|
Hadis kitaplarının ve tefsirlerin
ayıklanması
Bilindiği gibi Türkiye'de Diyanet İşleri
Başkanlığı tarafından yürütülen bir çalışma var.
Hadis mecmualarının ayıklanması. Daha ziyade hermenötik yöntemlerinin
kullanılması ile hadis metin tenkidi üzerine yoğunlaşılması. Diyanet camiası
Ankara İlahiyat Fakültesi ile bu çalışmalarını hızla ilerletiyor. Ne maksada
hizmet edecek ve nasıl bir sonuç çıkacak herhalde geç olmadan öğreneceğiz. Buna
mumasil geçmişte de tefsir kitaplarının ayıklanması çağrıları yapılmıştır. Bazı
hadis rivayetlerinin illeti vaz yani uydurmak iken bazı tefsirlerin illeti de
İsrailiyat olmuştur. Bununla birlikte bunları gerekçe göstererek tefsirleri
modernist anlayışlar göre ayıklamak isteyenler de elbetteki olmuştur ve
vardır. Dolayısıyla İsrailiyat bir
gerekçe, gizli gündem ve ajanda ise modernizm olabilir. Çokları modernist
oldukları halde geleneğe karşı çıabilmek için selefi kisvesine büründüler.
Neoselefilerle bu bağlamda neometezili akımları birbirine karıştı. Cephe ve
mevzii arayanlar hazır cephelere ve mevzilere sığındılar. İsrailiyat da öyle
bir mevzii olmuştur. Sonra tümüyle
İsrailiyatın zararına hükmetmekte haksızlık olur. Tefsir dalında ayıklama
çığırını açanlardan ve buna davet edenlerden birisi de Ezher Şeyhlerinden
Mahmut Şeltüt olmuştur. Şeltüt, Ezher'i modernize etme projelerinde adı geçen
şahsiyetlerden biridir. Mustafa Meraği ile birlikte Ezher'de Muhammed Abduh
ekolünü ve çığırını yürütenlerden birisidir. Bu yüzden de bir dönem (Muhammed
Ahmedi Zevahiri döneminde) Ezher'le ilişiği kesilmiştir. Sakal bıyık
meselesinde gevşek tarafları olduğu gibi öte yandan Müslüman kadınların gayri
Müslim erkekleri ile evlenmesi noktasında salabetli tavır ve görüşleri de
vardır. Tefsirlerin İsrailiyattan
ayıklanması için bir heyetin teşkil edilmesini ve bu heyetin bir çalışma
hazırlamasını ve bu çalışmasında İsrailiyat mahsülü görüşlerin orta
çıkarılmasını ve halkın bu hususta aydınlatılmasını istemiştir. Keza dini
kitaplardaki bidat ve hurafelerin de aynı şekilde ve yolla ayıklanmasını talep
etmiştir (1).
Onun gerçekleştirmek istediği ama
başaramadığı çalışmayı bugün Diyanet hadis alanında başarmaya çalışmaktadır.
Elbette bu tahlilimizden İsrailiyat tarzı rivayetlere sahip çıktığımız
sanılmasın. Asla. Bununla birlikte Reşid Rıza gibiler El Menar gibi
tefsirlerinde İsrailiyat adı altında sahih hadisleri de ayıklamışlar ve suret-i haktan görünerek sahih geleneği
tahrifata yeltenmişlerdir. Tahrifatı imha adına
tahrifat yapmışlardır. Ahmet Davudoğlu'nun ifadesiyle dini tamir
davasında dini tahribe yeltenmişlerdir.
