|
Fethin fikri cephesi
İran'ın
mezhebi özelliklerinden dolayı İslam dünyasına lider olamayacağı ve
küresel bir İslami güç olamayacağı söyleniyor. Bununla birlikte,
açıktan bir şekilde İsrail ile İran arasında bir kutuplaşma görülüyor,
bunu yukarıdaki tespitle nasıl telif ve izah edeceğiz ? Müşkil olmakla
birlikte bunun izahı var. Esasında, Safevilerden itibaren Şiilik
Perslikle birlikte İran'ın milli kimliği olmuştur. Et-tırnak haline
gelmiştir. Bugün İran milleti gibi yeryüzünde katıksız ikinci bir Şii
millet yoktur. Büyük çapta Şiiliğin omurgasını temsil eden Pesler ile
Azerilerdir. Özellikle de Kuzey Azerbaycan halkının bir kısmı Sünni
olmakla birlikte Güney Azerbaycan ya da İran Azerbaycanı kahiri
ekseriyetle Şii mezhebindendir. Zaten Şiilik üzerine çalışmalarıyla
tanınan Henry Gorbin de Şiiliği İran İslamı olarak tanımlamıştır. İran
bundan; mezhebinden dolayı kaybettiği şansını siyaset yoluyla ve Kudüs
üzerinden kazanmaya çalışmaktadır. Bu hususta samimi ideolojik
eğilimleri olduğu gibi taktik düzeyinde girişimleri de vardır.
Sözgelimi sıkışığında ABD ile masaya oturmakta ve gizli ilişkiler
yürütebilmektedir. Devrimden sonra ve İrangate skandalından dolayı
Mehdi Haşimi gibi kimileri İran'ın derin ve gizli ilişkilerinin kurbanı
olmuştur. Çıkarları gerektirdiğinde gözünü kırpmadan ideolojini bir
kenara veya ikinci plana atabilmektedir. İrangate gibi olaylar ve
ardından Afganistan ve Irak işgallerinde işbirlikleri bunun bilinen
kanıtlarıdır. Bununla birlikte, Sünni dünyada otorite boşluğu nedeniyle
İran İslam dünyasına liderlik açısından bulunmaz bir fırsat
yakalamıştır. Bunun da Filistin üzerinden sağlanabileceğini
görmektedir. Önce İslam dünyasını ikiye bölmek ve gücünü ve enerjisini
kendi içinde tüketmek için Şii kaynaklı İran devrimine sessiz kalan
çevreler ardından bu boşlukta onu dikkate almışlardır. Bu açıdan
aslında İran ile İsrail arasında bir kutuplaşmanın olduğu gerçektir.
Lakin bu her zaman pazarlıklar yoluyla kırılabilir.
*
İşin
asıl tehlikeli boyutu ise İran'ın siyaseten kazandıklarını mezhebe
yatırmaktadır. Ya da siyasi kazanımlarla mezhebi ayağını
güçlendirmesidir. Bu çelişkiden dolayı dönüp dolaşıp yine aynı noktaya
varıyor veya başa dönüyoruz. Mezhebi özelliklerinden dolayı İran'ın
İslam alemine baş olması ve liderlik yapması adeta imkansızdır. Bunu
yapması için bölgeyi Şiileştirmesi ve Sünni dünya ile kapışması ve
yenmesi gerekmektedir. Bundan dolayı İran Hizbullah üzerinden daha
ziyade meselenin siyasi ve onun üzerinden mezhebi propagandasını yapar
niteliktedir. Daha mesele ciddiye binmeden Mehr Ajansı'ndan Hasanzade
gibiler zaferlerde Ehl-i beyt mucizesinden bahsetmektedirler. Halbuki
Mehdi'nin gaybubetini izah ederken fiziki tasfiyesinden çekindiği için
yeraltına sığındığını söylemektedirler. Bu itibarla bu hususta
kendileriyle inanılmaz çelişki içindedirler.
*
Kudüs
daha önce de fethedilmiştir. Bu fethi Nureddin Zengi'nin açtığı
çığırdan Selahaddin Eyyübi sürdürmüş ve tamamlamıştır. Ozaman ki fethin
fikri altyapısına baktığımızda ve günümüzle karşılaştırdığımızda yine
Şii ve gnostik düşünceyle fethin müyesser olmasının imkansız olmasa
bile zor olduğunu görüyoruz. İran elini taşının altına sokmadığı halde
ve Irak ve Afganistan'da Sünnilerin direnişlerinin meyvesini organize güç olması bakamından toplamaktadır.
