|
Hafız Şirazi'den Nizar Kabbani'ye
Ömer
Hayyam hedonizmin piridir. O hedonizmi temsil ederken Mevlana takaşşuf
ve zühdü temsil eder. Birisi adeta şiiriyle Çetin Altan gibi şeytanın
sözcülüğünü yapar ve 'ya rabbi beni niye saptırdın' der. Öbür tarafta
ise Mevlana Adem'in diliyle ve gönlüyle konuşur ve şöyle der :" Ya rabbi ben nefsime zulmettim ve taşkınlık yaptıl. Beni affetmezsen hüsrana uğrayanlar zümresinden olurum…" Bir
kaç yıl önce vefat eden çağımızın en büyük lirik şairlerinden olan
Nizar Kabbani de Hafız Şirazi'nin günümüzdeki akislerinden veya
temsilcilerinden birisidir. Nizar Kabbani, kadın şairidir. Ve 1981 veya
1982 yılında Lübnan iç savaşının ortasında Beyrut'ta Irak
Konsolosluğunda çalışan eşinin binaya açılan ateş sonucu ölmesi üzerine
Belkis'e ithafen bir yazı kaleme almıştı. Yazıyı hapispane şartlarında
Cumhuriyet gazetesinden (Mısır) takip etmiştim. Değme şair ve
yazarların yazamayacağı sehli mümteni tarzında ve tadında bir yazıydı.
Hafız Şirazi en fazla kadını sevmekle birlikte en fazla da riyadan ve
iki yüzlülükten nefret etmektedir. İşte hafızı hafız yapan ve onu
sevdiren de bu kalenderliği ve hakperestliği ve
dobralığıdır. Hafız Şirazi sosyal konulardaki riyakarlıkları ve
ikiyüzlülükleri deşmiş ve yazmıştır. Bundan dolayı Muhammed ikbal'in de
tasvirlerine yansıdığı gibi sufinin riya demlenmesine karşı o bade
kaselerini yanından ayırmaz ve sık sık satırlarına konuk eder.
Mevlana'nın mesleği aşk mesleği ise Hafız Şirazi'nin mesleği iliklerine
kadar mest olma ve sarhoşluk mesleğidir. Nasıl Muhammed İkbal kendisini
Mevlana'nın zaman ötesi bir müridi olarak görüyorsa Nizar Kabbani de
Hafız'ın zaman ötesi çırağıdır. İkisinin sevilme nedeni de yalın
olmalarıdır. Günümüzde gök kubbenin altından birçok şair gelmiş geçmiş
ama onun kadar sevileni olmamıştır. O bir rind şairidir. Yahya Kemal Beyatlı'ya benzer yönleri de vardır. Rind meşrep olmaları ortak özelliklerinden biridir. İkisinin de diplomat geçmişi vardır.
Hafız'ın
sosyal ve dini alandaki riyakarlıkları deşmesine mukabil Nizar Kabbani
de siyasi alandaki riyakarlıkları deşer ve üzerine gider. Siyasilerin
ve siyasetin üzerine adeta Donkişot'un yel değirmenlerinin üzerine
gittiği gibi gider. Arap ikliminde ve aleminde sevilmesinin yegane
nedeni bu saraheti ve açıklığı ve şeffaflığı olmalıdır. Riya döneminin
en kıymetli nesnesi dürüstlük olmalıdır. Bu
vasfı ona kitlelerin şairi olma özelliği kazandırmıştır. Şair pek az
kitleselleşir. Bu da ancak destanlar üzerinden gerçekleşir. Akif, İkbal
ve Şevki gibi. Kabbani destan yazmaza bile
riyakar zamanlarda doğruyu gösterdiğinden ve akıntıya karşı kürek
çektiğinden dolayı sevilmiştir. O Nihat Genç'in şair kopyası mıydı Hiç
zannetmiyorum. Asla Yalçın Küçük'ler gibi tuluatçı değildi ve tiyatro
yapmıyordu. Zaten riyakarlığa karşı olması da başta bunu gerektiren bir
vasıftır.
ElCezire Kanalı 30 Ağustos (2008)'da Kabbani ile alakalı olarak
yayımlanan yeni bir kitabı gündeme getirdi. Burada El Cezire sunucusu
onun kadın tutkusu ile (ziru nisa) kadın özgürlüğü yönündeki gayretleri
birbirine karıştırdı. Esasında kadın tutkusu veya gazaliyat ve lirizm
ile kadını özgürlüğü kavuşturmayı çağıran felsefi eğilim ve akımlar
arasında hiçbir münasebet, temas hattı ve kavuşum noktası yoktur.
Lirizm sufizm gibidir. Veya vahdet-i vucud mesleği gibidir zevke hitap
eder. Akla hitap etmez ve kuru değildir. Feminizm ise aşkı öldüren bir
afettir. Kadının mezarıdır.
Kadın hakları teranesi aslında kadını sevmeyenlerin ve kadından nefret edenlerin ürettiği safsata ve teranesidir. Kadın
adına kadın düşmanlığının ta kendisidir. Sevilen açılıp saçılmaz belki
pırlanta gibi saklanır ve kıskanılır. Örtüsü ve başörtüsü içindeki
kadın sedef içindeki inci gibidir. İş aleminin
karanlık simalarından Erol Evcil bile bir defasında çok hikmetli bir
söz etmişti. Bir zamanlar birlikte özel uçaklarla Paris'e gittikleri ve
evlenme rüyaları gördükleri Gülben Ergen'i hala sevip sevmediği ve
gönlündeki korun küllenip küllenmediği sorulması üzerine can alıcı bir
cevap vermişti :"Nefret bile etmiyorum…" Böyle
birisini tanımıyorum ve bütün bağlarımı kopardım demektir. Bu sevgide;
onu, varlık aleminden alıp yokluk alemine göndermektir. Ademe
mahkumdur. Cehennem bile değildir. Kabbani programına katılan
şairlerden Şamlı Şevki Bağdadi onun ibahiyatçı bir şair olarak takdim
edilebileceğini söyledi. Hedonist veya zevvakiyatçı olduğu
söylenebilir. Bu bir nevi ibahiyatçılıktır. İbahiyatçılık
ise ilhadın/ateizmin sosyolojik boyutudur. Haram ve helalı karıştırmak
veya kaldırmaktır. Ontolojik dairede olmasa bile şeriat dairesinde
küfürdür. Papa da buna 'pratik dinsizlik'
demektedir. Tabiî ki kuralsızlık ve kuraldışılık anlamında… Doğrusu o
Şevki Bağdadi'nin dediği gibi kadını savunan bir Kasım Emin veya Neval
Sadavi değildi. O kadının özgürlüğüne değil esaretine inanıyor ve onun
özgürlüğünün esaretinde yattığını söylüyordu. Aynen Hallac gibi ifade
eiyordu :"Ey dostlarım öldürün beni. Ey yarenlerim öldürün beni. Zira
hayatım mematımda; yaşamım ölümümde gizlidir…"
Kainatın hulasası olan Mustafa da (S.A.V.) öyle buyurmadı mı : Ey Fatıma sen Ali'ye
cariye ol ki o da sana köle olsun… Seyyidu'l kavmi hadimuhum. Kavmin
efendisi hizmetkarıdır. Hizmetkar devlet anlayışı da bu kuraldan
beslenir. Nizar Kabbani de Ahmet Şevki gibi
cinsinde ve tiynetinde toprağın bütün katmanlarını barındırıyordu.
Türklük, Araplık, Çerkezlik gibi… O, Ademiyetin son çığlığıydı.
www.mustafaözcan.com
|