Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

MustafaÖzcan.com

Ana Sayfa

Güncel Yazilar

Kitaplar

Röportaj

Fikir Köşesi

Ziyaretci Defteri

Biyografi

İletişim

 

 

Mustafa Özcan

 

 

Felekten bir gece

 Bazı AKP'liler felekten bir gece  çalmışlar  Sorumluluğu gazetelerin boynuna; gecede rakı su gibi akmış. Gecede sahneye çıkan kadın şarkıcı başına rakı kadehi koyup AKP'lilerin önünde raksa ve dansa kalkmış. Bazı AKP'liler de bu sahneye eşlik etmekten kendilerini alamamışlar. Besbelli ki AKP'liler yoğun gelişmeler karşısında stres atmak ihtiyacı hissetmişler veya yaşadıkları gerginliği sekir hali ile atlatmak istemiş olabilirler. Metafiziki sekir halini fiziki sekir hali ile aşma denemesi de denebilir.  Eskiden felekten bir gece tabiri kullanılırdı. Kanbur felek de bu tabirlerden birisiydi. Aslında bu ifade dehriliğin yani kadim pozitivizmin günümüze yansıyan asar-ı bakiyesinden birisidir. Şer teeddüben Cenab-ı Hak yerine insanın nefsine ve şeytana ve bazen de dehre ve onun tahtında feleklere hamledilir. Eskiden kelebek etkisi yerine felek etkisinden bahsedilirdi. Gerçekten de fiziken baktığımızda med-cezir olaylarının feleklerin etkisiyle olduğunu görürüz. Bazen feleklerin metafiziki etkisine de inanılırdı. Dolunayın insanın bazı duygularını  tahrik etmesi ve harekete geçirmesi gibi.  Bu bağlamda olmalı ' şeytana uyduk' manasında felekten bir gece geçirmek veya çalmak ifadesi kullanılırdı. Esasında şeytanla bol geceli bu tür eğlenceler erken dönemde gerçekleşmiş olsaydı kapatma davasına pozitif etkisi olabilirdi ya da baştan böyle bir davayı öteleyebilirdi. AKP'lilerin bu meseleye yeteri kadar dikkat edemediği söylenebilir. AKP'liler bugünlerde gamlılar. Nasıl olmasın ki, yaptıkları hesapları tutmadı. Sonsuz iktidar hesapları yaparken sonunda duvara tosladılar. Ama hala çıkmayan candan umut kesilmez hesabı eğlencelerine devam ediyorlar. Belki de unutmak ve gerçeklerden uyanmak için. Lale Devri ile Kösem Sultan benzetmeleri arasında yollarına devam ediyorlar. Sanki kapatma davası başkaları için açılmış gibi. Belki de gitmeden iktidarın tadını sonuna kadar çıkarmak ve tezevvük etmek istiyorlar. Başhanım Çankaya'da yolcu değil de hancı gibi oturuyor. Vardır bir bildikleri.

*

 Dışişleri Bakanı bütün mesaisini dış dinamikleri seferber etmek için harcıyor. Belli ki iç dinamikler artık kapatmaya karar vermişler. Anlaşılan, kadro seferberliğiyle iç dengeleri tam olarak lehlerine çevirememişler. Sahip oldukları basın organlarının gücü ise trajı birkaç bini geçmeyen Taraf'ın gücünden büyük değil. Güçlendikleri oranda güç aşınmasına uğruyorlar. Zira güç devşirdikleri dinamo olan vizyon ve misyonları bitmiş. Nereden bakacaklarını bile bilmiyorlar.  Çare veya ümit dış dinamiklerde. Bundan dolayı hatırlı başkentlerin kapıları aşındırılıyor ve çalıyorlar. Ama oralardan da pek umut yok. Yerlilerin ayağına basarak ve  yabancıların gölgesine sığınarak serpilmiş ve boy atmışlardı. Bunun böyle devam edeceğini varsayıyorlardı. Habe sa'yuhum/çabaları boşa gitti. Bu hususta Babacan dobra konuşuyor. Bush ve Rice, AKP'yi kurtarmak istese bile savaş manyağı (Warmonger) Cheney'in aklı İran'la son savaşa takılı kalmış. Gözleri Türkiye'yi ve mücavir alanı görmüyormuş. Cheney Beyaz Saray'ı boşaltmadan önce varsa yoksa İran'la bir savaşın kıvılcımını tutuşturmak istiyormuş.

