Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

MustafaÖzcan.com

Ana Sayfa

Güncel Yazilar

Kitaplar

Röportaj

Fikir Köşesi

Ziyaretci Defteri

Biyografi

İletişim

 

 

Mustafa Özcan

 

 

Hilafet, müjde meselesi mi, yoksa fitne kaynağı mıdır ?

E-mail adresime gönderilmese farkında bile olmayacağım bir konu elektronik postama ulaştığından dolayı bigane  kalamadım. Konu, hayati bir konu.  Bundan dolayı görev şuuruyla birlikte konuya değinmek zarureti hissettim. Aslında, bu mesele, birbirlerine rakip olsalar bile  liberal kesimler ile ulusalcılar elinde dinin nasıl kuşa çevrildiğinin somut misali. Liberaller küreselleşme zaviyesinden ulusalcılar da ulusalcılık zaviyesinden dini budayarak kuşa çeviriyorlar. Günümüzde kimi liberal İslamcılar anti haricilik yaparak aslında liberal haricilik yapmış oluyorlar. Farkında bile değiller.  Sözgelimi, Siyaset ve İtidal kitabımda  iki iki daha dört eder derecesinde ispatladığım gibi devlet meselesinde Ehl-i sünnet, Haricilikle Şia arasında tam orta bir noktada yer alır. Zaten vasatiyeti de bunu iktiza eder. Bilindiği gibi, Hariciler Hazreti Ali'ye huruç ettikten ve baği hükmünü kazandıktan sonra devletin zaruretini inkar etmeye başladılar. Bu açıdan, ilk nihilistler zümresine mülhak olmuşlardır. Şia ise usuluddin yani dinin esas rükünleri arasına aldığından dolayı 'veks ile şatat' arasında yani ifrat ve tefrit arasında kalmıştır. Dengeyi yakalayamamıştır.  Ehl-i Sünnet devleti ve ahkami İslamiyyeyi hiçbir zaman reddetmemiş bununla birlikte onu dindeki gerçek hiyararşik yerine, mevziine koymuştur. Bilvesile şunu söylemek zorundayız ki, geçici veya muvakkat nedenlerden dolayı ahkam ve medarı olan hilafet tatil olsa da Müslümanlar bunu imkan buluncaya kadar gönüllerinden çıkarmazlar; yaşatırlar. Şah Veliyyullah Dehlevi en büyük farizanın hilafetin (gücünün) ihyası olduğunu söylemiştir. Bediüzzaman da ittihad-ı İslam'ın günümüzdeki en büyük vecibe olduğunu ifade etmiştir. Cemahiriyye-i Müttefike-i İslamiyye'den bahsetmiştir. Hasan el Benna ise aynı doğrultuda ve bağlamda Usbetü'l umemi'l İslmiyye'den sözetmiştir. Fakat bugünün liberal haricileri veya küreselciler ile ulusalcılar farklı zaviyelerden de olsa Müslümanların bu beklentilerini reddetmekte ve  bu umutlarını taze tutanları da çeşitli aşağılık lakaplarla anmaktadırlar. Bunlardan  bazıları hilafet özlemini, fitne mesabesinde görmektedir.  Galiba bunlar Aytunç Altındal gibilerin müritleri olmalı. Bahse konu zatlardan birisi olan Mustafa Hilmi Yıldırım 'Din Üzerinde Sömürü' başlıklı isabetsiz yazısında maalesef hilafet özlemini fitne unsuru olarak değerlendirmiştir. Sapla samanı birbiriyle harmanlayarak bir fitne meselesi üretmiştir.

