|
Hilafet, müjde meselesi mi, yoksa fitne kaynağı mıdır ?
E-mail adresime gönderilmese farkında bile olmayacağım bir konu elektronik postama ulaştığından dolayı bigane kalamadım. Konu, hayati bir konu. Bundan dolayı görev şuuruyla birlikte konuya değinmek zarureti hissettim. Aslında, bu mesele, birbirlerine rakip olsalar bile liberal
kesimler ile ulusalcılar elinde dinin nasıl kuşa çevrildiğinin somut
misali. Liberaller küreselleşme zaviyesinden ulusalcılar da ulusalcılık
zaviyesinden dini budayarak kuşa çeviriyorlar. Günümüzde kimi liberal
İslamcılar anti haricilik yaparak aslında liberal haricilik yapmış
oluyorlar. Farkında bile değiller. Sözgelimi, Siyaset ve İtidal kitabımda iki
iki daha dört eder derecesinde ispatladığım gibi devlet meselesinde
Ehl-i sünnet, Haricilikle Şia arasında tam orta bir noktada yer alır.
Zaten vasatiyeti de bunu iktiza eder. Bilindiği gibi, Hariciler Hazreti
Ali'ye huruç ettikten ve baği hükmünü kazandıktan sonra devletin
zaruretini inkar etmeye başladılar. Bu açıdan, ilk nihilistler
zümresine mülhak olmuşlardır. Şia ise usuluddin yani dinin esas
rükünleri arasına aldığından dolayı 'veks ile şatat' arasında yani
ifrat ve tefrit arasında kalmıştır. Dengeyi yakalayamamıştır. Ehl-i
Sünnet devleti ve ahkami İslamiyyeyi hiçbir zaman reddetmemiş bununla
birlikte onu dindeki gerçek hiyararşik yerine, mevziine koymuştur.
Bilvesile şunu söylemek zorundayız ki, geçici veya muvakkat nedenlerden
dolayı ahkam ve medarı olan hilafet tatil olsa da Müslümanlar bunu
imkan buluncaya kadar gönüllerinden çıkarmazlar; yaşatırlar. Şah
Veliyyullah Dehlevi en büyük farizanın hilafetin (gücünün) ihyası
olduğunu söylemiştir. Bediüzzaman da ittihad-ı İslam'ın günümüzdeki en
büyük vecibe olduğunu ifade etmiştir. Cemahiriyye-i Müttefike-i
İslamiyye'den bahsetmiştir. Hasan el Benna ise aynı doğrultuda ve
bağlamda Usbetü'l umemi'l İslmiyye'den sözetmiştir. Fakat bugünün
liberal haricileri veya küreselciler ile ulusalcılar farklı
zaviyelerden de olsa Müslümanların bu beklentilerini reddetmekte ve bu umutlarını taze tutanları da çeşitli aşağılık lakaplarla anmaktadırlar. Bunlardan bazıları hilafet özlemini, fitne mesabesinde görmektedir. Galiba
bunlar Aytunç Altındal gibilerin müritleri olmalı. Bahse konu zatlardan
birisi olan Mustafa Hilmi Yıldırım 'Din Üzerinde Sömürü' başlıklı
isabetsiz yazısında maalesef hilafet özlemini fitne unsuru olarak
değerlendirmiştir. Sapla samanı birbiriyle harmanlayarak bir fitne
meselesi üretmiştir.
Sözgelimi,
Noah Feldman'ın hilafet öngörüsünden yola çıkarak neredeyse kimi Yahudi
ve İngilizleri hilafeti diriltmek için yarışa girdiklerini ve seferber
olduklarını yazacak. Pes doğrusu ! Biz İngilizlerin hilafeti
yıktıklarını biliyorduk da yeniden kurma peşinde koşturduklarını
bilmiyorduk doğrusu. Acaba Filistin meselesi hilafet yeniden ihya
olmadan nasıl hallolacak ? Türkiye'deki ulusalcılar mı Filistin
meselesini halledecekler ? Yoksa devletsiz liberal İslamcılar mı ?
Hilafetin yıkılmasında Hayim Nahum gibi Yahudi çıfıtlarıyla Lord
Gürzon'un etkili olduğunu bilmeyen mi var ?
