|
İmamu'l müttakin
13
Eylül ve 13 Ramazan tarihinde El Ahram gazetesi sayfaları arasında
gezinirken ve sörf yaparken Sina el Beysi'nin 'İmamu'l muttakin Ali
İbni Ebi Talib yazısı dikkatimi çekti. İlk bakışta vefat yıldönümüyle
alakalı bir yazı olduğunu zannettim. Bununla birlikte, Hazreti Ali'nin
cuma gününe denk gelen Ramazan ayının 17'sinde yaralarından müteessir
olarak vefat ettiğini biliyoruz. Ancak, Hazreti Ali'nin hayatında hem
13 hem de 17 rakamlarına bakan tevafuklar var. Sözgelimi Bisetten 12
yıl ve hicretten de 23 yıl önce Recep ayının 13'ünde tevellüt ediyor.
Vefatı da 17 Ramazan'a denk geliyor. Hicretten
23 yıl önce Mekke'de (Kabe'de doğdu) doğdu. 10 yaşında iken, iman etti.
Bütün savaşlarda kahramanlıklar gösterdi. Tebük seferinden başka bütün
gazvelere katıldı. Yalnız Uhud Savaşı'nda, 16
yerinden yaralandı. Hayber kalesi'ndeki yararlılığı ile meşhur
olmuştur. Kale kapısını sökerek ve sırtına alarak Müslümanların
Hayber'i fethetmelerine önayak olmuştur. Hicrî
35 yılının Zilhicce ayında halîfe oldu. 40. yılın Ramazan ayının 17.
Cuma günü sabah namazına giderken, Abdurrahmân İbni Mülcem isminde bir
hâricî tarafından kılıçla alnına vurularak şehit edildi. (24 Ocak 661).
Dolayısıya 13 Ramazan her ne kadar vefat yıldönümü değilse de 13
sayısıyla bir irtibatı var. Bizler de ondan bir gün evvel (12 Ramazan
1429) Merhum İhramcizade İsmail Toprak'ın torunu İsmail Hoca'nın iftar
konuklarıydık. Mümin Vatansever ve 10 kadar arkadaşımız daha vardı.
Galiba o gece Hazreti Ali'nin ruhaniyeti bize ve bizim ötemizde
İstanbul'a tecelli etmişti.
A
rkadaşlarımızdan birisi ( B.A.) daha önce görmüş olduğu İmamu'l
muttakin Hazreti Ali ile alakalı bir rüyasını aktardı.Bu rüya bizimle
ve istanbul'la yakından alakalı. Rüya sahibi
arkadaş İstanbul ortalarında çok büyük ir göçük veya çukur açılmış
görüyor. Çukurun dibinde de Hazreti Ali varmış. Ama canlıymış. Bu hald
yavaş yavaş kuyunun veya çukurun deriniklerinden yukarıya doğru çıkıyor
ve yükseliyormuş. Arkadaşın anlattığına göre sanki görünmez bir halı
üzerinde havaya doğru yükseliyor ve insanlar da etrafından tutuyorlar
ve yukarıya çekiyorlarmış. Gerçekten d çok anlamlı bir rya. Önclikli
olarak Hazreti Ali'nin kabrinin İstanbul'da olması onun ahirzamandaki
saklı misyonunun yine burada tezahür edeceğini gösteriyor. İmam-ı
Ali'nin maddi ve manevi mirası İstanbul'da yatıyor ve zamanı geldikçe
canlanacak. Bu, onun misyonun İstanbul vasıtasıyla tamamlanacağına da
bir işarettir. Rüyaya göre, Hazreti Ali canlı olarak çıktığı
İstanbul'dan defnedilmek üzere Arabistan'a gidecekmiş. Bu da
İstanbul'da başlayacak misyonunun Arabistan'a kadar genişleyeceğini
gösteriyor. Ahirzamanda beklenen zatın İbnu'z
Zehra olması da Hazreti Ali ile kopmaz bağını ve ona varisiyetini
gösteriyor. Bu rüya İstanbul'un misyonuyla Ehl-i Beytin manevi
mirasının buluşacağını göstermektedir.