Sözgelimi, Noah Feldman'ın hilafet öngörüsünden yola çıkarak neredeyse kimi Yahudi ve İngilizleri hilafeti diriltmek için yarışa girdiklerini ve seferber olduklarını yazacak. Pes doğrusu ! Biz İngilizlerin hilafeti yıktıklarını biliyorduk da yeniden kurma peşinde koşturduklarını bilmiyorduk doğrusu. Acaba Filistin meselesi hilafet yeniden ihya olmadan nasıl hallolacak ? Türkiye'deki ulusalcılar mı Filistin meselesini halledecekler ? Yoksa devletsiz liberal İslamcılar mı ? Hilafetin yıkılmasında Hayim Nahum gibi Yahudi çıfıtlarıyla Lord Gürzon'un etkili olduğunu bilmeyen mi var  ? Yazarımız ise günümüzde sadece Feldman değil aynı zamanda Dick Cheney'in bile hiafetten bahsettiğini ve diriltmeye yelytendiğini yazmaktadır. Evet, Dick Cheney ve Kissinger gibiler ve hatta Bush hilafetten bahsediyor ama korku sadedinde. Irak'ta böyle bir gelişmenin bütün bölgeyi etkileyeceğini ve altüst edeceğini ve bölgedeki dengeleri değiştirirken Amerikan çıkarlarını da darmadağın edeceği noktasında konuşmalar yapmışlardır. Onların bu yöndeki konuşmaları övgü amaçlı değil tedbir amaçlıdır. Aksi taktirde, zaten İngilizlerin Yahudilerle el ele vererek hilafeti yıkmalarını gerektirecek bir durum yoktu.

Yazar Mustafa Hilmi Yıldırım, Rahmi Koç'un Müslümanlar beyninde ve arasında bir bağlayıcı dini otorite olmasını savunduğunu hatırlatıyor. Bunu sadece o değil.turistik baptan Besim Tibuk da daha önce bir hilafet talebini gündeme getirmişti. Burada şaklabanca amaçlarla gerçek amaçları birbirinden tefrik etmek durumundayız.

Musafa Hilmi Yıldırım katılsa da katılmasa da bugünkü İslam dünyasının en  temel gerçeği İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'nun deyimiyle Müslümanlar arasında temsil sorunudur. Bu sorun halledilmedikçe Müslümanlar müşterek meselelerini halletmekte zorlanacaklardır.  Maalesef artık başka vadilerde koştura koştura kendi değerlerimize bile manipülatif bakar hale geldik. Hilafeti ihya etmek mi İngiliz oyunu yoksa kaldırmak mı ? Maalesef ulusalcı paranoya ile köklerimizi inkara yeltendik. Kendi değerlerimize yabancılaştık. Osmanlı hilafet devleti iken emperyalistlerin aleti miydi ?  Ya Hulafa-i Raşidin? Demek ki, günümüzün ulusalcı İslamcıları Ali Abdurrazık'ın peşinden ve izinden  gidiyorlar. Onun kimin peşinden gittiği ise malum.  Kim hilafeti kaldırmışsa Ali Abdurrazık onun peşinden gitmiştir.  Maalesef aynen denildiği gibi yarım hocalar dinden yarım doktorlar da candan eder. İnandığınız gibi yaşarsınız ve yaşadığınız gibi de inanmaya başlarsınız.  Maalesef bugün ulusalcılık gibi meşrepleri ön plana çıkarmak için  bedihi ve açık gerçekler feda edilmektedir. Büyük bir akıl tutulması yaşanmaktadır. Akıl tutulmasını daha yakından temaşa etmek için yazıya biraz daha yakından göz atalım :"

Kendi dinlerini değiştiren ve değiştirmeyi sürdüren Yahudilerin ve Hıristiyanların, başkalarının dinini ve özellikle de İslâm dinini  değiştirmek, menfaatlerine uygun bir hale getirmek için çalışmaları gayet tabiidir. Tabii olmayan, bazı Müslümanların da bu şer oyunda rol almasıdır. 'Dinlerarası Diyalog', 'Medeniyetler İttifakı', 'Yeni Osmanlıcılık,  'Ilımlı İslâm' ve 'Büyük Ortadoğu Projesi' ile amaçlanan, İslâm dinini değiştirmektir. Sömürücüler, bu amaçlarını gizliyorlar mı? Hayır, açıkça ifade ediyorlar. İşte size iki örnek: W.S. Alder şöyle diyor: "Amacımız, bir dünya organizasyonu, bir dünya ekonomisi ve bir dünya dini kurmaktır". Neo–conların büyüğü Norman Podhoretz de amaçlarını şu sözlerle açıklıyor: "İslâmiyeti ortadan kaldırmak ve salt seküler bir ritüele indirmek".