Yazarımız ise günümüzde sadece Feldman değil aynı zamanda Dick
Cheney'in bile hiafetten bahsettiğini ve diriltmeye yelytendiğini
yazmaktadır. Evet, Dick Cheney ve Kissinger gibiler ve hatta Bush
hilafetten bahsediyor ama korku sadedinde. Irak'ta böyle bir gelişmenin
bütün bölgeyi etkileyeceğini ve altüst edeceğini ve bölgedeki dengeleri
değiştirirken Amerikan çıkarlarını da darmadağın edeceği noktasında
konuşmalar yapmışlardır. Onların bu yöndeki konuşmaları övgü amaçlı
değil tedbir amaçlıdır. Aksi taktirde, zaten İngilizlerin Yahudilerle
el ele vererek hilafeti yıkmalarını gerektirecek bir durum yoktu.
Yazar
Mustafa Hilmi Yıldırım, Rahmi Koç'un Müslümanlar beyninde ve arasında
bir bağlayıcı dini otorite olmasını savunduğunu hatırlatıyor. Bunu
sadece o değil.turistik baptan Besim Tibuk da daha önce bir hilafet
talebini gündeme getirmişti. Burada şaklabanca amaçlarla gerçek
amaçları birbirinden tefrik etmek durumundayız.
Musafa Hilmi Yıldırım katılsa da katılmasa da bugünkü İslam dünyasının en temel
gerçeği İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'nun deyimiyle
Müslümanlar arasında temsil sorunudur. Bu sorun halledilmedikçe
Müslümanlar müşterek meselelerini halletmekte zorlanacaklardır. Maalesef
artık başka vadilerde koştura koştura kendi değerlerimize bile
manipülatif bakar hale geldik. Hilafeti ihya etmek mi İngiliz oyunu
yoksa kaldırmak mı ? Maalesef ulusalcı paranoya ile köklerimizi inkara
yeltendik. Kendi değerlerimize yabancılaştık. Osmanlı hilafet devleti
iken emperyalistlerin aleti miydi ? Ya Hulafa-i Raşidin? Demek ki, günümüzün ulusalcı İslamcıları Ali Abdurrazık'ın peşinden ve izinden gidiyorlar. Onun kimin peşinden gittiği ise malum. Kim hilafeti kaldırmışsa Ali Abdurrazık onun peşinden gitmiştir. Maalesef
aynen denildiği gibi yarım hocalar dinden yarım doktorlar da candan
eder. İnandığınız gibi yaşarsınız ve yaşadığınız gibi de inanmaya
başlarsınız. Maalesef bugün ulusalcılık gibi meşrepleri ön plana çıkarmak için bedihi
ve açık gerçekler feda edilmektedir. Büyük bir akıl tutulması
yaşanmaktadır. Akıl tutulmasını daha yakından temaşa etmek için yazıya
biraz daha yakından göz atalım :"
Kendi
dinlerini değiştiren ve değiştirmeyi sürdüren Yahudilerin ve
Hıristiyanların, başkalarının dinini ve özellikle de İslâm dinini değiştirmek,
menfaatlerine uygun bir hale getirmek için çalışmaları gayet tabiidir.
Tabii olmayan, bazı Müslümanların da bu şer oyunda rol almasıdır.
'Dinlerarası Diyalog', 'Medeniyetler İttifakı', 'Yeni Osmanlıcılık, 'Ilımlı
İslâm' ve 'Büyük Ortadoğu Projesi' ile amaçlanan, İslâm dinini
değiştirmektir. Sömürücüler, bu amaçlarını gizliyorlar mı? Hayır,
açıkça ifade ediyorlar. İşte size iki örnek: W.S. Alder şöyle diyor:
"Amacımız, bir dünya organizasyonu, bir dünya ekonomisi ve bir dünya
dini kurmaktır". Neo–conların büyüğü Norman Podhoretz de amaçlarını şu
sözlerle açıklıyor: "İslâmiyeti ortadan kaldırmak ve salt seküler bir
ritüele indirmek".
