|
İran'ın ulusalcıları
Her ülkenin ulusalcıları ve küreselcileri var. İçe kapanmacıları
veya infitahçıları var. Enver Sedat'tan beri Amerikalılar infitah yani
açılma siyasetini severler. Bu elbette İran'daki siyasi cereyanlar
muvacehesinde de geçerlidir. Misalleri artıracak olursak; Rusya'da da
Avrasyacılarla Atlantikçilerin olduğu söylenir. Avrasyacılar genel
tasnif olarak ulasalcı sayılabilirler. ABD'de de yine izolasyonistlerle
yani içe kapanmacılarla açılma taraftarları vardır. İran''da da bu
yakın pozisyonlar vardır. Muhafazakarlar ile Yenilikçiler buna benzer
fay hatlarını temsil etmektedirler. Muhafazakarlar kelimenin tam
anlamıyla bizde Tuncer Kılıç Paşa'nın savunduğu çizgiyi temsil ederler.
Çok içe kapanma taraftarı değildirler. Ama genel olarak İran, Suriye,
Hizbullah ve Filistin mihveri ve direnişiyle anılıyorlar. Kendilerini
emparyalizme karşı öncephe ve önkarakol olarak değerlendiriyorlar.
Tabii ki Yenilikçileri de işbirlikçiler olarak tanımlıyorlar. Bu yüzden
İran'daki ulusalcı kanadı Muhafazakar akım temsil ederken Türkiye'deki
AKP simetrisini de Yenilikçiler temsil ediyor. Tam da İran'da
seçimlerin yapıldığı gece El Cezire'de bu iki kanadın temsilcilerini
izledim. Yenilikçi kanadı Hatemi'nin 2004 yılına kadar yardımcısı olan
Muhammed Ali Abtahi temsil etti. Hakkında bir sürü olumlu ve olumsuz
yazı okumuş olmama rağmen ilk defa bir ekranda kendisini bir nevi
vicahi/yüzyüze olarak tanıma fırsatı buldum. Program boyunca cepheden
saldırıya maruz kaldı. Hatemi'yi istisna eden karşı tarafın sözcüleri
ona söylemediklerini bırakmadılar. Bundan dolayı program boyunca çok
ürkekti. Ürkekliği şahsiyetsizlik boyutundaydı. Onun o halini gördükten
sonra Hatemi'nin neden başarısız kaldığını bir kez daha anladım. Kem
alatla kemalat olmaz. Nitekim olmamıştır. Abtahi ve benzerlerinin ne
hainlliklerini ne dönekliklerini ne de işbirlikçiliklerini bıraktılar.
İran rejimini yıkmaya çalışmakla suçlandılar. Daha da ötesine giderek
halk ayaklanmaını tahrik ederek Hamaney'i devirmek istedikleri
söylendi. Bunu söyleyen de gazetelerden tanıdık bir sima idi. Muhammed
Sadık elHüseyni. Hüseyni akıcı bir Arapça konuşuyordu. Kendisiyle bir
iki defa karşılaşmıştım. İsnadları çok cüretkar ve suçlamaları damardan
ve çok katıydı. Abtahi ise büzüle büzüle neredeyse yerin dibine geçti.
Muhammed Sadık el Hüseyni hem talakatla konuşuyor hem de cepheden
saldırıyordu. Abtahi'nin ise buna mukabil iki kusuru vardı. Bunlardan
birisi, kendisini Arapça El Hüseyni kadar rahat bir biçimde ifade
edememesi ve ikincisi de savunma pozisyonunda kalışı idi. Hemşeri
gazetesinin temsilcisi de aynı tonda Abtahi'ye sadırıyordu.
Yenilikçileri 'yamalı bohça' olarak değerlendiriyordu. Bizdeki gibi
ekonomi batmış-çıkmış umurlarında bile değildi. Varsa yoksa rövanş ve
Lübnan Suriye ve Filistin cephesinden bahsetmekti.
Muhammed Sadık el Hüseyni bir defa açık vererek
programda aslında Hamaney'in hünkesinin yani basiret ve derin
tecrübesinin Nejad'ın seçilmesini sağladığını ifade etti. Siyasi oyunu
maharetle idare ettiğini söyledi. Moderatör bunun seçimlere müdahale
anlamı taşıyıp taşımadığını sordu. El Hüseyni müdahale anlamı
taşımadığını söyledi. Ve 2005 seçimlerinde İran'ın yolların ayrılış
noktasında ve kritik eşikte olduğunu ve ülkeyi Hamaney'in çekip
çevirerek selamete çıkardığını söyledi. Bir yerde aklıma Türkiye'de
Ahmet Necdet Sezer ve rejimi kurtarma yönündeki kagyıları geldi.
Cumhurbaşkanlığı döeminde AKP ile soğuk savaş yaşamış onlarla mümkün
mertebe görüşmemeye ve icraatlarını aksatmaya çalışmış ve gayet resmi
davranmıştı. Hamaney de Hatemi döneminde aynı refleksleri göstermişti.
İran'da mart ayı ortalarında ve geçtiğimiz hafta yine seçim vardı.
Meclis seçimleri ve Hamaney bu seçimlerin de kadir gecesi kadar önemli
ve kritik olduğunu söyledi. Seçimlerle birlikte tehlike bir kez daha
atlatılmıştı. Çok ilginç Reformcular veya Yenilikçiler bu seçimleri de
boykot etmeseler de seçimlerin gayri adil ve özgür bir ortamda
geçmediğini savunuyorlar. Amerikalılar ise bir adım daha ileri giderek
Yenilikçi kanadın ekseri adaylarının tezkiye edilmeyerek ve veto
edilerek ( bizde veto sadece 12 Eylül rejiminde uygulanmıştır) seçim
dışı bırakılmasıyla seçimlerin resmen pişirildiğini (cooked) savundu.
Aslında dolaylı olakrak Muhammed Sadık el Hüseyni 2005 seçimleri için
de aynı iddia da bulunmuştu veya Amerikan tezlerini doğrulamıştı.
Elbette burada amacımız Amerikan seçimlerinin veya Rus seçimlerinin ne
kada adil ve nezih olduğunu isbat değil. Zira demokrasi tarihinin
kısmen veya büyük ölçüde 'fix seçimler ' tarihi olduğu gün be gün
ortaya çıkıyor. Bu itibarla, Amerikalıların İran rejimini seçim
usulsüzlükleriyle alakalı suçlamalarının bir ehemmiyeti yok. Ama bunun
elbetteki İran'daki sistemin oturmuşluğu veya gelişmişliği ile
gelişmemişliği açısından önemi var. Önemli olan dışarıdan nasıl
göründüğü, algılandığı değil bizatihi nasıl olduğudur veya iç bünyenin
salim veya hastalıklı olup olmamasıdır.
Evet İran'da da Yenilikçilerin budanarak ve elenerek
girdikleri seçimlerde katılım yüksek oldu. Yenilikçiler seçimde değil
seçim öncesinde elendiler. Muhafazakarlar yüzde 65 civarında tulum
çıkardılar ama Muhafazakar kanad da Nejad yanlılarıyla aleyhtarları
arasına bölündü. Buna mukabil, hem iktidar hem de hem içerde hem
dışarda muktedir olma sorunları yaşayan Yenilikçiler bu güvensizlik
nedeniyle yüzde 15'ler seviyesinde kaldılar. İran bu seçimlerin
sonuçlarının gölgesinde, 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyor.
www.mustafaözcan.com
|