|
İslam dünyası küreselleşmenin neresinde ?
Küreselleşme
zamanımızın bir gerçeği . Engellenemiyor. Teknik olarak dünyanın küçük
bir köye dönüşmesi sonucu 'küresel köy' vücuda gelmiş durumda. Ulaşımın
ve iletişimin ve ticaretin yaygınlaşması ve hızlanması bunu
doğurmluştur. Hadis diliyle buna tekarubuzzaman' denilmektedir. Zamanın
hızlanması ve yoğunlaşması anlamında.
Bununla
birlikte, tekniğin küreselleşmesi her alanda küreselleşle anlamına
gelmiyor. Daha ziyade ihracat ve ithalat üzerinden emtianın
küreselleşmesi söz konusu. Gümrük tarifeleri
anlaşmalarıyla malların serbest mübadelesi neredeyse küreselleşmenin
olmazsa olmazı haline gelirken insanların serbest dolaşımı tahditlerden
kurtulamıyor veya sınırlı olarak gerçekleşmektedir. AB vatandaşları
arasında gerçekleşmesi gibi.
Bunun
dışında bilgi de küreselleşiyor. Bunun yanında modernizm olarak anılan
değerlerin küreselleşmesi de söz konusu. Bununla birlikte,
küreselleşmenin de yasakları ve mübahları var. İslam alemiyle
küreselleşme arasında eşleştirme yapmak için küreselleşme alanlarını
iyice tespit etmemiz gerekir. Küreselleşmeyi dört bölümde ele
alabiliriz(1):
- Ekonomik küreselleşme.
- Siyasi küreselleşme.
- Kültürel küreselleşme.
- Teknolojik küreselleşme.
Özal'ın
hayatımıza soktuğu globalleşme bir vakıa. Radyo keşfedildikten sonra
Bernard Russel şöyle söyleyecektir ." Dünyamız bir köye dönüşecek ve
insanlar birbiriyle daha rahat iletişim kuracaklar bu da savaşların ve
buhranların sonu olacak…"
Elbette
dünyanın küçük bir köye dönüşmesi kehaneti gerçekleşti ama bu kehanetin
lazımı veya mütemmimi gibi anılan savaşların bitmesi ve insanların daha
iyi anlaşması beklentisi ne yazık ki gerçekleşmemiştir. Savaşlar
ilk küreselleşen sosyolojik kanunlar arasındadır. Yani savaş ezeli bir
küresel gerçektir ve modern küreselleşme onu yok edememekte belki
onunla birlikte yapısallaşmaktadır. İnfitah veya açıklık
politikalarıyla birlikte küreselleşme devam etmektedir. ABD'nin öteden
beri teşvik ettiği ekonomik politikalar açık kapı politikalarıdır.
Türkiye'de 24 Ocak kararlarıyla birlikte ekonomik küreselleşme son
aşamasına girmiştir. Keza Enver Sedat'la birlikte ekonomik küreselleşme
Mısır'da da benzeri bir aşama kat etmiştir. Suudi Arabistan ise Kral
Fahd döneminde ve ertesinde küreselleşmenin bu boyutuyla tanışmıştır.
Kültürel boyutuyla tanışması ise daha geç bir evrede olacaktır. 11
Eylül 2001 sonrası. yani Kral Abdullah döneminde.
İslam
dünyasında en erken ve en hızlı küreselleşen bölge Körfez bölgesi
olmuştur. Küreselleşmeyi tetikleyen unsur petrol tafrası ve
sıçramasıdır. Bu, bölgeyi sonuna kadar dünyaya açmış ve bölge yapısal
bir değişiklik geçirmiştir. Bunun sonucunda petro-dolar gelirleriyle
milyarlarca dolar tutarında sermayeye hükmetmiştir. Bu küreselleşme iki
zafiyeti de içinde barındırmaktadır. Bunlardan birisi, Körfez
ülkelerinin askeri yönden zayıflığıdır. Bu zayıflık nedeniyle bölge
kırılgan bir yapı arz etmektedir. Kendine güvenen ve tehevvüre kapılan
Saddam Hüseyin, Rumeyla petrol bölgesini bahane ederek Kuveyt'i işgal
etmiştir. Bu ise bilahare tüm bölgede Amerikan yayılmacılığının ve
işgalinin önünü açmıştır. Bu mesele, Körfez bölgesi açısından küreselleşmenin meydan okumalarından birini teşkil etmektedir.
