|
Başını açtı pop'a kaçtı
1884-1984 yılları arasında Sakarya
ile Haydarpaşa arasını hafta sonları ve başlarında sektirmeden sürekli
trenle kat ettim. Bu seyahatlerim ve gel gitlerim sırasında unutulmaz
simalarla karşılaştım. Bulardan birisi namaz hocası tarzında pratik
dini kitaplar satan gençlikle orta yaş arasındaki bir kişiydi.
Mütemadiyen her seferimde onu mutlaka görmüşümdür. Vagonlar gibi
zamanla trenin ayrılmaz bir parçası olmuştu. Elbette ki gazoz, simit ve
meyva suyu, ayran satanlar da vardı. Ama onların suret ve siretleri
sürekli değişiyordu. Onlardan hiçbirisi bende dini kitapçı kadar kalıcı
etki ve izler bırakmadı. Minimak Ansönsörlerindeki tercümanlık görevini
bıraktığımda artık tren seyahatlerini de bırakmak zorunda kalmıştım.
Milli Gazete ve ardından da Zaman'la birlikte tren faslı da kapanmıştı.
Milli Gazete, Topkapı'ya yakın ve eski şehirler arası otobüs firmaları
ve hatları burada olduğundan dolayı artık tren seyahatlerine veda
etmiştim. Ama zamanla eski seyahatlerimi özlerdim ve hasret giderme ve
sıla babından trene binme isteği bende hep canlı olmuştur. Böyle özlem
dolu bir anın ertesinde kendimi yine eskisi gibi bir trende buldum. Ama
çok şey değişmişti. Trenlerin kalitesi veya iç dizaynı ve kostümler
tamamen değişmişti. Eski yapının yerinde yeller esiyordu. Ne o eski biz
biz ne o eski tren de o trendi. Gözüm hep onu aradı. Ondan maksat
elbettki trendeki seyyar kitapçı. Gözüm onu hiç tutmamış ve dini kitap
satmasına rağmen ona hiç ısınamamıştım. Onda hep bir sunilik
sezmişimdir. Aslında bazen tren seyahatleri tatlı tevafuklara da neden
oluyor. Böylesi bir seferde Mısır'da yerüstü tranvayında gezmek ve
görmek bahanesiyle son durağa kadar gelmiştim ve orada ilk kez, aşinası olduğum ama hiç almadığım Mustafa Mahmut'un kitaplarıyla siftah yaptım. Bana çok çarpıcı gelmişti.
Ama
trendeki seyyar kitapçıdan hiçbir şey almak nasip olmadı. Halbuki ben
seyyar satıcıları ölesiye severim. Adapazarı'nda ilk aldığım dini
kitapların kaynağı da seyyar kitapçılardı. Sabit pazara geçmeden önce
Salı ve cumartesi pazarlarının kurulduğu kutlu saydığım o
eski mekanın girişinde yine seyyar bir kitapçı vardı. İlk önce annemi
zorlayarak ondan dört halifenin menakıbnamesi olan Cihar-ı Yar'ı
Güzinin Menkibelerini almıştım. Çok da zevk aldığımı söyleyebilirim.
Soluksuz okumuş ve kitap beni sahabe diyarına ve iklimine götürmüştü. Yine
Muhyiddin Arabi'nin Şam'daki kabrinin önündeki seyyar kitapçı bana
kitapları sevdiren simalar arasındaydı. Burada Erzurumlu Hacı Bayram ve
onun ötesinde Orhan Cami'nin diğer seyyar kitapçısı Eşref ağabeyiyi
anmalıyım. Onlardan bir kısmını ahirete uğurladık. Sadede gelecek
olursak, gözlerimin aradığı ve taradığı mahalde eski kitapçıyı göremez
olmuştum. Sonra biraz daha dikkatlice bakarak eski seyyar kitapçıyı
tanıdım. Ama kostüm değiştirmişti. Elinde avucunda dini evsafta
kitaplar da yoktu. Artık seküler şeyler satıyordu. Tarak, tırnak makası
gibi. Baktım alanını değiştirmişti. Ve sakalından da eser yoktu. Demek ki yeni alanı ve müşterileri için yeni bir kostüme bürünmüştü.
Onu
yeni haliyle gördüğümde aklıma iki şey geldi. Bunlardan birisi adamın
hafiye olma ihtimaliydi. Bu zayıf bir ihtimaldi ve paranoya çağrıları
yapıyordu. İkinci bir ihtimal de adamın seyyarcılık dahi olsa meslek
değiştirdiği ve yeni konumuna göre yeni bir kostüm giydiğiydi.
