Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

MustafaÖzcan.com

Ana Sayfa

Güncel Yazilar

Kitaplar

Röportaj

Fikir Köşesi

Ziyaretci Defteri

Biyografi

İletişim

 

 

Mustafa Özcan

 

 

Başını açtı pop'a kaçtı

 1884-1984 yılları arasında  Sakarya ile Haydarpaşa arasını hafta sonları ve başlarında sektirmeden sürekli trenle kat ettim. Bu seyahatlerim ve gel gitlerim sırasında unutulmaz simalarla karşılaştım. Bulardan birisi namaz hocası tarzında pratik dini kitaplar satan gençlikle orta yaş arasındaki bir kişiydi. Mütemadiyen her seferimde onu mutlaka görmüşümdür. Vagonlar gibi zamanla trenin ayrılmaz bir parçası olmuştu. Elbette ki gazoz, simit ve meyva suyu, ayran satanlar da vardı. Ama onların suret ve siretleri sürekli değişiyordu. Onlardan hiçbirisi bende dini kitapçı kadar kalıcı etki ve izler bırakmadı. Minimak Ansönsörlerindeki tercümanlık görevini bıraktığımda artık tren seyahatlerini de bırakmak zorunda kalmıştım. Milli Gazete ve ardından da Zaman'la birlikte tren faslı da kapanmıştı. Milli Gazete, Topkapı'ya yakın ve eski şehirler arası otobüs firmaları ve hatları burada olduğundan dolayı artık tren seyahatlerine veda etmiştim. Ama zamanla eski seyahatlerimi özlerdim ve hasret giderme ve sıla babından trene binme isteği bende hep canlı olmuştur. Böyle özlem dolu bir anın ertesinde kendimi yine eskisi gibi bir trende buldum. Ama çok şey değişmişti. Trenlerin kalitesi veya iç dizaynı ve kostümler tamamen değişmişti. Eski yapının yerinde yeller esiyordu. Ne o eski biz biz ne o eski tren de o trendi. Gözüm hep onu aradı. Ondan maksat elbettki trendeki seyyar kitapçı. Gözüm onu hiç tutmamış ve dini kitap satmasına rağmen ona hiç ısınamamıştım. Onda hep bir sunilik sezmişimdir. Aslında bazen tren seyahatleri tatlı tevafuklara da neden oluyor. Böylesi bir seferde Mısır'da yerüstü tranvayında gezmek ve görmek bahanesiyle son durağa kadar gelmiştim ve orada ilk kez,  aşinası olduğum ama hiç almadığım Mustafa Mahmut'un kitaplarıyla siftah yaptım. Bana çok çarpıcı gelmişti.

Ama trendeki seyyar kitapçıdan hiçbir şey almak nasip olmadı. Halbuki ben seyyar satıcıları ölesiye severim. Adapazarı'nda ilk aldığım dini kitapların kaynağı da seyyar kitapçılardı. Sabit pazara geçmeden önce Salı ve cumartesi pazarlarının kurulduğu kutlu saydığım  o eski mekanın girişinde yine seyyar bir kitapçı vardı. İlk önce annemi zorlayarak ondan dört halifenin menakıbnamesi olan Cihar-ı Yar'ı Güzinin Menkibelerini almıştım. Çok da zevk aldığımı söyleyebilirim. Soluksuz okumuş ve kitap beni sahabe diyarına ve iklimine götürmüştü.  Yine Muhyiddin Arabi'nin Şam'daki kabrinin önündeki seyyar kitapçı bana kitapları sevdiren simalar arasındaydı. Burada Erzurumlu Hacı Bayram ve onun ötesinde Orhan Cami'nin diğer seyyar kitapçısı Eşref ağabeyiyi anmalıyım. Onlardan bir kısmını ahirete uğurladık. Sadede gelecek olursak, gözlerimin aradığı ve taradığı mahalde eski kitapçıyı göremez olmuştum. Sonra biraz daha dikkatlice bakarak eski seyyar kitapçıyı tanıdım. Ama kostüm değiştirmişti. Elinde avucunda dini evsafta kitaplar da yoktu. Artık seküler şeyler satıyordu. Tarak, tırnak makası gibi.  Baktım alanını değiştirmişti. Ve sakalından da eser yoktu.   Demek ki yeni alanı ve müşterileri için yeni bir kostüme bürünmüştü.

