|
Felekten bir gece
Bazı AKP'liler felekten bir gece çalmışlar Sorumluluğu
gazetelerin boynuna; gecede rakı su gibi akmış. Gecede sahneye çıkan
kadın şarkıcı başına rakı kadehi koyup AKP'lilerin önünde raksa ve
dansa kalkmış. Bazı AKP'liler de bu sahneye eşlik etmekten kendilerini
alamamışlar. Besbelli ki AKP'liler yoğun gelişmeler karşısında stres
atmak ihtiyacı hissetmişler veya yaşadıkları gerginliği sekir hali ile
atlatmak istemiş olabilirler. Metafiziki sekir halini fiziki sekir hali
ile aşma denemesi de denebilir. Eskiden
felekten bir gece tabiri kullanılırdı. Kanbur felek de bu tabirlerden
birisiydi. Aslında bu ifade dehriliğin yani kadim pozitivizmin günümüze
yansıyan asar-ı bakiyesinden birisidir. Şer teeddüben Cenab-ı Hak
yerine insanın nefsine ve şeytana ve bazen de dehre ve onun tahtında
feleklere hamledilir. Eskiden kelebek etkisi yerine felek etkisinden
bahsedilirdi. Gerçekten de fiziken baktığımızda med-cezir olaylarının
feleklerin etkisiyle olduğunu görürüz. Bazen feleklerin metafiziki
etkisine de inanılırdı. Dolunayın insanın bazı duygularını tahrik etmesi ve harekete geçirmesi gibi. Bu
bağlamda olmalı ' şeytana uyduk' manasında felekten bir gece geçirmek
veya çalmak ifadesi kullanılırdı. Esasında şeytanla bol geceli bu tür
eğlenceler erken dönemde gerçekleşmiş olsaydı kapatma davasına pozitif
etkisi olabilirdi ya da baştan böyle bir davayı öteleyebilirdi.
AKP'lilerin bu meseleye yeteri kadar dikkat edemediği söylenebilir.
AKP'liler bugünlerde gamlılar. Nasıl olmasın ki, yaptıkları hesapları
tutmadı. Sonsuz iktidar hesapları yaparken sonunda duvara tosladılar.
Ama hala çıkmayan candan umut kesilmez hesabı eğlencelerine devam
ediyorlar. Belki de unutmak ve gerçeklerden uyanmak için. Lale Devri
ile Kösem Sultan benzetmeleri arasında yollarına devam ediyorlar. Sanki
kapatma davası başkaları için açılmış gibi. Belki de gitmeden iktidarın
tadını sonuna kadar çıkarmak ve tezevvük etmek istiyorlar. Başhanım
Çankaya'da yolcu değil de hancı gibi oturuyor. Vardır bir bildikleri.
*
Dışişleri
Bakanı bütün mesaisini dış dinamikleri seferber etmek için harcıyor.
Belli ki iç dinamikler artık kapatmaya karar vermişler. Anlaşılan,
kadro seferberliğiyle iç dengeleri tam olarak lehlerine çevirememişler.
Sahip oldukları basın organlarının gücü ise trajı birkaç bini geçmeyen
Taraf'ın gücünden büyük değil. Güçlendikleri oranda güç aşınmasına
uğruyorlar. Zira güç devşirdikleri dinamo olan vizyon ve misyonları
bitmiş. Nereden bakacaklarını bile bilmiyorlar. Çare
veya ümit dış dinamiklerde. Bundan dolayı hatırlı başkentlerin kapıları
aşındırılıyor ve çalıyorlar. Ama oralardan da pek umut yok. Yerlilerin
ayağına basarak ve yabancıların gölgesine
sığınarak serpilmiş ve boy atmışlardı. Bunun böyle devam edeceğini
varsayıyorlardı. Habe sa'yuhum/çabaları boşa gitti. Bu hususta Babacan
dobra konuşuyor. Bush ve Rice, AKP'yi kurtarmak istese bile savaş
manyağı (Warmonger) Cheney'in aklı İran'la son savaşa takılı kalmış.
Gözleri Türkiye'yi ve mücavir alanı görmüyormuş. Cheney Beyaz Saray'ı
boşaltmadan önce varsa yoksa İran'la bir savaşın kıvılcımını
tutuşturmak istiyormuş.
*
Eskiden
her krizde AKP dört ayağının üzerine düşüyordu. Demek ki, imhal dönemi
bitti ve imdat-ı ilahi kesildi. Aslında imdat-ı ilahi AKP'den ziyade
Türk halkına bahşedilmiş bir mola dönemiydi. AKP'liler bunu hep kendi
kerametlerine yordular. Halbuki onlar için istidrac vardı sadece. Kutuplaşma
da sonuçta AKP ve CHP'ye yarıyordu. Fakat öyle bir denkleme geldik ki
kutuplaşsalar da kutuplaşmasalar da iki parti de bitiş çizgisine doğru
koşuyor. Birbirlerini bitiş çizgisine sürüklüyorlar. Durduk
yerde CHP kendini madara ediyor. Belki de son telekulak skandalı Önder
Sav'ın sözlerinin bir bedeli. CHP'liler bunu anlayacak mı ?
anlamayacaklar. Vicdanlarını değil tabelalarını kurtarmanın peşindeler.
Öyle de yapıyorlar. Kutuplaşma ve inatlaşmadan
medet umuyorlar. Öbür cepheye gelince; artık o cepheden madut bazı
muhabirler cin olmadan çarpmaya başladılar. Kur'an-ı Kerim'de ifade
edildiği gibi bir zamanlara kadar cinler sema yani melekler katında
telekulaklık (yesterikkune's sem'e) yapıyorlarmış. Daha sonra denizler
arasında gizli geçitler gibi semada da metafiziki geçitlerle cinlerin
cinlik yapmalarının önüne geçilmiş. Haddini ve çizgisini aşanları
şihaplar vurmaya başlamış. Bunlar elbetteki İran'ın şihapları değil
hakkın şihapları. Şimdi cinkulakların yerini telekulaklar aldı. Cin
olmadan çarpan bazı muhabiran takımı cin işi aygıtlarıyla CHP'lilerin
kulelerini dinlemeye başladılar. CHP ve yandaşı bazıları da bu işin
F-Tipi örgütlenmenin bir işi ve marifeti olduğunda ısrar ediyorlar.
Şimdi 28 Şubat sürecindeki asker-polis kutuplaşmasının bir benzeri ile
karşı karşıyayız. Atanmışlar atalarından kalma
iktidarı sonuna kadar sürdürmek ve yaşatmak istiyorlar. Bundan dolayı
Tuncay Güney'in arkasında çıkan kökü derinlerde olan polis şefleri (
Adil Saçan gibi) şimdi polis içinde F-tipi örgütlenme hakkında bülbül
gibi ötüyor veya şakıyor. Baykal'dan önce Fatih Çekirge de aynı konuya temas etti. Kavga giderek derinlere iniyor. Kural yerine iktidar ve
her türlü gücün peşinde koşan İslami cereyanlar ve anlayışların tamamı
da AKP hinterlandında ve geniş zemininde buluştular, kenetlendiler ve
bir araya geldiler . Zemin giderek daha kaygan hale geliyor. Peşinen
söyleyeyim ki, bu kavgayı iki kesimden hiçbirisinin kazanma ihtimali
yok. Belki de bu Türkiye'nin kazanması olacaktır.
www.mustafaözcan.com
|