İkinci meydan okuma ise, içtimai
ve demografik güvenlikle alakalıdır. Hizmet sektöründe ve diğer
sektörlerde yabancı çalıştırma ihtiyacı nedeniyle Körfez ülkelerinin
asli ahalisi zamanla azınlık durumuna düşmüştür. Ve bu hususta giderek
tehlike çanları çalmaktadır. Sözgelimi, 2025 yılı tahminlerine göre
Kuveyt halkı Kuveyt nufusunun ancak yüzde 5'ini teşkil eder duruma
düşecektir. Yine BAE ve Katar gibi ülkelerde durum aynı belki yüzde
3'ler seviyesine inecektir. Bu da telafisi olmayan bir açıktır.
Küreselleşen
körfez'deki bir başka tehlike ise İran-ABD rekabetidir. İran'ı tehlike
gösteren ABD bu ülkelere bolca silah satmaktadır. Halbuki Malik Bin
Nebi'nin söylediği gibi satın alma veya ödünç alma silah ancak sahibini
korur. Yoksa müşterileri değil. Dolayısıyla ABD körfez ülkelerini
İran'ı tehdit göstererek ajite etmekte ve şantaj uygulamakta ve
dolayısıyla iradesin bu yola ipotek altına almaktadır. Bu politikaların
sonuçlarından birisi Irak'ın Kuveyt'i işgali olmuştur. Nispeten Körfez
ülkeleri ABD'nin bu politikalarına karşı alışkanlık ve muafiyet
kesbetmiştir. İşin ikinci boyutu da İran tehdididir. ABD bu tehdidi
kullansa bile İran'ın bölgesel politikaları da körfez ülkelerine güven
vermemekte onu hami arayışlarına itmektedir. Sözgelimi, Ebu Musa adası
ve benzeri adalar nedeniyle Körfez ülkelerinin İran'ı eleştirileri Tahran
tarafından 'içişlerine müdahale' olarak algılanmış ve yansıtılmıştır.
Türkiye ile KİK arasındaki stratejik ittifaklar bir denge arayışına
matuftur. Keza Mısır Dışişleri Bakanı Ahmet Ebul Geyt'in 14 Eylül
(2008) tarihinde Türkiye ziyareti de böyle bir arayışın sonucudur.
Mısır bunun ittifak ve mihver arayışı olarak görülmesine karşı çıksa da
(2) bölge ülkeleri 2003 yılından itibaren İran'ın Irak'ta izlediği
politikalardan dolayı müşteki ve endişelidir. Körfez ülkeleri ateşle
kor arasında kalmış vaziyettedir. Gerçekten de küreselleşme ve
zenginlik Körfez bölgesine saadet getirmiş midir ? Petrol varlığı ve zenginlik en azından risk faktörünü ve sosyal çözülmeyi de artırmış görünüyor.
SİYASİ KÜRESELLEŞME
Küreselleşmenin
ikinci boyutu ise siyasi küreselleşmedir. Siyasi küreselleşmenin amacı
belki ileride ortak bir dünya devletine ulaşmaktır. Küreselleşe
karşıtlarında hep bu kuşku var ola gelmiştir. Soğuk Savaş'ın bitmesine
rağmen Soğuk Savaş dönemi kurumlarının muhafaza edilmesi hatta
küreselleştirilmeye çalışılması bu kuşkuları artırmıştır. Güvenlik
Konseyi'nin gayri adil yapısının devamı ve NATO'nun doğuya doğru
yürüyüşüne devam etmesi bu kuşkuları dağıtmak yerine pekiştirmiştir.
Ancak NATO'nun büyümesi iflas ihtimalini de beraberine getiriyor.
Rusya'nın Gürcistan'a müdahalesi ve NATO'ya üye olsa bile ve kollektif
savunma doktrini şemsiyesine haiz olsa bile saldırıya uğrayacağının
söylenmesi caydırıcılığın bittiği noktaya işaret ediyor. NATO'nun
S.O.S. verdiği alanlardan birisi de Afganistan'dır. 11 Eylül rejiminden
itibaren siyasi küreselleşme de Bush'un politikalarıyla birlikte dibe
vurmuş ve yara almıştır. CFR Başkanı Richard N. Haas, Bush döneminde
tek kutuplu dünyanın bittiğini ve kutupsuz bir dünyaya doğru yol
alındığını yazdı. Financial Times'a yazdığı makalede geleceğin
dünyasının daha çalkantılı olacağını öngörmektedir (3). Global
trendlere baktığımızda bu sözün bir kehanet değil dosdoğru bir gerçek
olduğunu görüyoruz. İdeolojiler ve fikirler kavgası dönemi bitmiş
yerini çıkarlar kavgası almıştır. Ve küresel trend olarak giderek
faşizan akımlar ve devlet anlayışları egemen olmakta ve güçlenmektedir.