    Onu yeni haliyle gördüğümde aklıma iki şey geldi. Bunlardan birisi adamın hafiye olma ihtimaliydi. Bu zayıf bir ihtimaldi ve paranoya çağrıları yapıyordu. İkinci bir ihtimal de adamın seyyarcılık dahi olsa meslek değiştirdiği ve yeni konumuna göre yeni bir kostüm giydiğiydi. Senaryoya göre jönlerin yeni kostümler giymesi gibi.

  Bu hikayeyi bana Serpil Özkasap'ın 'Başını açtı pop'a kaçtı' haberi hatırlattı. İlahilerle çıkış yapan ve belki de bu sahada yeteri kadar tutunamayan Serpil Özkasap yeni bir çığır açmak istemiş olabilir. İlahiden pop'a geçince de trendeki seyyar kitapçı gibi kostümünü de değiştirmişti. Keseceği sakalı veya bıyığı olmadığı için başörtüsünü açmak zorunda kalmıştı ! Ardından da fetvasını patlatmıştı :" Zaten kendi rızam için değil kocamın rızası için kapanmıştım. Kur'an-ı Kerim'de de başörtüsü emri olmadığını anlayınca başörtüsünü çıkardım. Kur'an-ı Kerim hurafe rivayetleri hepsini tasfiye ediyor, ortadan kaldırıyor. Ben de öyle yaptım." Kocasını rızası için bıraktığı başörtüsünü nefsinin rızası için çıkarmış ve ondan kurtulmuş. Olan bitenin kısa hikayesi buydu.  Bu uslup  bana bir yerlerden tanıdık geldi. Adeta Serpil Özkasap kadınlar canibinde büyüyen bir Yaşar Nuri gibi geldi bana. Zaten ATV'de yeni hayatı ve köstümüyle alakalı yapılan bir programda (20 Ağustos 2008) Özkasap Yaşar Nuri yerine Zekeriya Beyaz Hocamızdan kocaman bir aferin almıştı. Bu onun yeni hayatı için vaftiz sayılabilir. Gerekli lojistik ve dahi manevi desteği tamam.  Beyaz Hoca'nın programlarında nedense eski papazlar ihtida ederken eski ilahiciler de popçu oluyor.   Kimilerinin yanlışlıkla nacak olarak hatırladıkları İsmail Nacar ise bu işin bir nevi münafıklığa benzediğini kavramış. Son sıralarda nifak alametleri sadece sanatçı camiasında değil siyasi camiada da çok anılır ve zikredilir oldu. Demek ki tavan yaptı.  Hasan Celal Güzel Süleyman Demirel'i 'siyasi münafık'  olarak tarif etti. Aslında ameli münafıklığı eskiler fasıklık olarak nitelendirirlerdi.  Tartışan mı yoksa tartışılan mı daha fasık o  pek belli olmamakla birlikte bilinen bir şey varsa o da münafıklığın ayyuka çıkmasıydı. Günümüzde at izi it izine karıştı. Serpil Özkasap kendisine muğaninyelerin cehennemin altıncı katına atılacaklarının söylendiğini ama bunların tamamen uydurma rivayetler olduğunu keşfetmiş. Beyaz'ların lojistik desteğiyle keşfetmiş olmalı. Kendi hayatında da kapalı kalabilmenin çok sıkıntılarına katlandığını hatırlatan Özkasap dişi sesiyle seslendirdiği ilahileri erkeklerin kulaklarından kaçırmak için ses tellerini bile bozduğunu ve bu uğurda iki defa ameliyat geçirmek zorunda kaldığını dile getiriyor. Kimileri ise kostüm değişikliğinin makam değişikliğinden kaynaklandığını ve ilahiden popa'a yönelmenin  tabii bir sonucu ve uyarlama meselesi olduğunu iddia ediyorlar. Trendeki seyyar satıcının yaptığı gibi dini kitaplar satarken bıraktığı sakal diğer bir faaliyet türüne ve alanına geçtiğinde yerini matruş bir surata bırakmıştı. Demek ki bu tiplerin beraberliği mezara kadar değil pazara kadar. Tam ahirzaman ahvalinin hatırlattığı gibi.

