|
"Haberimiz olmadan altımızı oymuşlar"
Kıdemli diplomat ve hariciyeci İhsan Sabri Çağlayangil hatıratında şöyle bir ifade kullanır :" 12 Mart günlerine giden süreçte haberimiz olmadan CIA altımızı oymuş…" Evet böyledir. Zira CIA'nın yöntemi budur. Sizden habersiz altınızı oyar. Gerektiğinde Askere karşı sivili, sivile karşı da askeri kullanır. Çağlayangil'in söylediklerini aklınızın bir köşesine yerleştirdikten sonra Mısriyyun
gazetesi yazarlarından Reb'i Hafız'ın (17/10/2008) şu sözlerine kulak verin :" Kardavi olayında bir kez daha görülmüştür ki, İran kendisine karşı çıkanları evinin içinden bile vurabileceğini göstermiştir. Şeyh Kardavi'ye evinin içinden ve yan odalardan devşirmeleriyle ateş etmiştir. Kurşunlar onu sıyırıp geçmiş ve o ateş seslerini ve yanlara düşen kurşun tarrakalarını duymuş ve ateş edenlerin eşkalini belirlemiştir…" Evet, İranlılar
sistematik bir şekilde Kardavi'nin çevresini ele geçirmişlerdir. Bu meseleye Kardavi ve Brutüs'leri bahsinde değinilse de eksik kalmıştır, İttihad ve Birlik'te yanına aldığı ve yerleştirdiği Muhammed Selim Avva ve Fehmi Huveydi gerçek bir Brutüs olarak şeyhlerine kazan kaldırmışlardır. Muhammed Selim Avva gelen tepkiler üzerine İran'a uyarı yapılan ve Kardavi'den özür dilenmesi istenen (14/15 Ekim 2008) toplantıda istifasını sunmuştur. Lakin durumun hassasiyeti
muvacehesinde istifası şimdilik işleme konulmamıştır. Bununla birlikte Arapların 'ihtirak/sızma' dedikleri gibi Hizb-i İran veya İran lobisi haberi olmadan Şeyh'in altını oymuştur. Yavuz döneminde de Anadolu'nun altını oydukları için Yavuz tarihe geçen refleksini göstermişti. Fehmi Huveydi'nin durumu da bundan farklı değildir. Bunun ötesinde Şeyh Kardavi kendi elleriyle kurduğu İslamonline'ın da bu olayla birlikte esefle elinden uçup ve kayıp gittiğini görmüştür.
Burada da Muhammed Selim Avva'nın yaptığını öteden beri kötü idaresinden şikayet edilen ve daha önce Pakistan'da yayınlanan Kadaya Düveliyye'de Kemal Halbavi'ye istihlaf eden Tevfik Ganim yapmıştır. Toz duman dağıldıktan sonra İran lobisinin adamı haline gelen Tevfik Ganim'in de görevinden el çektirileceği söylenmektedir. Dolayısıyla Kardavi çevresinden yalıtılmış ve koparılmıştır. Bunun tek nedeni vardır. İran'ın da CIA gibi çalışmaktadır. Haberiniz
olsun veya olmasın sizi çevrelemekte ve en yakınınız üzerinden vurmaya çalışmaktadır. Şia karakteri genel olarak takiyye presibi gereği ve sonucu dişi ve kaypaktır. Bu hüküm elbetteki herkese teşmil edilemez ve hükümleri tamim etmek doğru olmaz Ama damar olarak böyle bir karakter zafiyetine musab oldukları söylenebilir.
Maalesef Şia, Siyonizm de olduğu gibi muhaliflerini yıldırarak hedeflerine ulaşmak istiyor. Bunun için de tabular üoretiyor. Bu tabulardan birisi Ehl-i beyt muhabbeti ve diğeri de Hizbullah direnişidir. Sünnilerin de bu direnişi desteklediğini gören İran direnişi tek referans aline getirmek istemiş ve ardından da 8-9 Mayıs'ta Beyrut'a inerek sudan bahanelerle şehrin kontrolü ele geçirmiştir. Görevi tamamlayan unsurda
görevdendir ( mala yetimmu'l vacibu illa bihi fehuve vacib) kuralı gereği maksatlarını genişleterek artık karma şehirleri de ele geçirmeye başlamışlardır. Direniş üzerinden Lübnan'ı ve iradesini rehin aldıkları gibi yine Ehl-i beyt muhabbeti ve direniş üzerinden ümmetin iradesini rehin almaya başlamışlardır. Suret-i haktan görünmeleri de kendilerine bu hususta fazlasıyla yardımcı olmaktadır. Siyonistler de anti-semitizm silahını böyle kullanmışlardır. Bu silah
genel bir refleks olmuş ve insanlar bu silah sayesinde İsrail'in mezalimine ses çıkaramaz hale gelmişlerdir. Burada da aynı taktik uygulanıyor. Kardavi'yi de nasibilik ve Al-i Muhammed ve Ehl-i beyt düşmanlığıyla suçlamış ve susturmaya çalışmışlardır. Komunizm döneminde Amerikalıların taktikleri de böyleydi. Hak isteyene McChartist bir savuşturmayla komunist damgası vururlardı. Nitekim Suriye'de böyle olmuştur. Dönemin Suriye üst düzey yetkililerinden
Muhammed Maruf Devalibi dönemin Amerikan Büyükelçisi tarafından ziyaret edilir. Ondan da Suriye'nin Ürdün'ün yolu izleyerek İsrail'e yakın olması istenilir. Bunun üzerine Devalibi sorar :" İki kamp arasında mahkum muyuz ? Başka bir seçenek yok mu ? Yani sadece tercih hakkımız Siyonizmle Komunizm arasında mı bulunuyor ?" Amerikan büyükelçisi 'aynen böyle' der. Bunun üzeine Devalibi şunları söylemekten kendisini
alamaz :" Başka hiç seçenek yoksa biz o takdirde kendimiz için daha uzak bir tehlike olan komunist bloku tercih etme durumunda kalacağız. Zira ideolojileri bize ve insanlığa zarardır ama gelip de fiziki olarak sınırlarımızı ve ülkelerimizi işgal etmiyorlar…" Bunun üzerine Amerikan Sefiri ve Amerikancı çevreler Sorbonne çıkışlı Şeyh Devalibi için döneme uygun bir sıfat uydururlar . Kızıl Şeyh ( Eş Şeyh el Ahmer) ! Devalibi ile Amerikan elçisinin
konuşması üzerinden yaklaşık bir on yıl geçer. Bu defa mekan Suudi Arabistan'dır. Kral Faysal'ın danışmanlarından birisi ABD'ye üst verilmemesini ve mevcut üstlerin de sökülmesini ister. Kennedy dönemi olmalıdır. Bunun üzerine Amerikalılar Faysal'ın danışmanı için bir lakap takarlar :"Kızıl emir…" Bugün de piyasalara müdahale ederek aslında Bush, Chavez'in ifadesiyle en büyük yoldaş yani kızılötesi başkan ünvanına
layık olmuştur. Şimdi de İranlılar ve yandaşları (şiileri) aynı yoldan giderek Kardavi için 'Nasibi Şeyh' sıfatını kullanıyorlar. Buradada bazı farklarla birlikte olsa da propaganda tarihinin, kendisini tekrar ettiğini görmekteyiz…
|