyle küreselleşme arasında eşleştirme yapmak için küreselleşme alanlarını iyice tespit etmemiz gerekir. Küreselleşmeyi dört bölümde ele alabiliriz(1):

  • Ekonomik küreselleşme.
  • Siyasi küreselleşme.
  • Kültürel küreselleşme.
  • Teknolojik küreselleşme.

Özal'ın hayatımıza soktuğu globalleşme bir vakıa. Radyo keşfedildikten sonra Bernard Russel şöyle söyleyecektir ." Dünyamız bir köye dönüşecek ve insanlar birbiriyle daha rahat iletişim kuracaklar bu da savaşların ve buhranların sonu olacak…"

Elbette dünyanın küçük bir köye dönüşmesi kehaneti gerçekleşti ama bu kehanetin lazımı veya mütemmimi gibi anılan savaşların bitmesi ve insanların daha iyi anlaşması beklentisi ne yazık ki  gerçekleşmemiştir.  Savaşlar ilk küreselleşen sosyolojik kanunlar arasındadır. Yani savaş ezeli bir küresel gerçektir ve modern küreselleşme onu yok edememekte belki onunla birlikte yapısallaşmaktadır. İnfitah veya açıklık politikalarıyla birlikte küreselleşme devam etmektedir. ABD'nin öteden beri teşvik ettiği ekonomik politikalar açık kapı politikalarıdır. Türkiye'de 24 Ocak kararlarıyla birlikte ekonomik küreselleşme son aşamasına girmiştir. Keza Enver Sedat'la birlikte ekonomik küreselleşme Mısır'da da benzeri bir aşama kat etmiştir. Suudi Arabistan ise Kral Fahd döneminde ve ertesinde küreselleşmenin bu boyutuyla tanışmıştır. Kültürel boyutuyla tanışması ise daha geç bir evrede olacaktır. 11 Eylül 2001 sonrası. yani Kral Abdullah döneminde.

 İslam dünyasında en erken ve en hızlı küreselleşen bölge Körfez bölgesi olmuştur. Küreselleşmeyi tetikleyen unsur petrol tafrası ve sıçramasıdır. Bu, bölgeyi sonuna kadar dünyaya açmış ve bölge yapısal bir değişiklik geçirmiştir. Bunun sonucunda petro-dolar gelirleriyle milyarlarca dolar tutarında sermayeye hükmetmiştir. Bu küreselleşme iki zafiyeti de içinde barındırmaktadır. Bunlardan birisi, Körfez ülkelerinin askeri yönden zayıflığıdır. Bu zayıflık nedeniyle bölge kırılgan bir yapı arz etmektedir. Kendine güvenen ve tehevvüre kapılan Saddam Hüseyin, Rumeyla petrol bölgesini bahane ederek Kuveyt'i işgal etmiştir. Bu ise bilahare tüm bölgede Amerikan yayılmacılığının ve işgalinin önünü açmıştır.  Bu mesele, Körfez bölgesi açısından küreselleşmenin meydan okumalarından birini teşkil etmektedir.

İkinci meydan okuma ise,   içtimai ve demografik güvenlikle alakalıdır. Hizmet sektöründe ve diğer sektörlerde yabancı çalıştırma ihtiyacı nedeniyle Körfez ülkelerinin asli ahalisi zamanla azınlık durumuna düşmüştür. Ve bu hususta giderek tehlike çanları çalmaktadır. Sözgelimi, 2025 yılı tahminlerine göre Kuveyt halkı Kuveyt nufusunun ancak yüzde 5'ini teşkil eder duruma düşecektir. Yine BAE ve Katar gibi ülkelerde durum aynı belki yüzde 3'ler seviyesine inecektir. Bu da telafisi olmayan bir açıktır.