ABD'de başta İslâm dini olmak üzere bütün dinleri değiştirmek ve bir dünya dini oluşturmak için 'Uluslararası Din Hürriyeti Komitesi'  (IRFC) kurulmuştur. Komiteye bağlı, demokratik usulle karar alan bir de 'Dindarlar Parlamentosu' vardır ve bu parlamentoda değiştirilecek dinlerin temsilcileri, daha doğrusu  ajanları, üye olarak bulunmaktadır. Söz konusu komite, İslâm dini için hazırladığı şeytani projelerine bir yenisini daha ekledi. O da, Papalık gibi menfaatlerine hizmet edecek 'sözde Hilâfet' projesidir. ABD'nin 'Milli İstihbarat Konseyi' tarafından hazırlanan "Geleceği Haritalandırmak" adlı raporda, 2020 yılında Müslümanlar arasından bir halifenin çıkarılacağı görüşü yer almaktadır. Harvard Üniversitesi profesörlerinden, New York Dış İlişkiler komitesi üyesi Noah Feldman da, "İslâm Devleti'nin Düşüşü ve Yükselişi: Batı ve Doğu'ya Etkileri" adlı kitabında, hilâfetin tekrar geri gelebileceğini yazmaktadır.

ABD'nin hilâfet projesi, CIA tarafından da bütün dünyaya duyurulmuştur. Hilâfeti tekrar diriltmekten ABD Başkanı Bush ve yardımcısı Dick Cheney de çok kere söz etmiştir.ABD Başkanı Bush, "Müslümanlarla bir mesele olunca çözemiyoruz, ortada kalıyor. Çünkü Müslümanların bir dini lideri yoktur" sözleriyle, hilâfetin diriltilmesinin gerekliliğini vurgulamıştır. ABD Başkanı Bush böyle söyler de, Türkiye'de onu seslendirenler olmaz mı? Elbette olur. Bunlardan biri de ünlü işadamı Rahmi Koç'tur. Rahmi Koç şöyle diyor: "Bence Müslümanların bir başı olması lâzım ki, tek söz sahibi olan, tek güç olan, tek patron olan, tek din lideri olan birisinin olması lâzım. Çünkü her ülkenin bir dini lideri var. Bakın bizde yok" (Bkz. İsmail Şefik Aydın, Uyan Türkiye–Tarih Tekerrür Etmemeli, s. 443). Rahmi Koç, bu görüşünü her platformda dile getirmektedir. Meselâ, bir başka yerde şöyle demiştir: "Bizim  Hıristiyanlar gibi bütün Müslümanları temsil edecek bir dini liderimiz yok. Dışarıda bunun eksikliğini çekiyoruz". "Yani keşke Halifelik kalsaydı mı demek istiyorsunuz? " diye soranlara da şöyle dedi: "Aman aman böyle ifadeler yanlış anlaşılabilir. Ben kalsaydı demiyorum. Gelsin de demiyorum, söylemek istediğim şudur: 'Bütün Müslümanları temsil edecek bir dini patron olsa iyi olur'. Bu işin nasıl olacağı hiç tartışılmadı" (Bkz. Türkiye Gazetesi, 6 Kasım 2001).

