|
En ucuz kan
Osman Osman'ın hazırlayıp sunduğu ve El Cezire Kanalı'nda Yusuf
Karadavi lile gerçekleştirilen Eş-Şeria ve'l Hayat adlı programda
Müslüman toplumlardaki gayri müslim azınlıklar ele alındı. Programın
başında Karadavi İslam dünyasının kanayan yarası Gazze meselesine temas
etti. Parmak bastı. 2/3/2008 tarihinde yayınlanan programda kullandığı
ifadelerden veya tanımlardan birisi çok manidardı veya dikkat
çekiciydi. Dünyada en ucuz kanın Müslüman kanı olduğu tespitini
aktardı. Bu, Fethi Yeken'in aynı doğrultuda daha önce yaptığı bir
tespitin dikey halini tasvir ediyordu. Yeken, dünyadaki tek müstebah
sahanın İslam diyarı olduğunu söylemiş idi. Bu tespiti aslında
Brzezinski'nin Out of control adlı kitabında yazdıklarının bir başka
ifadesidir. Müstebah saha Müslümanların sahası, ucuz kan da yine
onlarınkiydi. Hazreti Peygamberin haber verdiği gibi dünyayı sevecek ve
ölümden korkacaktık. Bu da mehabetimizi ve saygınlığımızı alıp
götürecek ve silip süpürecekti. Bunun sonucu ve sosyolojik bir vakıa
olarak Müslümanların durumu selin önündeki çer çöp misali olacaktı.
Gerçekten de böyle olmuştur. Müslümanların namus ve şeref ve haysiyet
alanı olan 'bidetü'l İslam' da denilen İslam havzası ve toprakları
müstevlilerin önünde müstebah saha iken kanımız da en ucuz kan haline
gelmiştir. Kanımız sel, namusuzum ise payımal olmuştur. Çünkü
Müslümanlar dünyayı sevdiklerinden ve canlarını tatlı bildiklerinden
caydırıcı olmaktan çıkmışlar ve diğerlerinin nazarında kıymetten
düşmüşler ve değersiz hale gelmişlerdir. Müslümanlar Gazze'nin hesabını
sormadıklarından dolayı da İsrail Gazzelilere rehine gibi davranıyor ve
açık hapishaneden daha beter muameleye reva görüyordu. Yusuf
Karadavi'nin dediği gibi Müslüman kanı oluk oluk (midraren) akmakta ve
hiçkimse de bu kanı durdurmak için harekete geçmemektedir. Kılını
kıpırdatmamaktadır. Hatta kimi Müslüman liderler Müslümanları ezen
İsrail ve onun gerisindeki Batılılarla muvazaa halindedir. Yusuf
Karadavi'nin bu tespiti aslında sadece onun bir tespitinden ibaret
değildir. Taliban döneminde gazeteci sıfatıyla Afganistan'a gittikten
sonra esir düşen ve Taliban yetkililerinin hüsnü muamelesiyle
karşılaşarak Müslüman olan Yvonne Ridley 10 Aralık 2006 tarihinde
yayınlanan ' Muslim blood is a cheap commodity' başlıklı konuşması
dünyanın en ucuz kanının Müslüman kanı olduğu tespitini pekiştirmiştir.
Kahire'de EWAMY'de konuşan Ridley tecrübelerine ve okumalarına
istinaden dünyadaki en ucuz şeyin Müslüman kanı olduğunu ifade etmiştir
(Muslim blood is a cheap commodity). Bu tespit kesinlikle yerindedir ve
üzerinde hilaf yoktur. Kahire'deki konuşmasında dinleyenlerine ezcümle
şöyle hitap etmiştir:" 10 yıldan beri var ki, Çeçenistan, Keşmir,
Filistin ve Afganistan boylarında akan Müslüman kanı sebil ve nehir
olmuştur." Kendisinin Müslüman kimliğinin oluşmasında Seyyid Kutup ve
Malcom X gibi 60'lı yıllarda şehit olan şahsiyetlerin önemli bir yeri
olduğunu da itiraf ediyor.
Ridley bazı Arapların Batılılardan daha fazla batıcı
olduğuna temas ederek misal olarak Faruk Hüsni gibileri vermektedir.
Onlara göre, nikap veya peçe veya başörtüsü uyuşturucu alışkanlığı
kadar tehlikeli ve kötüdür. Başörtüsü gibi İslami değerlerin de aynen
İslam diyarı gibi (bidetü'l İslam) payimal haline geldiğine temas eden
Ridley bu hususta Kahire'de yaşadığı kötü bir tecrübesini
nakletmektedir. Ezher Şeyhi Muhammed Seyyid Tantavi'yi ziyarete
gittiğinde elini uzatmadığı için şeyh tarafından 'aşırı'olarak
yaftalandığını ve buna bir anlam veremediğini ifade etmiştir. Ezher
Şeyhi kendisiyle tokalaşmadığı için Müslümanlığı seçmiş ve hidayete
ermiş bir İngiliz kadını gerici olarak yaftalamakta ve aşağılamaktadır.
Bu durumda gerçekten de CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Ezher'den
diplomla alamaz mı ? Hatta Muhammed Seyyid Tantavi'nin yerine Ezher
Şeyhi olamaz mı ? Ilımlılığın ve aşırılığın ne manaya geldiğini
sorduktan sonra şunları söylüyor :"Ben ne bir fırkayı ne de bir hocayı
takip ediyorum. Ben Kur'an ve sünnetin bendesiyim..."
Maelesef yüz yıldan beri Müslümanların ve diyar-ı
İslam'ın kara bahtı böyledir. Destan şairi ve kendisi de abide ve
destan bir şahsiyet olan Mehmet Akif Ersoy da böyle söylemiyor mu ?
Sözü erbabına ve Mehmet Akif Ersoy'a bırakalım ve bu anlamda yüz yıl
içinde pek de bir şeyin değişmediğini görelim. Makus talih yine
tekerrür halinde.
Yıllar geçiyor ki, ya Muhammed, / Aylar bize hep Muharrem oldu! /
Akşam ne güneşli bir geceydi... / Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu! / Âlem
bugün üç yüz elli milyon / Mazlûma yaman bir âlem oldu: / Çiğnendi
harîm-i pâki şer'in; / Nâmusa yabancı mahrem oldu! / Beyninde öten
çanın sesinden / Binlerce minâre ebkem oldu. / Allah için, ey Nebiyy-i
ma'sûm, / İslâm'ı bırakma böyle bîkes, / İslâm'ı bırakma böyle mazlum. Akif'in, III. Safahat (Hakkın Sesleri)'ta yayımladığı "Pek Hazin Bir
Mevlid Gecesi" adlı şiiri de, onun ve İslaml aleminin içinde bulunduğu
ruh hâlini istenenin üzerinde tasvir eder:
www.mustafaözcan.com
|