Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

MustafaÖzcan.com

Ana Sayfa

Güncel Yazilar

Kitaplar

Röportaj

Fikir Köşesi

Ziyaretci Defteri

Biyografi

İletişim

 

 

Mustafa Özcan

 

 

Başbakanın mezhebi ve meşrebi ne ?

Başbakan Erdoğan, Bağdat ziyareti sırasında tartışmalı bir ifade kullanmış :" Ben ne Şiiyim ne Sünniyim, ben Müslümanım !" demiş. Bu söz karşısında ne söyleyebilirsiniz : Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı! Yine de bu söz karşısında mankurtlaşmış tiplerin şapka çıkaracağını hayal edebilirsiniz. Bu tipler günümüzde ne kadar a çok. Mantar gibi bitiyor. Lakin bizzat kendisi 'büyük lokma' yerine büyük konuştuğunu fark etmiş olmalı veya sözünün vahametini kavramış olmalı ki, akabinde şöyle diyor :" Biliyorum, bu sözlerime tepki gösterenler, siyaseten kızanlar olabilir. Ama birinin de kalkıp bunu söylemesi lazım…" Anlaşılan kahramanlığa soyunmuş. Gayur insanların kızacağını kestirmesi elbetteki bir keramet değil. Bununla birlikte, belki de asıl kızdıracak söz birilerinin siyaseten kızması ibare ve ifadesidir. Diyaneten kızılacak yerlerde siyaseten kızılıyorsa orada murailik ve nifak hakim demektir. Bu daha vahim.  Bu konuşma hem diyaneten hem de siyaseten sakat ve vahim bir konuşmadır.  Gerçi bu sözlerini ılımlı bir Şii olarak nitelendirilen Adil Abdulmehdi ile 'ılımlı bir Sünni' olarak itelendirilen Tarık Haşimi huzurunda  sarfetmiş. Bununla birlikte onlar da ve herkes de biliyor ki, Irak'taki şimdiki düzen kasıtlı olarak Şiilerin öne çıkarıldığı taifi yani mezhepçi bir düzen. Başbakan eğer böyle sentetik ve uyduruk bir düzene kızıyorduysa ABD'nin tanzim ettiği bu düzene tepki olarak taifi düzeni meşrulaştırmamak için Irak'a hiç adım atmayabilirdi  Veya ABD'ye karşı 'Şii Sünni el ele ve buna farklı mezheplere mensubiyet engel değil "de diyebilirdi. Yine de daha alt düzey bir mesaj vermek istiyorsa :" Irak'lıların farklı mezheplere mensup olmaları tarihin de şahadetiyle uyumlarına ve birlikte yaşamalarına engel değil" de diyebilirdi. O ise referans sistemini tahrip ediyor.  Zaten Şiilik ve Sünnilik İslam'ın farklı yorumlanmalarından ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla yeni yorumlar da mezhep olacaktır. Başbakanın sistematik bir yorum yeteneği varsa onun yorumları da bir mezhep olabilir sonuçta.  Bununla birlikte, bu iş tek başına milletin tensibiyle olmaz. 

Hatırlatmak istediğimiz o ki, Irak'ı ziyaret ederek kuvvet verdiği sistem Amerikalılar tarafından dizayn edilmiş taifi bir sistem. Irak'ta arslan payı Şiilerin olmak üzere mezheplere göre tasarlanmış kotalı bir sistem var. Piramitin tepesinde ise taifi ve işbirlikçi Şii gruplar ve onların temsilcileri var. Bir de Şuubi Kürtler. Irak'ın sivil yöneticisi Paul Bremer hatıratında Irak'ı Şiilere devrettiğini ve emanet ettiğini itiraf etmektedir. Gözü, kulağı yerinde olan herkes bunu bilmektedir. Irak'ta mezhepçilik yapanlar ve mezhepçilik üzerinden Irak'taki geçmiş düzeni yıkanlar ABD ve mezhepçi yandaşları olmuştur. Tarık Haşimi de ABD'den sonra ülkenin İran'ın kucağına düşmemesi için Amerikalıların askeri varlığının devamından medet ummaktadır.

 

 Meselenin dini boyutuna gelecek olursak. Başbakanın sözlerinde büyük bir tutarsızlık var. 'Şii ve Sünni değilim, ben Müslümanım' derken mesele veya Şiilik veya Sünnilik İslam karşıtı veya harici  olarak takdim edilmektedir. Şii veya Sünni olan Müslüman değilmiş gibi. Bu, kaş yapayım derken göz çıkartmaktır. Eğer bununla Şiilerin gönlü çelinmeye çalışılıyorsa beyhude bir zahmettir.Onlar böyle ballı sözlere kanmazlar. Olsa olsa bu sözler bizim camiada yankı bulur ve zarar verir.   Fakat Şiiler bu sözden sadece bir cihetle memnun olurlar: Sünniliğin zemininin zayıflatılması.  Bu söz de olsa olsa buna hizmet eder. Buradaki ifadeler Sünniliği red makamındadır. İslam tarihine Şiilik siyasi bir kargaşa sonucu olarak zuhur etmiş öncelikli bir siyasi sapmadır. Bununla birlikte, zamanla bu sapma akaidi boyutlar da kazanmıştır. Başbakan ise bu ekollerden hiçbirine tabi olmayarak guya kendisine üçüncü bir çığır açıyor. Bu durumda sormak lazım : Şiiler ile Sünniler arasındaki nizalı konularda görüşleri nelerdir ? Farklılıkları nasıl algılıyor ? Tercihleri orijinal ise bir üçüncü mezhebi var demektir ? Acaba bu haricilik midir ? Değilse hangisidir ? Mürciilik midir ? Günümüzde itikadi mezhepleri aştığını söyleyen yeni mayalanan bazı anlayışlar vardır. Bu anlayışlar eklektik terkiplere daha yakındır. Sözgelimi, Hasan Turabi kendisini ne Şii ne de Sünni olarak tanımlıyor. Bu ayrımı reddettiğini söylüyor. Başbakan bu hususta onu mezhebini veya çığırını mı taklit etmektedir ?

