|
Belle Epoque ve teneffüs devreleri
Haccac-ı Zalim (Yusuf es Sakafi)'in hemen akabinde Yakup gibi Ömer
Bin Abdulaziz'in tulu etmesi ve devresinin çölün içinde bir vaha gibi
belirmesi üzerine şaşkınlığını üzerinden atamayan birisi zamanının
hekim el ümmesi ( ümmetin bilge kişisi) olarak da anılan Hasan Basri'ye
durunu ve bunun sebebi hikmetini sorar. O şöyle der : Şayet teneffüs
devreleri olmasaydı insanlar helak olurlardı. Bu hakikatın Kur'an'daki
tecellisi ve yansıması şudur : Fetalet bihimu'l emedü fekaset kulubuhum
: Müddet ve fetret uzadı da onların kalpleri kaskatı kesiliverdi. Kalp
katılığını önlemek için çöl içinde vahalar gerekir. Aksi taktirde,
insan savabını yani dengesini kaybeder. Nitelikli ikinci Emevi devleti
denebilecek olan günümüzde ise öyle kuraklık devreleriyle birlikte çöl
içinde vahalar da yaşanmıştır. Darbe dönemleri bir nevi Haccac
dönemleridir. Siyaseten çölleşme iklimidir. Abdulmelik
Fırat ta her darbeden sona beş yıl yasaklı kaldığını ve ardından ferec
ve ferahlama ve rahatlama dönemi geldiğini söylemiştir. İşte usr ve
yüsr dönemleri yani birbirini takip eden zorluk
ve kolaylık devreleri budur. Hiçbir dönem ebedi değildir. Bediüzzaman
cennetü asa bir bahar devresinin geleceğinden bahseder. Genel usr
döneminden sonra gelecek yüsr dönemine işaret etmektedir. Ama bazen
sahte cennetler de yaşanmıştır. Günümüzde de sahte bir lale devrini
yaşıyoruz. Üretimsiz bir tüketim çılgınlığı ve kazanmadan başkalarının kesesinden bolca
yapılan harcamalar ve çalıntı hayatlar söz konusu. Osmanlı'yı da bu iyi
havalar veya çalıntı hayatlar mahvetmişti. Ayağını yorganına göre
uzatmamanın bedelini Osmanlı ağır ödedi. Lale Devrini duyun-u umumiye
onu da tasfiye dönemi takip etti.
*
Bir yazar Birinci Dünya Savaşı öncesine takaddüm eden bizdeki Lale Devrine benzeyen Avrupa'daki Güzel Çağ olarak anılan devreyi
muhayyilesinde şöyle tasvir eder :" 15 Nisan 1912'de Titanic, bütün
yolcularıyla birlikte okyanusun soğuk sularına gömüldü. İngiliz
Edwardian döneminin tüm ihtişamını yansıtan bu 'batması imkansız'
efsanevi gemi, şatafatın ve lüksün o dönem için doruğunu temsil
ediyordu. 14 Nisan 1912 gecesi, gemide son akşam yemeğinin yenildiği
geceydi. "Yolcular o akşam ne yediler, geceyi nasıl geçirdiler, mönüde
neler vardı" gibi konular, pek çok insanın ilgisini çekmiş konular
oldu. 12 gün sonra 94. yıldönümü olacak bu efsanevi akşam yemeği ile
ilgilenirsiniz diye düşündüm.
20.
yüzyılın ilk on yılında İngiltere'ye hükmeden kral, VII. Edward idi.
Şatafata ve iyi yaşama düşkün olan Kral Edward'ın hükümdarlığı dönemi,
bu düşkünlüğün sanattan sosyal yaşama, hayatın her yanına yansıdığı bir
dönemdi. Bu döneme (1901-1915) Anglosaksonlar Edwardian dönemi derken,
Fransızlar da güzel çağ anlamına gelen Belle Epoque (bel epok, okuyun)
adını veriyorlardı. İşte Titanic gemisi, bu Belle Epoque'un en görkemli
abidelerinden biriydi ve Edwardian ihtişamını her güvertesinde
yansıtacak şekilde tasarlanmıştı.
*
Sahraları
aşıp vahaya ulaşmanın sırrı ve anahtarı sabırdır. Kur'an'da bunun
ifadesi şudur : Fetasav bi'l hakkı ve tevasav bi's sabri… Hazreti Yusuf
sıddik de böyle yapmıştır. Onun için de şöyle denmiştir.
Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahim
Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahim,
Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.
Göklere Erişti Figânım Ahım,
Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.
Bir Gülün Çevresi Dikendir Hardır,
Bülbül Har Elinde Ah İle Zardır.
Ne Olsa Da Kışın Sonu Bahardır,
Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.
Daimi'yem Her Can Ermez Bu Sırra,
Gerçek Aşık Olan Erer O Nûra.
Yusuf Sabır İle Vardı Mısır'a,
Bu Da Gelir Bu Da Geçer Ağlama.
Fecri
kazipler fecri sadıklar olduğu gibi sahte baharlar ve sahte kışlar dahi
vardır. Bu meyanda 19'uncu yüzyılda Golde Age olarak geçen veya Belle
Epogue olarak anılan sahte güzel çağlar yaşanmıştır. Bu çağları hemen
beşerin bütün tarihi şerir birikim ve terakümatını ve mezalimini kusan
küresel savaşlar takip etmiştir. İnsanlık, ancak 1914'ün çelik ve barut
şafağında uyanmıştır. İkinci Meşrutiyet olarak da anılan 1908'de
Osmanlı'da da böyle bir his ve coşku dönemi hakim olmuştur. Fukuyama
gibi kimileri bu tarihi tarihin sonu olarak bellemiş veya
addetmişlerdir. Bu beklentiyi kargaşa ve kargaşayı da ülkenin dört bir
tarafında sökün eden harp hali harbi de çözülme izlemiştir. Kuruluş
dönemleri de gerçek coşkuyla birlikte benzeri sancılardan hali
değildir.
www.mustafaözcan.com
|