Küreselleşen körfez'deki bir başka tehlike ise İran-ABD rekabetidir. İran'ı tehlike gösteren ABD bu ülkelere bolca silah satmaktadır. Halbuki Malik Bin Nebi'nin söylediği gibi satın alma veya ödünç alma silah ancak sahibini korur. Yoksa müşterileri değil. Dolayısıyla ABD körfez ülkelerini İran'ı tehdit göstererek ajite etmekte ve şantaj uygulamakta ve dolayısıyla iradesin bu yola ipotek altına almaktadır. Bu politikaların sonuçlarından birisi Irak'ın Kuveyt'i işgali olmuştur. Nispeten Körfez ülkeleri ABD'nin bu politikalarına karşı alışkanlık ve muafiyet kesbetmiştir. İşin ikinci boyutu da İran tehdididir. ABD bu tehdidi kullansa bile İran'ın bölgesel politikaları da körfez ülkelerine güven vermemekte onu hami arayışlarına itmektedir. Sözgelimi, Ebu Musa adası ve benzeri adalar nedeniyle Körfez ülkelerinin İran'ı eleştirileri  Tahran tarafından 'içişlerine müdahale' olarak algılanmış ve yansıtılmıştır. Türkiye ile KİK arasındaki stratejik ittifaklar bir denge arayışına matuftur. Keza Mısır Dışişleri Bakanı Ahmet Ebul Geyt'in 14 Eylül (2008) tarihinde Türkiye ziyareti de böyle bir arayışın sonucudur. Mısır bunun ittifak ve mihver arayışı olarak görülmesine karşı çıksa da (2) bölge ülkeleri 2003 yılından itibaren İran'ın Irak'ta izlediği politikalardan dolayı müşteki ve endişelidir. Körfez ülkeleri ateşle kor arasında kalmış vaziyettedir. Gerçekten de küreselleşme ve zenginlik Körfez bölgesine saadet getirmiş midir ?     Petrol varlığı ve zenginlik en azından risk faktörünü  ve sosyal çözülmeyi de artırmış görünüyor.

SİYASİ KÜRESELLEŞME

Küreselleşmenin ikinci boyutu ise siyasi küreselleşmedir. Siyasi küreselleşmenin amacı belki ileride ortak bir dünya devletine ulaşmaktır. Küreselleşe karşıtlarında hep bu kuşku var ola gelmiştir. Soğuk Savaş'ın bitmesine rağmen Soğuk Savaş dönemi kurumlarının muhafaza edilmesi hatta küreselleştirilmeye çalışılması bu kuşkuları artırmıştır. Güvenlik Konseyi'nin gayri adil yapısının devamı ve NATO'nun doğuya doğru yürüyüşüne devam etmesi bu kuşkuları dağıtmak yerine pekiştirmiştir. Ancak NATO'nun büyümesi iflas ihtimalini de beraberine getiriyor. Rusya'nın Gürcistan'a müdahalesi ve NATO'ya üye olsa bile ve kollektif savunma doktrini şemsiyesine haiz olsa bile saldırıya uğrayacağının söylenmesi caydırıcılığın bittiği noktaya işaret ediyor. NATO'nun S.O.S. verdiği alanlardan birisi de Afganistan'dır. 11 Eylül rejiminden itibaren siyasi küreselleşme de Bush'un politikalarıyla birlikte dibe vurmuş ve yara almıştır. CFR Başkanı Richard N. Haas, Bush döneminde tek kutuplu dünyanın bittiğini ve kutupsuz bir dünyaya doğru yol alındığını yazdı. Financial Times'a yazdığı makalede geleceğin dünyasının daha çalkantılı olacağını öngörmektedir (3). Global trendlere baktığımızda bu sözün bir kehanet değil dosdoğru bir gerçek olduğunu görüyoruz. İdeolojiler ve fikirler kavgası dönemi bitmiş yerini çıkarlar kavgası almıştır. Ve küresel trend olarak giderek faşizan akımlar ve devlet anlayışları egemen olmakta ve güçlenmektedir. Bush ve Putin yönetimleri bu trende tipik iki örnektir. Kutupsuzluk veya çok kutupluluk dönemiyle birlikte dünya yeni bir sancılı döneme giriyor. Bu insanlığın özlediği veya arzuladığı siyasi küreselleşme tablosunun da sonuna işaret ediyor.