Hazreti
Peygamber ilim beldesi Hazreti Ali ise onun kapısıdır. Tarikatların en
azından bir kısmının Alevi olması ( Kadirilik gibi Hazreti Ali'ye
nisbetle) tesadüf değildir. Peygamberimizin
'akdakum Ali' ibaresi de sahabiler arasında en muhakemeli insanlardan
birisi olduğunu gösterir. Dolayısıyla Hazreti Ali birçok meziyeti
üzerinde barındırmış ve toplamıştır. Bunlardan birisi furusiye yani
cengaverlik ve şövalyelik yönüdür. Kısaca kahramanlığıdır. Ama
o centilmen bir şövalyedir. Yüzüne tüküren veya avret yerlerini açan
kimselere vurmaktan imtina etmiştir. Hayası ve nefsine hakim olması
yani hakperestliği buna mani olmuştur. Hazreti Fatıma'yı istemeye
gelirken de aynı mahcubiyeti üzerindedir. Buğday benizli, uzun
gerdanlı, güler yüzlü, iri ve siyah gözlü, geniş göğüslü, iri yapılı
idi. Sakalı sık idi. Son zamanlarında saçı ve sakalı pamuk gibi beyaz
olmuştu. Yaşlandıkça saçları dökülmüştü. İri yapılı olduğundan dolayı
Emevi ve Abbasi saraylarındaki hecca ve meddahlar efendilerini
sevindirmek ve zevzeklik için İmam Ali'nin bu yapısını kendilerine göre
alaya almışlardır. Bununla birlikte Peygamberimizle birlikte İbrahim
Aleyhisselam gibi putları birlikte kırmışlar ve putları kırmak için
İmam-ı Ali Peygamberimizin omuzlarına çıkınca 'sanki başım göklere
değdi' demiştir. Yüce vasıflarından birisi de tevazusudur. Hane halkı
için aldığı eşya ve yiyecekleri bizzat kendisi taşırmış. Kimseye yük
olmak istemezmiş. Dünyaya metelik vermezdi ve bundan dolayı at yerine
merkebe binerdi. Dünyayı üç talakla boşadığını ifade ederdi. Hazreti
Ömer Hazreti Ali ve Muaz İbni Cebel için şunları söylermiş :" Ali
olmasaydı, Muaz olmasaydı Ömer helak olmuştu.' Zira, Hazreti Ali onun
emin ve güvenilir danışmanıdır. Onun görüşlerini almadan karar
vermezmiş. Hazreti Ömer :" Hazreti Ali'nin olmadığı bir müşkilden
Allah'a sığınırım' dermiş. Muaviye Bin Ebi Süfyan ile Adiy ibni Hatem
arasında bir muhavere geçer. Sıffiyn'de Hatem'in üç ciğerparesi ve
çocuğu vefat etmiştir. Bunu hatırlatan ve 'seninkiler gitti onunkiler
duruyor' diyen Muaviye Bin Ebi Süfyan eski rakibinin menakıbını biraz
tenkis etmek istemektedir. Oysa Adiy öyle bir mersiye söyler ki Muaviye
Bin Ebi Süfyan bile sonunda rakibinin fazailini sayıp dökmeye mecbur
olur. Hatta gözleri yaşarır ve göz yaşlarını gömleğinin yakasıyla
siler. Hazreti Ali 4-5 yıllık hilafet döneminde
içte büyük gailerle karşılaşır. Şam 'Hazreti Osman`in kan bedelini isteriz'
diye bayrak açar. Iraklılar ise ' Allah'dan başka hakem yoktur' diye
isyan bayrağını açarlar. Hazreti Ali karşıtlarının dehasıyla
taraftarlarının (Hariciler) hamakatı arasında kalır. Bununla birlikte
vasatiyeti temsil etmiş ve bundan dolayı Hazreti peygamber kendisini
şöyle müjdelemiştir :" Ben Kur'an'ın nüzülü sen de tevili için mücadele
edeceksin.' Bu da Hariciler gibi fırkalarla karşılaşmasıyla tahakkuk etmiştir.
Hazreti
Fatıma evlendiklerinde 18 yaşında idi. Hazreti Peygamberin vefatından 6
ay sonra da vefat etmiştir. Vefat ettiğinde Hazreti Fatıma 26
yaşındadır. Yani evlilikleri 8 yıl sürer. Bu evlilikten Sıbteyn (Hasan,
Hüseyin) ve küçükken vefat eden Muhsin, Ümmü Gülsüm ve Zeyneb ve yine
küçük yaşa vefat eden Rukiye dünyaya gelmiştir. Hazreti Ali-Fatıma
beraberliği model bir evliliktir. Peygamberimiz evlilik öncesi ikisine
şöyle tavsiyede bulunmuştur :" Ali sen ona köle ol ki, o da sana cariye
olsun…" Evlilik gönüllü bir kölelik müessesesidir. Dolayısıyla iki ayrı
insan bu ruhla pişer ve bütünleşebilir ve tek hane olabilirler. Yine
peygamberimiz :" Fatıma sen benim için daha sevimli, Ali de daha
azizdir' buyurmuşlardır. Hazreti Fatıma genç yaşında vefat edince
Hazreti Ali onu vasiyeti gereği gizli bir şekilde gömer. Nitekim
kendisinin gömülmesi de aynı şekilde gizli olmuştur. Hazreti Fatıma'yı
ötelere yolcu ederken ağzından gayri ihtiyari şu ayrılık sözleri
dökülmüştür :
Lükilli içtimain min halileyni fırkatun/ ve innellezi dune'l firaki kalilun
Ve inne iftikadi vahiden ba'de vahidin delilun ala ella yedume halilun.
İki dostun (refik ve refika) buluşmasının sonu ayrılıktır/ ayrılmayanların oranı azınlıktır.
Dostlarımı birer birer kaybetmem dostluğun kısalığına delildir…
Hazreti Fatıma bu dünyadan gönlü kırık ayrılır.
Bu aşkın geride bıraktığı yalnız ve mükedder eş İmam Ali ise intikam ve ihtiras ateşinin tetiklediği meş'um ve uğursuz bir tutkunun kurbanı
olur. İbni'l Mülcem destanımsı Harici güzel Fitam'ın gıramına/
tutkusuna yakalanarak başlık parasına mukabil zehirli palasıyla Hazreti
Ali'yi şehid eder. Fitam için Fatıma'nın dünyaya küsmüş yaslı eşi İmam
Ali'yi şehit eder.
www.mustafaözcan.com
|