Bush ve Putin yönetimleri bu trende tipik iki örnektir. Kutupsuzluk
veya çok kutupluluk dönemiyle birlikte dünya yeni bir sancılı döneme
giriyor. Bu insanlığın özlediği veya arzuladığı siyasi küreselleşme
tablosunun da sonuna işaret ediyor.
KÜLTÜREL KÜRESELLEŞME
Kültürel küreselleşe değerler düzensizliğinin veya modernizmin yaygınlaşması anlamına geliyor. Bu
bağlamda, medeniyetler arası diyalog aslında küreselleşmenin araç ve
ayaklarından birisidir. Hatemi döneminde İran'ın da sıcak baktığı bu
trendi İslam dünyasında şu anda Türkiye ve Suudi Arabistan sürdürmekte
ve bu alanda başı çekmektedir. En son Suudi Arabistan ispanya'da böyle
bir medeniyetler ve dinler arası diyalog
toplantısına öncülük etmiştir. Halbuki bu diyalog tarzı barıştan ziyade
sosyal çürüme ve çözülmeye hizmet etmekedir. Bugün Vatikan'ın ve
Kilise'nin boy hedefinde bu diyalog sürecinin eşbaşkanı Zapatero'nun
olması tesadüf değildir. Elbette Kilise'nin tarihi hataları vardır ama
bu tarihi hataların bedeli dini sosyal hayattan silmek ve dışlamak
olmamalıdır. Küreselleşme bugün değerlerin çözülmesi şeklinde tezahür
etmektedir. Gerek medeniyetler arası diyalog gerekse dinler arası
diyaloğun hedef merkezinde küresel bir dünyanın inşası bulunmaktadır.
Kimi Arap müelliflerine göre amacın parçalarından birisi de küresel
düzende İsrail'e de meşruiyet atfetmektir. Medeniyetler
arası diyalog ve dinler arası diyalog süreçlerine baktığımızda bunların
gayet tantanalı isimler altında yürütülse de pratik değerinin fazla
olmadığı görülmektedir. Yumuşamanın ötesine geçememektedir. Fakat
kimileri meşruiyet sağlama meselesini göz ardı ederken gerçekte bu tür
münasebetler gövde gösterisinden öte bir anlam da taşımamaktadır. Müslümanlar
açısından en tehlikeli olan şüphesiz kültürel küreselleşmedir. Bunun da
araçlarından birisi diyalogdur ve bu yolla başkalarının kültürü
içselleştirilmektedir. Burada başkalarının kültürüne hoşgörüyle bakmak
başka bir husus onu içselleştirmek ve kendi referansları arasına almak
başka bir husustur. Bu bağlamda, Suudi Arabistan'da kadınların şoför
olabilmeleri hala tartışılırken daha önce yasak olan işyerlerinde
ihtilat ve karşıt cinsiyetlerin karma şeklinde
bir arada çalışması izne bağlanmıştır (4). 11 Eylül'den sonra Suudi
Arabistan'daki küreselleşmenin tezahürlerinden birisi budur. Bu
bağlamda, kimi Körfez ülkelerinde kültürel küreselleşmenin bir başka
boyutu olarak Batı üniversitelerinin şubeleri açılmaktadır. Bu bir
anlamda bilimsel küreselleşmedir. Hala Ezher'in
şubeleri İran'a kurulabilir mi tartışmaların yapıldığı bir ortamda
Körfez ülkeleri A'da Z'ye Batılı üniversiteleri kendi bünyesine
kopyalıyor. Böylece küreselleşmiş kadrolar
yetişiyor. Ama bu ülkeler de yavaş yavaş benliklerini ve özlerini
kaybediyor veya kendilerine ve özlerine yabancılaşıyorlar. Yine
Newsweek gibi küresel dergiler Arapça ve Türkçe gibi yerel dillerde
yayınlanıyor.