 Biz araya fazla girmeden depremin sene-i devriyesine rastlayan 17 Ağustos 2008 tarihinde Takvim gazetesinin kendisiyle gerçekleştirdiği mülakata birlikte göz atalım:"

Serpil Özkasap, İlahiyi bıraktı popçu oldu

İlahi albümü 'kadın sesi haram' gerekçesiyle dağıtılmayan Serpil Özkasap, 22 yıllık tesettürünü çıkardı pop-fantazi albümü yaptı

Türbanını çıkartıp, ilahi yerine pop-fantezi şarkılar söylemeye karar veren Serpil Özkasap'ın 'yeni' hayatının ilk röportajı...

* Dine nasıl yöneldiniz? 1985 senesinde eşimin isteğiyle örtündüm. Ama neden örtündüğümü bilmiyordum. Evin içinde çoluğumla, çocuğumla mutlu olmak için, eşimi mutlu etmek için örtündüm. Annem de kapalıydı. 'Madem ben başörtülüyüm Kur'an'ı öğrenmeliyim' dedim. Mahallede Diyanet'e bağlı Kur'an kursuna gittim. Ama Kur'an'ı Arapça'dan okumaya başladığım için anlayamıyordum.

* Neden Türkçe'sini okumayı düşünmediniz? 'Kur'an o kadar yüce bir kitaptır ki siz bunu anlayamazsınız' diye bir düşünce vardı. Bu düşünce yüzünden zaten anlamaya yanaşmadım. Bir sürü hurafeler okudum, dinledim, kafam çıfıt çarşısı oldu. Günahların hepsi de kadınların üzerineydi. Kadınların cehennemi konuşuluyordu.

* Bu hurafeler nerelerde konuşuluyordu? Ev sohbetlerinde...

* Kimin evinde? Mahallemizde, bizlerin evlerinde... Benim, komşunun... İlk kez bu sohbetlerde söylemeye başladım ilahileri. Ben vaaz verirdim, zikir yapardım. İlahiyi söylerken kapının önünden bir erkek geçse 'Sesim duyulursa cehenneme giderim' diye inanıyordum ve kendimi sıka sıka, 'Erkekler duymasın' diye diye, 2 kere ses teli ameliyatı geçirdim. İlahi söylemekten vazgeçtim.

KADININ SESİ....

* Hurafelerin yanlış olduğunu nasıl fark ettiniz? Cehenneme girmek çok kötü bir şey ama ben bu dünyada cehenneme girdiğimin farkında değildim, cehennemin içinde yaşamaya başlamıştım. Bir gün yine ev sohbetlerinden birinde, "Ayağınızı cami yönüne, Kabe yönüne uzatmayın" dendi. Düşünmeye başladım: Camiye uzatma, Kabe'ye uzatma, nereye uzatacaksın ayağını? Bir dönem ayaklarımı uzatmadan kendime çekerek uyumaya çalışıyordum. Ama uyku sırasında bu ayak camiye de uzanacak, Kabe'ye de. Ben iyi bir insan olmaya çalışırken bunlar hayatıma olumsuzluklar getirdi ve bunalıma girdim. Dini sorgulamaya başladım maalesef Kur'an'ı okumuyordum.

* Tekrar ilahi söylemeye nasıl karar verdiniz; sesiniz duyulacak diye korkarken? Maddi sıkıntıya düşmüştüm. Ev sohbetlerinden birinde, üniversiteli bir arkadaş 'Sesin çok güzel, ilahi söyle' dedi. Kadın sesinin günah olmadığını söyledi, o Kur'an okuduğu için bilgiliydi. 3-4 sene araştırdım ve inandım. Albüm yaptım ama albümde 'Kadın sesi günah' diye sorun yaşandı, müzik şirketi dağıtımını yapmadı. Sonra Almanya'da dağıtıldı.