KÜLTÜREL KÜRESELLEŞME

Kültürel küreselleşe değerler düzensizliğinin veya modernizmin yaygınlaşması anlamına geliyor.  Bu bağlamda, medeniyetler arası diyalog aslında küreselleşmenin araç ve ayaklarından birisidir. Hatemi döneminde İran'ın da sıcak baktığı bu trendi İslam dünyasında şu anda Türkiye ve Suudi Arabistan sürdürmekte ve bu alanda başı çekmektedir. En son Suudi Arabistan ispanya'da böyle bir medeniyetler ve dinler arası  diyalog toplantısına öncülük etmiştir. Halbuki bu diyalog tarzı barıştan ziyade sosyal çürüme ve çözülmeye hizmet etmekedir. Bugün Vatikan'ın ve Kilise'nin boy hedefinde bu diyalog sürecinin eşbaşkanı Zapatero'nun olması tesadüf değildir. Elbette Kilise'nin tarihi hataları vardır ama bu tarihi hataların bedeli dini sosyal hayattan silmek ve dışlamak olmamalıdır. Küreselleşme bugün değerlerin çözülmesi şeklinde tezahür etmektedir. Gerek medeniyetler arası diyalog gerekse dinler arası diyaloğun hedef merkezinde küresel bir dünyanın inşası bulunmaktadır. Kimi Arap müelliflerine göre amacın parçalarından birisi de küresel düzende İsrail'e de meşruiyet atfetmektir.  Medeniyetler arası diyalog ve dinler arası diyalog süreçlerine baktığımızda bunların gayet tantanalı isimler altında yürütülse de pratik değerinin fazla olmadığı görülmektedir. Yumuşamanın ötesine geçememektedir.  Fakat kimileri meşruiyet sağlama meselesini göz ardı ederken gerçekte bu tür münasebetler gövde gösterisinden öte bir anlam da taşımamaktadır.  Müslümanlar açısından en tehlikeli olan şüphesiz kültürel küreselleşmedir. Bunun da araçlarından birisi diyalogdur ve bu yolla başkalarının kültürü içselleştirilmektedir. Burada başkalarının kültürüne hoşgörüyle bakmak başka bir husus onu içselleştirmek ve kendi referansları arasına almak başka bir husustur. Bu bağlamda, Suudi Arabistan'da kadınların şoför olabilmeleri hala tartışılırken daha önce yasak olan işyerlerinde ihtilat ve  karşıt cinsiyetlerin karma şeklinde bir arada çalışması izne bağlanmıştır (4). 11 Eylül'den sonra Suudi Arabistan'daki küreselleşmenin tezahürlerinden birisi budur. Bu bağlamda, kimi Körfez ülkelerinde kültürel küreselleşmenin bir başka boyutu olarak Batı üniversitelerinin şubeleri açılmaktadır. Bu bir anlamda bilimsel küreselleşmedir.  Hala Ezher'in şubeleri İran'a kurulabilir mi tartışmaların yapıldığı bir ortamda Körfez ülkeleri A'da Z'ye Batılı üniversiteleri kendi bünyesine kopyalıyor. Böylece  küreselleşmiş kadrolar yetişiyor. Ama bu ülkeler de yavaş yavaş benliklerini ve özlerini kaybediyor veya kendilerine ve özlerine yabancılaşıyorlar. Yine Newsweek gibi küresel dergiler Arapça ve Türkçe gibi yerel dillerde yayınlanıyor.

TEKNOLOJİK KÜRESELLEŞME

Küreselleşmenin bir diğer ayağı ise teknolojik küreselleşmedir. İktisadi küreselleşmenin bir başka yüzüdür. Bugün Batı'da devletler şirketlere değil şirketler devletlere hükmediyor. Şirket evlilikleri yoluyla sermaye geniş fezalara dağılıyor. Bu beraberinde teknolojik çeşitliliği de getiriyor. Sözgelimi küresel rekabetin bir uzantısı olarak ABD yazılım teknolojilerini Hindistan'a kaydırıyor. Böylece bölgesel rekabette Çin'e karşı Hindistan'ın elini güçlendiriyor. Hindistan'ı yedeğine alıyor. Sosyal devlet olma durumundan dolayı işci girdilerinin pahalı olması nedeniyle Batı Avrupalı şirketler de fabrikalarını ya Doğu Avrupa'ya ya da Asya'nın derinliklerine taşıyorlar. Bu da teknolojik küreselleşmeye hizmet ediyor. Bununla birlikte yine de İslam dünyasından gelen öğrenciler Batı üniversitelerinde stratejik alanlardan uzak tutuluyorlar ve böylece teknoloji transferinin önüne geçilmek isteniyor. Pakistan atom bombasının babası addedilen Abdulkadir Han'ın Hollanda'daki eğitimi dikkate alındığında Batılılar kuşkusuz kendilerini haklı görüyor . Batılılar daima pozisyonlarını bir adım ileride tahkim etmek istiyor olmalılar.  Batılıların yüzyıllardır İslam alemi karşısındaki parolası şudur : Bon pour L'Orient yani Şark'a yeter. Zira şarkı dun görür. Kendimiz de demez miyiz : Evin buzağısı dana olmaz diye. Fransız yaptığı için değil Fransızın yaptığını kendimize yaptığımız ve reva gördüğümüz için bu hallere düştük. Paramparça olduk.

Maalesef küreselleşmede denge İslam dünyası aleyhinedir. Küresel bağlamda Batı dünyası İslam dünyasından güçlüdür. Berlusconi'nin Batı medeniyetinin İslam medeniyetinden üstün olduğuna dair ifadesi tarihi açıdan yanlıştır. Ama günümüz açısından İslam dünyası Batı'dan birçok noktada geridir.  Bölgesel açıdan baktığımızda da İsrail nitelikli silah üstünlüğü açısından bölge ülkelerinden hem teker teker hem de toplu olarak ileride ve üstündür. ABD de bu üstünlüğünü garanti etmektedir ve Rusya da oyunun kuralını bozmak istememektedir. Bu da İslam dünyasının ancak kendi göbeğini kendisinin kesebileceğini göstermektedir. Öyleyse üçüncü mihvere hazır almalıyız.