ABD'de
başta İslâm dini olmak üzere bütün dinleri değiştirmek ve bir dünya
dini oluşturmak için 'Uluslararası Din Hürriyeti Komitesi' (IRFC)
kurulmuştur. Komiteye bağlı, demokratik usulle karar alan bir de
'Dindarlar Parlamentosu' vardır ve bu parlamentoda değiştirilecek
dinlerin temsilcileri, daha doğrusu ajanları,
üye olarak bulunmaktadır. Söz konusu komite, İslâm dini için
hazırladığı şeytani projelerine bir yenisini daha ekledi. O da, Papalık
gibi menfaatlerine hizmet edecek 'sözde Hilâfet' projesidir. ABD'nin
'Milli İstihbarat Konseyi' tarafından hazırlanan "Geleceği
Haritalandırmak" adlı raporda, 2020 yılında Müslümanlar arasından bir
halifenin çıkarılacağı görüşü yer almaktadır. Harvard Üniversitesi
profesörlerinden, New York Dış İlişkiler komitesi üyesi Noah Feldman
da, "İslâm Devleti'nin Düşüşü ve Yükselişi: Batı ve Doğu'ya Etkileri"
adlı kitabında, hilâfetin tekrar geri gelebileceğini yazmaktadır.
ABD'nin
hilâfet projesi, CIA tarafından da bütün dünyaya duyurulmuştur.
Hilâfeti tekrar diriltmekten ABD Başkanı Bush ve yardımcısı Dick Cheney
de çok kere söz etmiştir.ABD Başkanı Bush, "Müslümanlarla bir mesele
olunca çözemiyoruz, ortada kalıyor. Çünkü Müslümanların bir dini lideri
yoktur" sözleriyle, hilâfetin diriltilmesinin gerekliliğini
vurgulamıştır. ABD Başkanı Bush böyle söyler de, Türkiye'de onu
seslendirenler olmaz mı? Elbette olur. Bunlardan biri de ünlü işadamı
Rahmi Koç'tur. Rahmi Koç şöyle diyor: "Bence Müslümanların bir başı
olması lâzım ki, tek söz sahibi olan, tek güç olan, tek patron olan,
tek din lideri olan birisinin olması lâzım. Çünkü her ülkenin bir dini
lideri var. Bakın bizde yok" (Bkz. İsmail Şefik Aydın, Uyan
Türkiye–Tarih Tekerrür Etmemeli, s. 443). Rahmi Koç, bu görüşünü her
platformda dile getirmektedir. Meselâ, bir başka yerde şöyle demiştir:
"Bizim Hıristiyanlar gibi bütün Müslümanları
temsil edecek bir dini liderimiz yok. Dışarıda bunun eksikliğini
çekiyoruz". "Yani keşke Halifelik kalsaydı mı demek istiyorsunuz? "
diye soranlara da şöyle dedi: "Aman aman böyle ifadeler yanlış
anlaşılabilir. Ben kalsaydı demiyorum. Gelsin de demiyorum, söylemek
istediğim şudur: 'Bütün Müslümanları temsil edecek bir dini patron olsa
iyi olur'. Bu işin nasıl olacağı hiç tartışılmadı" (Bkz. Türkiye
Gazetesi, 6 Kasım 2001).
Rahmi
Koç, bu konuda yalnız değildir. Onun gibi sağda solda konuşanlar
çoktur. ABD'li diplomat John Kunstadter ile Anadolu'da dolaşan M. Faruk
Demir, Tempo dergisinde, hilâfet gibi global bür üst kurumu Türkiye'nin
oluşturmasından bahsediyordu. Aynı dergi, Hizbut Tahrir örgütünün
Türkiye sözcüsü Yılmaz Çelik'in şu sözlerine yer veriyordu: "Biz,
İslâmi olmayan bir toplumu, Türkiye'yi kökten tamamen değiştireceğiz,
hilâfeti getireceğiz, Hilâfetin merkezi İstanbul ve Topkapı Sarayı
olacak. Silâh kullanmadan orduyu da ele geçireceğiz. Bizim için asıl
cihad, Hilâfetin İstanbul'da kurulmasından sonra başlayacak. Hilâfet
kurulduktun sonra hemen cihad ilân edeceğiz. Tarikatlara ve cemevlerine
yasak getireceğiz. Çünkü, nakşibendilik, Kadirilik, Mevlevilik gibi
tarikat ve cemaatler bir zafiyetin sonucudur". Hilâfetin
diriltilmesindeki amaç, bundan daha güzel anlatılabilir mi? Demek ki
amaç, Müslümanlar arasında fitne çıkarmak ve Müslümanların birbirlerini
öldürmelerini sağlamaktır…"
Elbette
hilafet meselesine ifrat ve tefritler işin gerçeğini üllendiremez.
Kimilerinin ona farklı manalar yüklemeleri de hilafet gerçeğini
değiştirmez…Siz işin hangi kısmındasınız mühim olan odur.
www.mustafaözcan.com
|