*

Eskiden her krizde AKP dört ayağının üzerine düşüyordu. Demek ki, imhal dönemi bitti ve imdat-ı ilahi kesildi. Aslında imdat-ı ilahi AKP'den ziyade Türk halkına bahşedilmiş bir mola dönemiydi. AKP'liler bunu hep kendi kerametlerine yordular. Halbuki onlar için istidrac vardı sadece.   Kutuplaşma da sonuçta AKP ve CHP'ye yarıyordu. Fakat öyle bir denkleme geldik ki kutuplaşsalar da kutuplaşmasalar da iki parti de bitiş çizgisine doğru koşuyor. Birbirlerini bitiş çizgisine sürüklüyorlar.  Durduk yerde CHP kendini madara ediyor. Belki de son telekulak skandalı Önder Sav'ın sözlerinin bir bedeli. CHP'liler bunu anlayacak mı ? anlamayacaklar. Vicdanlarını değil tabelalarını kurtarmanın peşindeler.  Öyle de yapıyorlar. Kutuplaşma ve inatlaşmadan medet umuyorlar. Öbür cepheye gelince; artık o cepheden madut bazı muhabirler cin olmadan çarpmaya başladılar. Kur'an-ı Kerim'de ifade edildiği gibi bir zamanlara kadar cinler sema yani melekler katında telekulaklık (yesterikkune's sem'e) yapıyorlarmış. Daha sonra denizler arasında gizli geçitler gibi semada da metafiziki geçitlerle cinlerin cinlik yapmalarının önüne geçilmiş. Haddini ve çizgisini aşanları şihaplar vurmaya başlamış. Bunlar elbetteki İran'ın şihapları değil hakkın şihapları. Şimdi cinkulakların yerini telekulaklar aldı. Cin olmadan çarpan bazı muhabiran takımı cin işi aygıtlarıyla CHP'lilerin kulelerini dinlemeye başladılar. CHP ve yandaşı bazıları da bu işin F-Tipi örgütlenmenin bir işi ve marifeti olduğunda ısrar ediyorlar. Şimdi 28 Şubat sürecindeki asker-polis kutuplaşmasının bir benzeri ile karşı karşıyayız.  Atanmışlar atalarından kalma iktidarı sonuna kadar sürdürmek ve yaşatmak istiyorlar. Bundan dolayı Tuncay Güney'in arkasında çıkan kökü derinlerde olan polis şefleri ( Adil Saçan gibi) şimdi polis içinde F-tipi örgütlenme hakkında bülbül gibi ötüyor veya şakıyor.  Baykal'dan önce Fatih Çekirge de aynı konuya temas etti. Kavga giderek derinlere iniyor. Kural yerine iktidar  ve her türlü gücün peşinde koşan İslami cereyanlar ve anlayışların tamamı da AKP hinterlandında ve geniş zemininde buluştular, kenetlendiler ve bir araya geldiler . Zemin giderek daha kaygan hale geliyor. Peşinen söyleyeyim ki, bu kavgayı iki kesimden hiçbirisinin kazanma ihtimali yok. Belki de bu Türkiye'nin kazanması olacaktır.

 

www.mustafaözcan.com

Mustafa Özcan

www.MustafaÖzcan.com

 
 

 

 

 

 

 

 

 

MUGETRON

 

 

 

 

Güncel Kitap

İslamın Papa'ya Cevabı

Papa 16. Benedict Türkiye'de. Ziyaret, Papa’nın Müslümanları inciten talihsiz konuşmasını yeniden gündeme taşıyor. Dış politika yazarı Mustafa Özcan'ın "islam'ın Papa'ya Cevabı" adlı kitabı ise bu gündemi nasıl yorumlamamız gerektiği konusunda ipuçları veriyor.

 

 

 

 

 

Kitap

Siyaset ve Itidal

 

Siyaset ve İtidal

“Vusûlsüzlüğümüz usûlsüzlüğümüzdendir,” denmiştir. Gerçekten de başarının iki sırrı ve anahtarı var. Birisi ihlas ve samimiyet, diğeri de doğru yöntemdir. Bugüne kadar tökezlememizin sebeplerinden birisi yanlış yöntemde ısrardır. Söz gelimi, İslam, ahkamı ve esasları itibarıyla kapsamlı ama usulü ve yöntemi itibarıyla tedricîdir. Dolayısıyla uygulanması hikmet gerektirir.

Aktuel makaleler

Mustafa Özcan

Geleceği keşfedenler

Mustafa Özcan

Zirveleri devirmek

Mustafa Özcan

Bizdenciler!

 
Mustafa Özcan
İlk direnişci
 
Mustafa Özcan

Dostun attığı gül...  

 
Mustafa Özcan

Kayıp hakikatın peşinde..

 
Mustafa Özcan

Özgürlük takıntısı

 
Mustafa Özcan
Brown`u cepheye sürmek
 
Mustafa Özcan

Gates hayal görüyor

 
Mustafa Özcan

Diyarı evlad-ı fatihandan diaspora Türklerine

   
Mustafa Özcan

Bilderberg

 
Mustafa Özcan

Geylani Türbesine saldırı

   
Mustafa Özcan

Kozmetik sistem

   
Mustafa Özcan

Şükran ve minnet

 
Mustafa Özcan

İslam'ın altıncı şartı

 
Mustafa Özcan

Acemi

 

EMAiL

Copyright ©  2007 | powered by ingtecplan.de | Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

Yenibosna İstanbul Türkiye