Rahmi Koç, bu konuda yalnız değildir. Onun gibi sağda solda konuşanlar çoktur. ABD'li diplomat John Kunstadter ile Anadolu'da dolaşan M. Faruk Demir, Tempo dergisinde, hilâfet gibi global bür üst kurumu Türkiye'nin oluşturmasından bahsediyordu. Aynı dergi, Hizbut Tahrir örgütünün Türkiye sözcüsü Yılmaz Çelik'in şu sözlerine yer veriyordu: "Biz, İslâmi olmayan bir toplumu, Türkiye'yi kökten tamamen değiştireceğiz, hilâfeti getireceğiz, Hilâfetin merkezi İstanbul ve Topkapı Sarayı olacak. Silâh kullanmadan orduyu da ele geçireceğiz. Bizim için asıl cihad, Hilâfetin İstanbul'da kurulmasından sonra başlayacak. Hilâfet kurulduktun sonra hemen cihad ilân edeceğiz. Tarikatlara ve cemevlerine yasak getireceğiz. Çünkü, nakşibendilik, Kadirilik, Mevlevilik gibi tarikat ve cemaatler bir zafiyetin sonucudur". Hilâfetin diriltilmesindeki amaç, bundan daha güzel anlatılabilir mi? Demek ki amaç, Müslümanlar arasında fitne çıkarmak ve Müslümanların birbirlerini öldürmelerini sağlamaktır…"

Elbette hilafet meselesine ifrat ve tefritler işin gerçeğini üllendiremez. Kimilerinin ona farklı manalar yüklemeleri de hilafet gerçeğini değiştirmez…Siz işin hangi kısmındasınız mühim olan odur.

www.mustafaözcan.com

 

Mustafa Özcan

www.MustafaÖzcan.com

 
 

 

 

 

 

 

 

 

MUGETRON

 

 

 

 

Güncel Kitap

İslamın Papa'ya Cevabı

Papa 16. Benedict Türkiye'de. Ziyaret, Papa’nın Müslümanları inciten talihsiz konuşmasını yeniden gündeme taşıyor. Dış politika yazarı Mustafa Özcan'ın "islam'ın Papa'ya Cevabı" adlı kitabı ise bu gündemi nasıl yorumlamamız gerektiği konusunda ipuçları veriyor.

 

 

 

 

 

Kitap

Siyaset ve Itidal

 

Siyaset ve İtidal

“Vusûlsüzlüğümüz usûlsüzlüğümüzdendir,” denmiştir. Gerçekten de başarının iki sırrı ve anahtarı var. Birisi ihlas ve samimiyet, diğeri de doğru yöntemdir. Bugüne kadar tökezlememizin sebeplerinden birisi yanlış yöntemde ısrardır. Söz gelimi, İslam, ahkamı ve esasları itibarıyla kapsamlı ama usulü ve yöntemi itibarıyla tedricîdir. Dolayısıyla uygulanması hikmet gerektirir.

Aktuel makaleler

Mustafa Özcan

Geleceği keşfedenler

Mustafa Özcan

Zirveleri devirmek

Mustafa Özcan

Bizdenciler!

 
Mustafa Özcan
İlk direnişci
 
Mustafa Özcan

Dostun attığı gül...  

 
Mustafa Özcan

Kayıp hakikatın peşinde..

 
Mustafa Özcan

Özgürlük takıntısı

 
Mustafa Özcan
Brown`u cepheye sürmek
 
Mustafa Özcan

Gates hayal görüyor

 
Mustafa Özcan

Diyarı evlad-ı fatihandan diaspora Türklerine

   
Mustafa Özcan

Bilderberg

 
Mustafa Özcan

Geylani Türbesine saldırı

   
Mustafa Özcan

Kozmetik sistem

   
Mustafa Özcan

Şükran ve minnet

 
Mustafa Özcan

İslam'ın altıncı şartı

 
Mustafa Özcan

Acemi

 

EMAiL

Copyright ©  2007 | powered by ingtecplan.de | Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

Yenibosna İstanbul Türkiye