* Kur'an'ı Türkçe olarak okumaya nasıl başladınız? Kadın sesinin günah olmadığını anlayınca Kur'an'ı anlayarak öğrenmem gerektiğini fark ettim. 5 sene önce okumaya başladım ama tam olarak anlamam 1 yıl öncesine dayanıyor. O hurafeler kafama o kadar yerleşmiş ki; birini atıyorum, diğeri çıkıyor. Bir şey aklınıza yanlış yerleşince doğruyu yerleştirmek zor oluyor. Zar zor kafamdan çıkardım. Hayatımda eskiye ait bir şey yok.

DEVRİM YAPTI...

* Bunu nasıl başardınız? Kur'an okuyarak başardım. Çünkü Kur'an'da her şey çok farklı. Türkçe okuyorum ve sözlükten eski kelimelerin anlamlarına bakıyorum. Din bilginlerini dinliyorum. Her söylenene inanmıyorum. Kendim araştırıyorum, inceliyorum, kendi kararlarımı kendim veriyorum. Güçlü bir sesim var. Allah bana bu yeteneği vermiş ama ben kendi cahilliğimden ve ahmaklığımdan dolayı bunu kullanmadım.

* Başınızı açma kararını nasıl ve ne zaman verdiniz? 3 ay önce karar verdim. 1 ay önce 3 çocuğuma söyledim, algılayamadılar. Kızım kapalı, 28 yaşında. Kur'an'ı okumadı. O benim eski halim gibi, enteresan bir durum. Kur'an benim hayatımda devrim yaptı ve benim eşyaya bakış açım değişti.

 Bugünilk kez saçınız açık sokağa adımınızı attığınızda nasıl hissettiniz? Bir tuhaf oldum, herkes bana bakıyormuş gibi hissetim. Evde başım açıktı ama 22 yıldır ilk defa başı açık olarak erkeklerin içerisine girdim. Ürkek oldum ama alışacağım. Başörtüsünü ilk taktığımda da 1 yıl alışamamıştım. Ama Allah'ın emri olduğuna inandığım için 22 sene başım dik dolaştım. Şimdi de günah olmadığına inandığım için, başım dik dolaşıyorum. İsterim ki Türkiye'de başörtülü, başörtüsüz herkes Kur'an okusun ve aydınlansın. * 'Türban Yasası'yla ilgili ne düşünüyorsunuz? Bu kişinin giyim tercihidir. 'Başörtülü dolaşmak istiyorum, kendimi böyle huzurlu hissediyorum' diyorsa örtsün, beni bağlamaz. Bu benim kişisel kararım. Kur'an'da başörtüsü ne namusun, ne ahlakın sembolü değil. Cennet 2 metrelik başörtüsüne mahkum edilemez. Kapanmak dinsel değil geleneksel bir giyim şeklidir. İsteyen örter. Herkes özgür olmalı. Kamusal alanda, her alanda...

'Sesim duyulmasın diye ağzıma taş koydum'

"Ev sohbetlerinde kadınların sesi duyulmasın diye 'Ağzınıza taş koyun ya da meşe koyun' derlerdi. Meşeyi denedim ağzımdan kaydı olmadı, taşı denedim olmadı. Ya da 'Erkeklerle sert, azarlar gibi konuşacaksınız' dediler. Ben de her şeyi tatbik ediyorum ya... Bir gün pazarcıya kaba bir şekilde 'Şuradan 1 kilo domates versene' dedim. Yüzüme baktı 'Sen dağdan mı indin?' dedi. Bu yanlış, trajikomik olaylar sonrasında sorgulamaya başladım. İnsanları yargılamak, eleştirmek, insanlara kötü davranmak, hakaret etmenin ne kadar yanlış olduğunu anladım."