Zira İran'ın 8 yıl savaşmasına mukabil Afganistan 1978 yılından beri
önce SSCB sonra da Amerikalılarla savaş halindedir. İran ise aralıksız
komşusu Irak ile savaşmıştır. Irak'ta keza öyledir. Hittin'e giden
sürece baktığımızda İsmaili Şia'sını temsil eden Fatimi Devletinin
genellikle işgalci Haçlılarla iyi münesebetler tesis ettiğini
görüyoruz. 1187 tarihinde Haçlıların şevketinin kırılmasıyla sonuçlanan
Hittin muharebesi ve onun fikri arka planını iyi analiz etmemiz
gerekir. Bunu en iyi analiz eden Macid Arsan Geylani olmuştur. Hakeza
Zahare Cilu Selahaddin Hakeza Adeti'l Kuds kitabında bunun fikri ve
manevi altyapısını ve çatısını tahlil eder ve anlatır. Fethin fikri ve
manevi altyapısı tamamen Geylaniyye ve Gazaliyye ekollerine
dayanmaktadır. Bu münasebetle tarih yine bu şekilde tekerrür edecek ve
fetih Sünni manevi ekollerin de desteğiyle biiznillah gerçekleşecektir.
Fethin manevi dinamizmini Muhammed Umara'nın da dediği gibi sünnet
eksenli anlayış teşkil etmiştir ( Mecelletü'l Ezher, Şevval 1429, s:
154). Selahaddin Eyyübi fikri cepheyi de onarmak ve günümüzün
ifadesiyle üniter hale getirmek için sapkın ve aykırı bütün fikirleri
ayıklamış ve dışlamıştır. Aksi halde fetih müyesser olmayabilirdi. Bu
bağlamda batini İsmaili dailerini tasfiye etmiştir. Aynı doğrultuda
gnostik ve işraki Sührüverdi maktul'un Halep valisi tarafından idamına
ferman etmiştir. Sührüverdi fakihlerle yapmış
olduğu fikri münazaralarda kamuoyunun fikrini velveleye vermiş ve ruh
dünyasında dalgalanmalara neden olmuştur. Medeniyetler ve kültürler
asındaki manevi berzahları kaldırma teşebbüsünde bulunmaktadır.
Geçişlilik ve eklektizm vadisinde Zerdüşt ve Eflatun ile Hazreti
Peyğamber'i (S.A.V.) karşılaştırmaktadır. Keldani vahiyle Kur'an-ı
Kerim arasında kıyaslamalar yapmaktadır. Böylece fikri cepheyi
dağdağaya vermiş ve sarsıntılara neden olmuştur. Halbuki zaferin ön
şartlarından birisi de fikri cephede dağınıklık yerine tevhidin ve
beraberliğin sağlanmasıdır. Hazırlık safhası bunu gerektirmektedir.
Denilebilir ki, bu hususta günümüzdeki İran daha farklı görünmektedir.
Halbuki bugünkü İran devrimi köklerini Şah İsmail'e ve ondan sonra
Cemaleddin Afgani'ye borçludur. Kökeninde onun
fikri harcı vardır. Cemaleddin Afgani de Sührüverdi gibi vahiy
konusunda farklı görüşleri olan birisidir. Bu yüzden Daru'l Funun
kapatılmıştır. Günümüzde Ali Şeriati'nin fikri haleflerinden olan Abdulkerim Suruş'un vahiy konusundaki anlayışı da aynıdır ve eleştirilere neden olmuştur. Her ne kadar Suruş yeni dönemde dışlanmışsa bile aradaki ilişiler pek net değildir.
Günümüzde Şiilik cazibesinde Ali Şeriati'nin yerini Hasan Nasrallah'ın
aldığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte, Valı Nasr'ın da parmak
bastığı gibi Şia'nın tarih anlayışı dairevi değildir. Yenilenme
dönemlerine kapalıdır. Sünnilik de çöküntüyü ihya takip eder ama
Şiilikte böyle bir durum yoktur. Onlar ihyayı genel olarak Mehdi'nin
çıkışına ve şahsına bağlarlar. Valı Nasr'ın dediği gibi Sünni
otoriteler gibi Şiilik 'fetihci de' değildir . Hatta Moğollar'ın
Bağdat'ı işgalleri sırasında Vezir Alkemi'nin ihanetini reddetseler bile Sünnilerin aksine Moğol dönemine genel olarak olumlu bakarlar. Dolayısıyla bugünkü İran'ın siyasi motivasyonları olsa da fethin fikri cephesinde
yaya vaziyetteler. Güç kazandıkça kabından çıkmakta ve Irak'ta olduğu
gibi ölüm mangalarıyla Sünnileri tasfiye etmektedir. Hasan Nasrallah'ın
Irak müsveddesi olan Mukteda Sadr Amerikalılar yerine çok sayıda
sünninin kanına girdikten sonra soluğu İran'da almıştır. Keza 2006
Temmuz'unda Hizbullah'ın direnişle İsrail'i püskürtmesinden sonra ilk
icraatı Beyrut'u kontrol alına almak olmuştur. Dolayısıyla İran
fetihten ziyade kendisini tahakkümün cazibesine kaptırmıştır.
26/10/2008
|