Senaryoya göre jönlerin yeni kostümler giymesi gibi.
Bu
hikayeyi bana Serpil Özkasap'ın 'Başını açtı pop'a kaçtı' haberi
hatırlattı. İlahilerle çıkış yapan ve belki de bu sahada yeteri kadar
tutunamayan Serpil Özkasap yeni bir çığır açmak istemiş olabilir.
İlahiden pop'a geçince de trendeki seyyar kitapçı gibi kostümünü de
değiştirmişti. Keseceği sakalı veya bıyığı olmadığı için başörtüsünü
açmak zorunda kalmıştı ! Ardından da fetvasını patlatmıştı :" Zaten
kendi rızam için değil kocamın rızası için kapanmıştım. Kur'an-ı
Kerim'de de başörtüsü emri olmadığını anlayınca başörtüsünü çıkardım.
Kur'an-ı Kerim hurafe rivayetleri hepsini tasfiye ediyor, ortadan
kaldırıyor. Ben de öyle yaptım." Kocasını rızası için bıraktığı
başörtüsünü nefsinin rızası için çıkarmış ve ondan kurtulmuş. Olan
bitenin kısa hikayesi buydu. Bu uslup bana
bir yerlerden tanıdık geldi. Adeta Serpil Özkasap kadınlar canibinde
büyüyen bir Yaşar Nuri gibi geldi bana. Zaten ATV'de yeni hayatı ve
köstümüyle alakalı yapılan bir programda (20 Ağustos 2008) Özkasap
Yaşar Nuri yerine Zekeriya Beyaz Hocamızdan kocaman bir aferin almıştı.
Bu onun yeni hayatı için vaftiz sayılabilir. Gerekli lojistik ve dahi
manevi desteği tamam. Beyaz Hoca'nın programlarında nedense eski papazlar ihtida ederken eski ilahiciler de popçu oluyor. Kimilerinin
yanlışlıkla nacak olarak hatırladıkları İsmail Nacar ise bu işin bir
nevi münafıklığa benzediğini kavramış. Son sıralarda nifak alametleri
sadece sanatçı camiasında değil siyasi camiada da çok anılır ve
zikredilir oldu. Demek ki tavan yaptı. Hasan Celal Güzel Süleyman Demirel'i 'siyasi münafık' olarak tarif etti. Aslında ameli münafıklığı eskiler fasıklık olarak nitelendirirlerdi. Tartışan mı yoksa tartışılan mı daha fasık o pek
belli olmamakla birlikte bilinen bir şey varsa o da münafıklığın ayyuka
çıkmasıydı. Günümüzde at izi it izine karıştı. Serpil Özkasap kendisine
muğaninyelerin cehennemin altıncı katına atılacaklarının söylendiğini
ama bunların tamamen uydurma rivayetler olduğunu keşfetmiş. Beyaz'ların
lojistik desteğiyle keşfetmiş olmalı. Kendi hayatında da kapalı
kalabilmenin çok sıkıntılarına katlandığını hatırlatan Özkasap dişi
sesiyle seslendirdiği ilahileri erkeklerin kulaklarından kaçırmak için
ses tellerini bile bozduğunu ve bu uğurda iki defa ameliyat geçirmek
zorunda kaldığını dile getiriyor. Kimileri ise kostüm değişikliğinin
makam değişikliğinden kaynaklandığını ve ilahiden popa'a yönelmenin tabii
bir sonucu ve uyarlama meselesi olduğunu iddia ediyorlar. Trendeki
seyyar satıcının yaptığı gibi dini kitaplar satarken bıraktığı sakal
diğer bir faaliyet türüne ve alanına geçtiğinde yerini matruş bir
surata bırakmıştı. Demek ki bu tiplerin beraberliği mezara kadar değil
pazara kadar. Tam ahirzaman ahvalinin hatırlattığı gibi.
Biz
araya fazla girmeden depremin sene-i devriyesine rastlayan 17 Ağustos
2008 tarihinde Takvim gazetesinin kendisiyle gerçekleştirdiği mülakata
birlikte göz atalım:"
Serpil Özkasap, İlahiyi bıraktı popçu oldu
İlahi albümü 'kadın sesi haram' gerekçesiyle dağıtılmayan Serpil Özkasap, 22 yıllık tesettürünü çıkardı pop-fantazi albümü yaptı
Türbanını çıkartıp, ilahi yerine pop-fantezi şarkılar söylemeye karar veren Serpil Özkasap'ın 'yeni' hayatının ilk röportajı...