Çocuk Şarkıcı

Yıllarcadinlediği hurafeler nedeniyle bunalıma girdiğini söyleyen Serpil Özkasap, bu hurafeleri hicveden bir kitap yazmış. Henüz yayınlatamadığı kitabından bölümleri 15 dakika boyunca ezbere okuyan Özkasap; şarkı, şiir, öykü, tiyatro gibi sanatın birçok dalına ilgi duyuyor. İzmirli beyin cerrahı Mehmet Elçi'ye ait şarkıları söyleyecek olan şarkıcının 'Hayat' adlı albümü yine Mehmet Elçi'ye ait olan Elçi Müzik'ten çıkacak. Şarkıcı 5 yaşındayken katıldığı bir ses yarışmasında da Türkiye birincisi seçilmiş…"

Bu hikayeden alınacak ders şu : Başörtüsü için çok fedakarlıklar ve mücadeleler yapmış ama olmamış ve sonunda pes etmiş.

İslam'da musiki meselesi çok tartışılır ve su kaldırır bir mesele. Bugüne kadar bu konuyla alakalı olarak  çok yazı okudum ama  Ezher dergisinde Prof. Muhammed Umara'nın ki kadar doyurucu ve dengeli olanına rastlamadım. Müzik meselesi de sanatın bütün dallarında olduğu gibi anlamını kaybetmeye başladı. Dünya tarihi büyük düşünürleri 19'unu asırda kaybetti. Biz de büyük sanatçıları 1960'lardan sonra kaybettik. Biraz daha katiyetle söyleyecek olursak 1990'lardan sonra.

İfrat ile tefrit arasında sanatı bütün dallarıyla yeniden anlamamız ve kuşatmamız gerekiyor.

www.mustafaözcan.com

Mustafa Özcan

www.MustafaÖzcan.com

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

MUGETRON

 

 

 

 

Güncel Kitap

İslamın Papa'ya Cevabı

Papa 16. Benedict Türkiye'de. Ziyaret, Papa’nın Müslümanları inciten talihsiz konuşmasını yeniden gündeme taşıyor. Dış politika yazarı Mustafa Özcan'ın "islam'ın Papa'ya Cevabı" adlı kitabı ise bu gündemi nasıl yorumlamamız gerektiği konusunda ipuçları veriyor.

 

 

 

 

 

Kitap

Siyaset ve Itidal

 

Siyaset ve İtidal

“Vusûlsüzlüğümüz usûlsüzlüğümüzdendir,” denmiştir. Gerçekten de başarının iki sırrı ve anahtarı var. Birisi ihlas ve samimiyet, diğeri de doğru yöntemdir. Bugüne kadar tökezlememizin sebeplerinden birisi yanlış yöntemde ısrardır. Söz gelimi, İslam, ahkamı ve esasları itibarıyla kapsamlı ama usulü ve yöntemi itibarıyla tedricîdir. Dolayısıyla uygulanması hikmet gerektirir.

Aktuel makaleler

Mustafa Özcan

Geleceği keşfedenler

Mustafa Özcan

Zirveleri devirmek

Mustafa Özcan

Bizdenciler!

 
Mustafa Özcan
İlk direnişci
 
Mustafa Özcan

Dostun attığı gül...  

 
Mustafa Özcan

Kayıp hakikatın peşinde..

 
Mustafa Özcan

Özgürlük takıntısı

 
Mustafa Özcan
Brown`u cepheye sürmek
 
Mustafa Özcan

Gates hayal görüyor

 
Mustafa Özcan

Diyarı evlad-ı fatihandan diaspora Türklerine

   
Mustafa Özcan

Bilderberg

 
Mustafa Özcan

Geylani Türbesine saldırı

   
Mustafa Özcan

Kozmetik sistem

   
Mustafa Özcan

Şükran ve minnet

 
Mustafa Özcan

İslam'ın altıncı şartı

 
Mustafa Özcan

Acemi

 

EMAiL

Copyright ©  2007 | powered by ingtecplan.de | Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

Yenibosna İstanbul Türkiye