|
Birinci Dünya Savaşı'nın arslanları ve sırtlanları
Likud Cephesi'nin fikir babalarından olan ve Birinci Dünya Savaşı'nda
Türklere karşı Yahudi Lejyonu'nda görev yapan Vladimir Jabotinsky 'Turkey And
The War/ TÜRKİYE VE SAVAŞ' adlı eserinde Birinci Dünya Savaşı'nın aslında
Osmanlı'yı paylaşma savaşı oluğunu söyler. Önce Ruslar Osmanlı'ya hasta adam
tanısını koyarlar. Ardından bu tanıya Batılı devletler de katılır. Sıra gelir bu
hasta adamın terekesini paylaşmaya. İşte Birinci Dünya Savaşı artık bu terekenin
paylaşılması savaşıdır. Müslümanlar kas'a yani çanak gibidirler ve kurtlar
sofrasının tam ortasına düşmüşlerdir. Bu kurtlar sofrasının hem arslanları hem
de çakalları vardır. Arslanları düvel-i muazzamadır. Çakalları da tabir caizse
Osmanlı ile birlikte yaşadığı halde galip devletlerin safına katılarak terekeden
kırıntı kapmak isteyen, arslanların artıklarına talip olan milletlerdir. Bir de
içeriden hainler vardır. Şerif Hüseyin vesaire gibiler. Ahmet Raif gibiler
bunların kalkıştıkları Es Sevretü'ly Arabiyye'tül Kübra (Büyük Arap Devrimi)'ya
El Hiyanetü'l Arabiyyetü'l Kübra (Büyük Arap İhaneti) adını verir. Birinci Dünya
Savaşı'nın çakalları ise genellikle Osmanlı'nın parçalanmasını dört gözle
bekleyen gayri müslim teba veya bazı yerel unsurlardır. Bir kısım yahudiler ile
bir kısım Ermeniler demek daha doğru olur. Burada genelleme yapacak değiliz.
Aapların ihaneti bütün Arapları nasıl bağlamıyorsa durum Ermeniler ve Yahudiler
için de aynıdır. Bunlar galip devletlerin yanında görünerek planlarını yürütmek
ve emellerine ulaşmak isterler. Bunun için de galip devletlerin yanında paylaşım
savaşına katılırlar. Bunların birliklerini Çanakkale'de ve serhat boylarında
görmekteyiz.
Mısır
'da eğitilen
Yahudi Katır Birliği Çanakkale'ye varmak üzere iki gemiyle yola çıkarıldı.
Toplam (subaylar hariç) 562 kişiydiler. 25 Nisan'da Gelibolu'da karaya ayak bastıklarında
yakalarındaki sarı renkli Davut yıldızı motifli birlik armalarından
tanınıyorlardı. Doğrudan savaşmayacaklar ama katırlarıyla su, gıda, mühimmat vs.
ihtiyaçlarını karşılayacaklardı birliklerin. İki gruba ayrılmışlardı. Gruplardan
birisi Seddülbahir'de, öbürü Anzaklarla Arıburun'daydı. Ancak
Anzaklar onları pek sevmemişti. "Türk"e
benzedikleri için ara sıra -yanlışlıkla- onları da
avlıyorlardı! Bunun üzerine ikinci grup geri gönderildi. Ancak Seddülbahir Grubu
ulaştırma birliği olarak görevini canla başla getiriyordu. Nitekim İngiliz
askeri istihbarat elemanı Aubrey Herbert, onların "oldukça iyi hizmet verdikleri"ni ve "olağanüstü
cesarete sahip oldukları"nı
yazacaktı hatıra defterine. (Gerçi disiplinsizlik cezası alanlar ve herkesin
önünde yere yatırılarak kamçılananlar da yok değildi.) Sonuçta Yahudi Katır
Birliği 8 kayıp vermiş, 25 kişi de yaralanmıştı. Haziran ayında
Kahire'den 150 kişilik bir takviye kuvveti istendi. Birliğin görevi 26 Mayıs
1916'da sona erecekti. Ancak belki iki bin
yıldır bir orduda ilk kez görev alan bu Yahudiler, bugünkü
İsrail'in kurucu gücü olacak ve içlerinden devlet
başkanları, bakanlar, komutanlar çıkaracaktı.
Nitekim hemen ardından açılan Filistin cephesinde General Allenby'nin ordusuna Yahudi Lejyonu adı altında
katılacak ve bu defa "kendi toprakları" için savaşacaklardı Osmanlılarla. ***
Ermeniler de Yahudiler gibi Osmanlı'nın parçalanmasını sabırsızlıkla bekliyorlardı. Buna tanıklık eden tarihçilerden birisi de Guenter Lewy asıllı Amerikalı tarihçidir. Lewy, Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngiliz, Fransız ve Rus ordularında önemli sayıda Ermeni bulunduğunu ve Ermenilerin bu hizmetlei dolayısıyla kendilerine ait bağımsız devlet beklentisine girdiklerini ifade ediyor. Yani kendilerini başka milletlerin kaderine bağlıyorlar ve bir nevi iradelerini ve güçlerini diğer milletlere ipotek ediyorlar. Elbette bu gerçeği tamim etmek doğru değil. Ama ,yaşanananlar da bir vakıa.
***
Birinci Dünya Savaşı ve Çanakkale Harbi yeni dünya düzenini ortaya
çıkarmıştır. Birçok millet bu sayede millet haline gelebilmiş veya devlet
olmuştur. Bunlardan birisi de Anzaklar ve Avustralya ahalisidir. Çanakkale milli
kimliklerini ve benliklerini edinmede onlar için bir dönüm noktası olmuştur.
İsrail devletinin kurulamsına giden süreç 1908'deki İkinci Meşrutiyet ve
ardından İkinci Abdulhamid Han'ın halliyle başlamış ve Çanakkale Savaşı ile
önemli bir geçit ve aşama atlamıştır. Anzaklar ve Avustralyalılar milli
kimliklerini Çanakkale'ye borçludurlar. Bunun tanıklarından birisi
Avustralya'nın Ankara Büyükelçisi Peter Doyle'dur. Today's Zaman'dan Kerim
Balcı'ya yaptığı konuşmada ezcümle şunları söylemiştir :" Biz Çanakkale'ye
İngiliz olarak gittik, Avustralya'lı olarak döndük. İlk defa Gelibolu'da
Avustralya komutası altında harp ettik. Bu, ilklerimizden biridir. Bu
Britanyalılıktan Avustralyalılığa geçişin ilk aşamasıydı ve bu bize milli benlik
ve kimlik kazandırdı, hissi verdi. Gelibolu hamlesinden sonra bazı eski askerler
bunun hakkında konuşmaya başladılar ve şunu söylediler: Gelibolu'ya İngiliz
olarak gittik Avustralyalı olarak döndük..." Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşı
hem bir mahşer ve hem de modern tarihin dönüm noktalarından birisiydi.
Yaşanmasaydı bugün İsrail de olmazdı.ç Bununla birlikte Yahudilerin şansları
yaver gidecek ama Ermenilere talih yar olmayacaktı...
www.mustafaözcan.com
|