Çağdaş sayılabilecek tefsirlerden Menar sahibi Reşid Rıza'nın tefsirine
baktığımızda neoselefi olarak addedilen bu zatın aslında neoselefilikle
birlikte neomutezile akımını temsil ettiği anlaşılmaktadır. Aynen hocası
Muhammed Abduh gibi kısmen
pozitivisttir.Maalesef onlar yüzünden Ezher'de böyle bir damar neşvü nema
bulmuştur. Muhammed Abduh'un Amme Tefsirinde Ebabil kuşları ve Siccil'i
mikroplar olarak nitelendirmiştir. Reşid Rıza bir adım daha ileri giderek
cinlerin gözle görülmeyeceğini söylemiş ve bununla da kalmamış aynı zamanda
cinlerin de mikrop nevinden varlıklar olduğunu savunmuştur. Peygamberimizin
kevni mucizelerini Muhammed Abduh gibi reddetmiş ve ilmi mucize olarak sadece
Kurr'an-ı Kerim'i ispat etmişir. Yegane mucizesi olarak Kur'an'ı ispatlamıştır.
Böyle olunca sabık Peygamberlerin mucizelerinin de reddedilmesi iktiza etmez mi
? Peygamberimizin kevni mucizelerini
reddeden bilevla diğer Peygamberlerin mucizelerini de reddeder. Bundan dolayı Mehmet Haberal'ın kanalı olarak
da bilinen Başkent TV'de konuşan
ilahiyatçılar da şakku kamer gibi kevni mucizeleri reddetmektedirler. Reşid
Rıza'da zaten şakku kamer mucizesini ve benzerlerini reddedenler arasında yer
almaktadır (2). Dolayasıyla Ankara ekolü gibi ekollere çığır açanlar
arasındadır.
Dolayısıyla İsrailiyat'a karşı olmak
modernizm hesabına geçiyor. Muhammed Abduh ekolü Kur'an-ı Kerim'in hidayet
kitabı olmasının dışında bütün yönlerini ve boyutlarını reddediyorlar. Mesela
Kur'anı Kerim'in ilim kitabı olmadığını
söylüyorlar.
İLMİ AYIKLAMA YAPILAMAYACAK MI ?
İkinci asın müceddidi olarak da anılan
İmam Şafii kendi asrında bazı ravilerin tesebbütten uzak olduklarını ve gas ve
semin tabir edilen hem zayıf hem de kuvvetli rivayetleri naklettiklerini ifade eder ve bunlara
'hatib-u leyl' sıfatını yapıştırır.
Hatib-i leyl gece oduncusu demektir ki geceleyin alacakaranlıkta oduna
çıkan bir oduncu heybesine her türlü mahrukatı doldurur. Bazen bunlar arasına
yılan ve çiyanlar da olabilir. Tesebbütten ari olduğundan dolayı bu tür bir
ravi hem zayıf hem de kuvvetli rivayetleri nakleder. Tefsir'de de bazı
müfessirler nakil yolu tercih etmişler ve bunlar zayıf da olsa bazı
müfessirlerin sözlerini nakletmişlerdir. Bu, daha ziyade Et Tefsiru bi'l me'sur
akımının temsilcilerinin düştükleri bir yanlışlıktır. Kimi ulema ise bunu bir
yanlışlık olarak görmez. Bazen duyan nakilden daha şuurludur veya idrak
sahibidir (rubbe samiin ev'a minerravi)
hadisi doğrultusunda bazıları da bu rivayetlerin tortularını ayıklar
veya nakilin nufuz edemediği derinliğe nufuz eder ve ondan yeni cevherler
çıkarır. Taberi gibi bazı müellifler ham tarihi hadisatta hem de tefsirlerinde
buldukları rivayetleri tahkik etmeden eserlerine almışlardır. Kimileri bu
yöntemi reddetmiş kimileri de eğer onlar olmasayı onların asırlarını
anlayamazdık demişlerdir. Onlar asırlarına ayna tutmuşlardır. Ve dolayısıyla
onlar vasıtasıyla sadece o asrın hadis ilmindeki yerini değil edebiyattaki veya
sosyal hayattaki yerini e bu rivayetler sayesine öğreniyoruz. Şüphesiz zayıf da
olsa bu rivayetler bugünkü hayatımıza bir zenginlik katıyorlar. Zaten Taberi
gibi alimlerin maksadının a tam bu olduğu söyleniyor. Buradan baktığımızda
Taberi'nin sözkonusu rivayetlerinin tam bir isabet olduğu ortaya çıkmaktadır.