ÜÇÜNCÜ KUTBUN AYAK SESLERİ

 Kimse bizim için elini taşın altına sokmayacaktır. Sadece İslam dünyası üzerinden elini güçlendirmeye çalışacaktır. Bu açıdan, İslam dünyası kendi yaralarını sarmalı ve dünyanın kayık dengesini yeniden tesis ve tamir etmelidir. Bölgesel kutuplaşmaların merkezi değil aksine küresel dengesizliğin dengesi olmalıdır. Bu yapılmadıkça başkalarının iştahını kabartacak bir av partisi olmaktan öteye gidemeyecektir. Kas'a yani çanak hadisinde ifade edildiği gibi İslam dünyası kurtlar sofrasındadır. Bunu aşması  zat-ı beynini yani kendi arasını düzeltmesiyle mümkündür.   İslam dünyası kendi birliğini sağlamazsa ne kendine ne de başkalarına yar olacaktır. Bu bağlamda, ancak İslami değerlerin küreselleşmesi ve tabir caize konvertibl olmasıyla yani dalgalanması ve suyulet kazanmasıyla birlikte dünya kaybettiği huzurunu yeniden yakalayacaktır. İslam dünyası böylece kendisini kemiren ir asırlık düzensizliğine son verebilecektir. Bu açıdan Ekmeleddin İhsanoğlu'nun da işaret ettiği gibi 21'inci yüzyılın muhtemel belki muhakkak aktörlerinden birisi İslam dünyası olacaktır. Neden olmasın ?  

eğitim

1-Globalization and The Muslim World,  Amer Al-Roubaie,  Malite Jaya Publishing House, S: 21.

2-El Ahram, 15/09/2008

3-Hürriyet gazetesi : 3 Haziran 2008  İlter TÜRKMEN/Kutupsuz dünya.

4-İslamonlinet : Mixing of the Sexes in Saudi Society By  Hassan Abdu Journalist - Jeddah.

5-21'inci yüzyıl kimin olacak? Abdulhamit Bilici, Zaman gazetesi, 13 Eylül 2008.

www.mustafaözcan.com

 

Mustafa Özcan

www.MustafaÖzcan.com

 
 

 

 

 

 

 

 

Güncel Kitap

İslamın Papa'ya Cevabı

Papa 16. Benedict Türkiye'de. Ziyaret, Papa’nın Müslümanları inciten talihsiz konuşmasını yeniden gündeme taşıyor. Dış politika yazarı Mustafa Özcan'ın "islam'ın Papa'ya Cevabı" adlı kitabı ise bu gündemi nasıl yorumlamamız gerektiği konusunda ipuçları veriyor.

 

 

 

 

 

Kitap

Siyaset ve Itidal

 

Siyaset ve İtidal

“Vusûlsüzlüğümüz usûlsüzlüğümüzdendir,” denmiştir. Gerçekten de başarının iki sırrı ve anahtarı var. Birisi ihlas ve samimiyet, diğeri de doğru yöntemdir. Bugüne kadar tökezlememizin sebeplerinden birisi yanlış yöntemde ısrardır. Söz gelimi, İslam, ahkamı ve esasları itibarıyla kapsamlı ama usulü ve yöntemi itibarıyla tedricîdir. Dolayısıyla uygulanması hikmet gerektirir.

Aktuel makaleler

Mustafa Özcan

Geleceği keşfedenler

Mustafa Özcan

Zirveleri devirmek

Mustafa Özcan

Bizdenciler!

 
Mustafa Özcan
İlk direnişci
 
Mustafa Özcan

Dostun attığı gül...  

 
Mustafa Özcan

Kayıp hakikatın peşinde..

 
Mustafa Özcan

Özgürlük takıntısı

 
Mustafa Özcan
Brown`u cepheye sürmek
 
Mustafa Özcan

Gates hayal görüyor

 
Mustafa Özcan

Diyarı evlad-ı fatihandan diaspora Türklerine

   
Mustafa Özcan

Bilderberg

 
Mustafa Özcan

Geylani Türbesine saldırı

   
Mustafa Özcan

Kozmetik sistem

   
Mustafa Özcan

Şükran ve minnet

 
Mustafa Özcan

İslam'ın altıncı şartı

 
Mustafa Özcan

Acemi

 

EMAiL

Copyright ©  2007 | powered by ingtecplan.de | Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

Yenibosna İstanbul Türkiye