TEKNOLOJİK KÜRESELLEŞME
Küreselleşmenin
bir diğer ayağı ise teknolojik küreselleşmedir. İktisadi
küreselleşmenin bir başka yüzüdür. Bugün Batı'da devletler şirketlere
değil şirketler devletlere hükmediyor. Şirket evlilikleri yoluyla
sermaye geniş fezalara dağılıyor. Bu beraberinde teknolojik çeşitliliği
de getiriyor. Sözgelimi küresel rekabetin bir uzantısı olarak ABD
yazılım teknolojilerini Hindistan'a kaydırıyor. Böylece bölgesel
rekabette Çin'e karşı Hindistan'ın elini güçlendiriyor. Hindistan'ı
yedeğine alıyor. Sosyal devlet olma durumundan dolayı işci girdilerinin
pahalı olması nedeniyle Batı Avrupalı şirketler de fabrikalarını ya
Doğu Avrupa'ya ya da Asya'nın derinliklerine taşıyorlar. Bu da
teknolojik küreselleşmeye hizmet ediyor. Bununla birlikte yine de İslam
dünyasından gelen öğrenciler Batı üniversitelerinde stratejik
alanlardan uzak tutuluyorlar ve böylece teknoloji transferinin önüne
geçilmek isteniyor. Pakistan atom bombasının babası addedilen
Abdulkadir Han'ın Hollanda'daki eğitimi dikkate alındığında Batılılar
kuşkusuz kendilerini haklı görüyor . Batılılar daima pozisyonlarını bir
adım ileride tahkim etmek istiyor olmalılar. Batılıların
yüzyıllardır İslam alemi karşısındaki parolası şudur : Bon pour
L'Orient yani Şark'a yeter. Zira şarkı dun görür. Kendimiz de demez
miyiz : Evin buzağısı dana olmaz diye. Fransız yaptığı için değil
Fransızın yaptığını kendimize yaptığımız ve reva gördüğümüz için bu
hallere düştük. Paramparça olduk.
Maalesef
küreselleşmede denge İslam dünyası aleyhinedir. Küresel bağlamda Batı
dünyası İslam dünyasından güçlüdür. Berlusconi'nin Batı medeniyetinin
İslam medeniyetinden üstün olduğuna dair ifadesi tarihi açıdan
yanlıştır. Ama günümüz açısından İslam dünyası Batı'dan birçok noktada
geridir. Bölgesel açıdan baktığımızda da İsrail
nitelikli silah üstünlüğü açısından bölge ülkelerinden hem teker teker
hem de toplu olarak ileride ve üstündür. ABD de bu üstünlüğünü garanti
etmektedir ve Rusya da oyunun kuralını bozmak istememektedir. Bu da
İslam dünyasının ancak kendi göbeğini kendisinin kesebileceğini
göstermektedir. Öyleyse üçüncü mihvere hazır almalıyız.
ÜÇÜNCÜ KUTBUN AYAK SESLERİ
Kimse
bizim için elini taşın altına sokmayacaktır. Sadece İslam dünyası
üzerinden elini güçlendirmeye çalışacaktır. Bu açıdan, İslam dünyası
kendi yaralarını sarmalı ve dünyanın kayık dengesini yeniden tesis ve
tamir etmelidir. Bölgesel kutuplaşmaların merkezi değil aksine küresel
dengesizliğin dengesi olmalıdır. Bu yapılmadıkça başkalarının iştahını
kabartacak bir av partisi olmaktan öteye gidemeyecektir. Kas'a yani
çanak hadisinde ifade edildiği gibi İslam dünyası kurtlar
sofrasındadır. Bunu aşması zat-ı beynini yani kendi arasını düzeltmesiyle mümkündür. İslam
dünyası kendi birliğini sağlamazsa ne kendine ne de başkalarına yar
olacaktır. Bu bağlamda, ancak İslami değerlerin küreselleşmesi ve tabir
caize konvertibl olmasıyla yani dalgalanması ve suyulet kazanmasıyla
birlikte dünya kaybettiği huzurunu yeniden yakalayacaktır. İslam
dünyası böylece kendisini kemiren ir asırlık düzensizliğine son
verebilecektir. Bu açıdan Ekmeleddin İhsanoğlu'nun da işaret ettiği
gibi 21'inci yüzyılın muhtemel belki muhakkak aktörlerinden birisi
İslam dünyası olacaktır. Neden olmasın ?
eğitim
1-Globalization and The Muslim World, Amer Al-Roubaie, Malite Jaya Publishing House, S: 21.
2-El Ahram, 15/09/2008
3-Hürriyet gazetesi : 3 Haziran 2008 İlter TÜRKMEN/Kutupsuz dünya.
4-İslamonlinet : Mixing of the Sexes in Saudi Society By Hassan Abdu Journalist - Jeddah.
5-21'inci yüzyıl kimin olacak? Abdulhamit Bilici, Zaman gazetesi, 13 Eylül 2008.
www.mustafaözcan.com
|