* Dine
nasıl yöneldiniz? 1985 senesinde eşimin isteğiyle örtündüm. Ama neden
örtündüğümü bilmiyordum. Evin içinde çoluğumla, çocuğumla mutlu olmak
için, eşimi mutlu etmek için örtündüm. Annem de kapalıydı. 'Madem ben
başörtülüyüm Kur'an'ı öğrenmeliyim' dedim. Mahallede Diyanet'e bağlı
Kur'an kursuna gittim. Ama Kur'an'ı Arapça'dan okumaya başladığım için
anlayamıyordum.
* Neden
Türkçe'sini okumayı düşünmediniz? 'Kur'an o kadar yüce bir kitaptır ki
siz bunu anlayamazsınız' diye bir düşünce vardı. Bu düşünce yüzünden
zaten anlamaya yanaşmadım. Bir sürü hurafeler okudum, dinledim, kafam
çıfıt çarşısı oldu. Günahların hepsi de kadınların üzerineydi.
Kadınların cehennemi konuşuluyordu.
* Bu hurafeler nerelerde konuşuluyordu? Ev sohbetlerinde...
* Kimin
evinde? Mahallemizde, bizlerin evlerinde... Benim, komşunun... İlk kez
bu sohbetlerde söylemeye başladım ilahileri. Ben vaaz verirdim, zikir
yapardım. İlahiyi söylerken kapının önünden bir erkek geçse 'Sesim
duyulursa cehenneme giderim' diye inanıyordum ve kendimi sıka sıka,
'Erkekler duymasın' diye diye, 2 kere ses teli ameliyatı geçirdim.
İlahi söylemekten vazgeçtim.
KADININ SESİ....
*
Hurafelerin yanlış olduğunu nasıl fark ettiniz? Cehenneme girmek çok
kötü bir şey ama ben bu dünyada cehenneme girdiğimin farkında değildim,
cehennemin içinde yaşamaya başlamıştım. Bir gün yine ev sohbetlerinden
birinde, "Ayağınızı cami yönüne, Kabe yönüne uzatmayın" dendi.
Düşünmeye başladım: Camiye uzatma, Kabe'ye uzatma, nereye uzatacaksın
ayağını? Bir dönem ayaklarımı uzatmadan kendime çekerek uyumaya
çalışıyordum. Ama uyku sırasında bu ayak camiye de uzanacak, Kabe'ye
de. Ben iyi bir insan olmaya çalışırken bunlar hayatıma olumsuzluklar
getirdi ve bunalıma girdim. Dini sorgulamaya başladım maalesef Kur'an'ı
okumuyordum.
* Tekrar
ilahi söylemeye nasıl karar verdiniz; sesiniz duyulacak diye korkarken?
Maddi sıkıntıya düşmüştüm. Ev sohbetlerinden birinde, üniversiteli bir
arkadaş 'Sesin çok güzel, ilahi söyle' dedi. Kadın sesinin günah
olmadığını söyledi, o Kur'an okuduğu için bilgiliydi. 3-4 sene
araştırdım ve inandım. Albüm yaptım ama albümde 'Kadın sesi günah' diye
sorun yaşandı, müzik şirketi dağıtımını yapmadı. Sonra Almanya'da
dağıtıldı.
*
Kur'an'ı Türkçe olarak okumaya nasıl başladınız? Kadın sesinin günah
olmadığını anlayınca Kur'an'ı anlayarak öğrenmem gerektiğini fark
ettim. 5 sene önce okumaya başladım ama tam olarak anlamam 1 yıl
öncesine dayanıyor. O hurafeler kafama o kadar yerleşmiş ki; birini
atıyorum, diğeri çıkıyor. Bir şey aklınıza yanlış yerleşince doğruyu
yerleştirmek zor oluyor. Zar zor kafamdan çıkardım. Hayatımda eskiye
ait bir şey yok.
DEVRİM YAPTI...
* Bunu
nasıl başardınız? Kur'an okuyarak başardım. Çünkü Kur'an'da her şey çok
farklı. Türkçe okuyorum ve sözlükten eski kelimelerin anlamlarına
bakıyorum. Din bilginlerini dinliyorum. Her söylenene inanmıyorum.
Kendim araştırıyorum, inceliyorum, kendi kararlarımı kendim veriyorum.