Elbetteki bu haller onların rivayetlerinin işlenmesine engel değildir. Bu işlem
ise tahkik ve tankih yollarıyla yapılmaktadır. Günümüzde ehl-i tahkik olan
zevat zaten bu tür rivayetleri diğer muteber kitaplar veya bilgilerle
karşılaştırarak tahkik etmekteler. Dolayasıyla tahkik sahası her zaman açıktır
ve yapılması gerekir.
Lakin bazıları bunun bazı periyolarla yapılmasını teklif etmektedirler.Burada
kural ihtiyaçtır. Zorlama ile ayıklama yapmak değil. Diyanet İşleri Başkanı
Bardakoğlu günümüzde hadislerin her on yılda bir gözden geçirilmesini arzu
etmektedirler. 10 yıllık dilimlerle hadislerin ayıklanmasınıve yeniden
eldengeçmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu dini verilerin zaman karşısında
münfail olma durumunu/edilgenliğini gösterir. Hakim unsur zamandır. Mahkum olan
ise dini kurallar ve kaideler bütünüdür. Halbuki Bediüzzaman'ın deyimiyle
münfail olan Kur'an değil, zamandır. Zamana göre aceleyle yapılan Kur'an
tevilleri hatalı çıkmıştır. Bediüzzaman :"Zaman ihtiyarladıkça Kur'an gençleşir"
derken merhum İskilipli Atı Hoca da :"Kur'an asri değil a'saridir. Yani
bir zamanın değil bütün zamanların modernizmidir" demiştir.
Hadisler elbette her zaman okunmalı ve onlar okundukça da yeni mesail gündeme
gelecek ve hadislerden daha fazla istifade edilecektir. Aksi taktirde, ca'li
bir ihtiyaçla hadisle dokunulması sözünü ettiğimiz mahzurlara yol açacaktır.
Bazı ehl-i ilim Kur'an ile zamanın mukabele edilmesi ve zamana uygun yeni
Kur'an cevherlerinin keşfi için her yüzyılda bir yeni tefsir çalışmalarının
yapılmasını savunmuşlardır. Zaten bu kendiliğinden yapılmaktadır. Her asrın
gayur müfessirleri çıkarak Kur'an-ı Kerim'i tefsir etmişmerdir. Ama bu mesele
de bir zamanlar müçtehid taslaklarının çoğalması gibi enflasyona medar
olmuştur. Günümüzde neredeye meal veya tefsir yazmayan kalmadı. Bu da Kur'an-ı
Kerim'in saygınlığını ve mehabetini gölgeliyor. İnsanlar yaptıkları işin veya sorumluluğun
farkında veya cesametinde değiller. Bu onları Allah'ın kelamı karşısında cürete
sevk ediyor. Geçmişte her asırda tefsir çalışması yapılmasını isteyenler olduğu
gibi her asrın bir müçtehitten hali olmayacağını da söylemişlerdir. Bununla
birlikte ekseri ulema mutlak müçtehitlik devrinin kapandığını ve mezhepte
müçtehitlik döneminin ise baki olduğunu söylemiştir.
Buhuusta daima iki kutup olmuştur. Sahayı daraltmak isteyenler ile sulandırmak
isteyenler. Bunun yanında bir de dengeyi ve itidali temsil eden üçüncü ve vasat
çizgi de daima bulunmuştur.
Taberi ve Salebi ve Mukatil İbni Süleyman gibi bazı
haşviyeciler dışında kimi ulemaya göre hatib-u leyl korumunda olan
müfessirlerden birisi İsmail Hakkı Bursevi'dir ve Ruhu'l Beyan tefsiri de kimilerine göre
haşviyatla dolu ve maluldur. Ruhu'l
beyan ilmi açıdan da edebi açıdan da kritize edilmiştir. Arapların ifadesiyle
‚likülli hisanın sahve ve lükülli insanin kebve' dedikleri gibi her insanın bir
sürçme payı vardır. Arapların 'nesicu vahdihi' dedikleri gibi nev-i şahsına
münhasır bir müfessir olan Bursevi tefsirini tasavvufi, edebi nakillerle
doldurmuştur. Ve öyle doldurmuştur ki, kitabın şeffafiyeti ve esnekliği
kaybolmuştur. Kitabına zayıf hatta erbabına göre mevzu addedilen hadisler de serpiştirmiştir. Bununla birlikte
nezdindeki hadis ilmi usulu biraz farklıdır. Sıhhatv e zayıflandırma da yine
kendi yöntemini kullanmıştır. Ruhu'l beyan'da hem kuvvetli hem de zayıf yönler
olduğundan dolayı zayıf yönlerinden dolayı insanların mahrum olmaması için Şam ulemasından Sabuni Ruhu'l beyan'ı tahkik etmiş ve onun
kimilerine göre seyyaliyetini ve akıcılığını engelleyen yönlerini ayıklamıştır.
Sabuni hem tasavuf alimi hem de ehl-i sünnet metoduna bağlı bir alimdir. Ağdalı
yönlerini ayıklayarak istifadeye medar hale getirmiştir. Elbette orjinaline
sadık kalmak ve orjinalinden okumak isteyenler için bu kapı her zaman ardına
kadar açıktır. İsteyene müyesserdir.
Belki Bursevi'nin üzerine Muhammed Ali Sabuni'nin yaptığı bir istisnadır. Bunun
ötesinde bunu bir ihtisar olarak görmek de mümkündür. Şöyle ki Gazali'nin
özellikle de İhya kitabı birçok alim tarafından ihtisar edilmiştir. Bizzat
kendisi de İhya'yı Farsça olarak Kimyayı Saadet kitabında ihtisar etmiştir.
Sabuni de Araplar için faidesini genelleştirmek için Gazali'nin yaptığı gibi Arapların idraklerinin alacağı şekle
getirmiştir. Bu orjinali bozma değildir zira orjinali mevcuttur.
Bunun ötesinde İsrailiyat noktasında çalışmalar her zaman olmuştur. Mısır'da
Muhammed Ali Zehebi ve Türkiye'de birçokları bunu yapmaya çalışmıştır.Bununla
birlikte, asıl yanlışolan İsrailiyat adı altında hadislere mevzu/uydurma
damgası vurulmasıdır.
Hadis projesinde insanları asıl endişelendiren yön burasıdır. Tefsir çalışmalarında da sakınılması gereken
muharrik unsur modernizm ve onun yol açığı pozitivizm gibi dalgalardır. Nitekim
kendisi de öyle olmasına rağmen Cemaleddin Afgani bile Seyyid Ahmed Han modernizmine karşı ' er
Reddu ale'l dehriyyin' kitabını yazmak zorunda kalmıştır. Halbuki daha sonra çığırını devam ettiren
Muhammed Abduh daha dar dairede bile olsa Mısır'ın Seyyid Ahmed Han'ı olarak
anılmıştır.
Buradaki maksadımız, Diyanet İşleri Başkanlığının kalkışmış olduğu hadis
ayıklama sürecine veya projesine mumasil olarak geçmişte böyle projelerin
tefsir dalı gibi dallarda da yaşanmış olduğunu hatırlatmaktır. Varsa; muhtemel
benzerliklerine işaret etmek ve uyarmaktır.
1-Fi Zikra el İmam el Akber eş Şeyh Mahmut Şeltüt, Recep Ayı Ezher Dergisi
promosyonu, s: 88
2- Et Tefsiru ve'l Mufessirun, Muhammed Hüseyin Zehebi, ikinic cilt, S :
587
www.mustafaözcan.com
|