Güçlü bir sesim var. Allah bana bu yeteneği vermiş ama ben kendi
cahilliğimden ve ahmaklığımdan dolayı bunu kullanmadım.
*
Başınızı açma kararını nasıl ve ne zaman verdiniz? 3 ay önce karar
verdim. 1 ay önce 3 çocuğuma söyledim, algılayamadılar. Kızım kapalı,
28 yaşında. Kur'an'ı okumadı. O benim eski halim gibi, enteresan bir
durum. Kur'an benim hayatımda devrim yaptı ve benim eşyaya bakış açım
değişti.
Bugünilk kez saçınız açık sokağa adımınızı attığınızda nasıl hissettiniz?
Bir tuhaf oldum, herkes bana bakıyormuş gibi hissetim. Evde başım
açıktı ama 22 yıldır ilk defa başı açık olarak erkeklerin içerisine
girdim. Ürkek oldum ama alışacağım. Başörtüsünü ilk taktığımda da 1 yıl
alışamamıştım. Ama Allah'ın emri olduğuna inandığım için 22 sene başım
dik dolaştım. Şimdi de günah olmadığına inandığım için, başım dik
dolaşıyorum. İsterim ki Türkiye'de başörtülü, başörtüsüz herkes Kur'an
okusun ve aydınlansın. * 'Türban
Yasası'yla ilgili ne düşünüyorsunuz? Bu kişinin giyim tercihidir.
'Başörtülü dolaşmak istiyorum, kendimi böyle huzurlu hissediyorum'
diyorsa örtsün, beni bağlamaz. Bu benim kişisel kararım. Kur'an'da
başörtüsü ne namusun, ne ahlakın sembolü değil. Cennet 2 metrelik
başörtüsüne mahkum edilemez. Kapanmak dinsel değil geleneksel bir giyim
şeklidir. İsteyen örter. Herkes özgür olmalı. Kamusal alanda, her
alanda...
'Sesim duyulmasın diye ağzıma taş koydum'
"Ev
sohbetlerinde kadınların sesi duyulmasın diye 'Ağzınıza taş koyun ya da
meşe koyun' derlerdi. Meşeyi denedim ağzımdan kaydı olmadı, taşı
denedim olmadı. Ya da 'Erkeklerle sert, azarlar gibi konuşacaksınız'
dediler. Ben de her şeyi tatbik ediyorum ya... Bir gün pazarcıya kaba
bir şekilde 'Şuradan 1 kilo domates versene' dedim. Yüzüme baktı 'Sen
dağdan mı indin?' dedi. Bu yanlış, trajikomik olaylar sonrasında
sorgulamaya başladım. İnsanları yargılamak, eleştirmek, insanlara kötü
davranmak, hakaret etmenin ne kadar yanlış olduğunu anladım."
Çocuk Şarkıcı
Yıllarcadinlediği hurafeler nedeniyle bunalıma girdiğini söyleyen Serpil
Özkasap, bu hurafeleri hicveden bir kitap yazmış. Henüz yayınlatamadığı
kitabından bölümleri 15 dakika boyunca ezbere okuyan Özkasap; şarkı,
şiir, öykü, tiyatro gibi sanatın birçok dalına ilgi duyuyor. İzmirli
beyin cerrahı Mehmet Elçi'ye ait şarkıları söyleyecek olan şarkıcının
'Hayat' adlı albümü yine Mehmet Elçi'ye ait olan Elçi Müzik'ten
çıkacak. Şarkıcı 5 yaşındayken katıldığı bir ses yarışmasında da
Türkiye birincisi seçilmiş…"
Bu hikayeden alınacak ders şu : Başörtüsü için çok fedakarlıklar ve mücadeleler yapmış ama olmamış ve sonunda pes etmiş.
İslam'da musiki meselesi çok tartışılır ve su kaldırır bir mesele. Bugüne kadar bu konuyla alakalı olarak çok yazı okudum ama Ezher
dergisinde Prof. Muhammed Umara'nın ki kadar doyurucu ve dengeli
olanına rastlamadım. Müzik meselesi de sanatın bütün dallarında olduğu
gibi anlamını kaybetmeye başladı. Dünya tarihi büyük düşünürleri 19'unu
asırda kaybetti. Biz de büyük sanatçıları 1960'lardan sonra kaybettik.
Biraz daha katiyetle söyleyecek olursak 1990'lardan sonra.
İfrat ile tefrit arasında sanatı bütün dallarıyla yeniden anlamamız ve kuşatmamız gerekiyor.
www.mustafaözcan.com
|