 Mahmut Şeltüt de bunlardan birisidir. Bununla birlikte, Şeltüt bile mezheplerin birleştirilmesi değil yakınlaştırılmasından yanadır. Mezhepleri reddetmiyor belki yakınlaştırmayı hedefliyor. Yani onun talepleri Başbakanınkinden daha asgaridir.  Keza Mısır'da yaklaşık 50 yıldır gündemde olan ve Musafa Şak'a isimli birisinin yazdığı bir kitap vardır.  Başbakanın referansı acaba o'mu dur ? İslam bila mezahip. Mezhepleri olmayan İslam.   Mustafa Şak'a'nın projesi benzese benzese Osmanlı'da ilk yapma dili (Esperento)icad eden Muhyi Gülşeni'ye benzer. Mühyi Gülşeni'nin dili ne kadar tuttuysa mezhepsiz bir İslam projesi de ancak o kadar tutabilir.  Unutmadan! Türkiye'de Mustafa İslamoğlu da benzeri kategori de yer alabilir.

Başbakan andığımız bu referans isimlerden kendisine hangisini daha yakın hissetmektedir ?  Başbakan ' Ne Şiiyim ne de Sünniyim, ben Müslümanım' derken sözleri bana Sudan'ın devrik lideri Cafer Numeyri'nin bir tasarrufunu hatırlattı. Muhammed Hasaneyn Heykel anlatıyor : İki takım arasında seyrettiği bir maçtan sonra sahaya inerek galip takımın kalesine iki gol atar. Gerekçesi birlik ve beraberliği sağlamaktır. Birlik beraberlik varken ayrılık gayrılığa ne luzum vardır! Çiller olsaydı bu sahne karşısına şöyle tepki verirdi : Gol atan da gol yiyende bizim takım. Şiilik ve Sünnilik ayrılığını yok etmek isteyen Başbakan bunun Türkiye'deki açılımı olarak belki de muhalefet ayağını yok ederek ülkede birliği temin etmek isteyebilir. Bununla birlikte Öndeş gibilerin dediği gibi AKP'yi asıl tehdit eden mesele muhalefet ayağının eksikliği ve bu yüzden de genel siyasi dengenin temin edilememesidir. Başbakanın Irak'ta Şiilere mesajı tam da bu olmalıydı. Taifi bakış açınızla Sünnileri daha fazla dışlamaya kalkmayın sakın; dengeyi bozarsanız altında kalırsınız.  Çığ sizi sürükler gider. Gök kubbe başınıza yıkılır. Bunu muhakeme edebilen bir yetkili zaten mahut ve mezkur sözleri sarfetmezdi.

 

 Başbakanın ABD'nin bölgedeki mutemet adamlarından Ürdün Kralı Abdullah II bile gitmeden Irak'a damlaması acaba neyin sürüklemesidir ? Herkesten önce yerimizi alalım telaşı mıdır ?  1 Mart tezkeresinde de böyle olacaktı da Allah'ın yardımına ve milletin sağduyusuna takıldı. Yoksa şimdi ABD bölgede yeni avlar peşindeydi.  Neye mukabil Maliki hükümeti ödüllendirilmekte ve meşruiyeti sağlanmaktadır ? Mezhepçi olduğu için mi ? Yoksa ABD ve İran tensip etti diye mi ? Talabani ziyaretle alakalı olarak :" Bu bizim bayramımız' tabirini kullanmış.  Gerçekten de bayramları. Bu bayramı onlara lutfeden de Türkiye Başbakanı. Neden ? Arapların uyguladıkları tecridi ve yalnızlığı kırıyor. Bu ziyaret Rice'ın tavsiyeleri doğrultusunda yapılmış bir ziyarettir. Rice ikide bir bölge ülkeleri tarafından Irak'ın yalnızlığının kırılmasını istiyordu. Ziyaret büyük ölçüde bu amaca hizmet etmiştir.  Türkiye, 'Irak'ı İran'a kaptırmayalım' saikiyle belkide Araplar da yarın Türkiye'ye kaptırmayalım saikiyle ABD'nin tuzağına düşecekler. Dolayısıyla Irak'la bölge ülkeleri arasındaki münasebetler normalleşecek. Talabani'nin sevincinin kaynağı budur. Bundan dolayı da Nejad geldiğinde de onun iki eline sarılarak  kendi konutunda misafir etti.  Kaz gelecek yerden tavuk esirgenir mi ?  Dolayısıya bu ziyaretle birlikte Bağdat'ın siyasi yağmacılarıyla ilişkiler normalleşme aşamasına girmiştir. Maalesef hem Irak cephesinde hem de Suriye ve İsrail cephesinde Türkiye, ABD ve İsrail için kolaylaştırıcı ve tamamlayıcı bir siyasi rol oynuyor.  

Netice itibarıyla, İranlı ve Iraklı Şiiler 'Biz de Şii değiliz' demedikçe Başbakanın sözleri Şiilerin hanesine yazılacaktır. Bir de İbrahim Karagül gibi aynı meşrepten kimileri Türkiye'nin ABD'nin ılımlı Sünni kanadında veya mihverinde yer aldığını yazıyorlardı.

Aslında ABD'nin tam da istediği buydu. Türkiye'nin Iraklı Sünnilerden uzaklaşması. ABD'nin seçmece yaklaşımı şudur : Gerekirse İran'a karşı Sünni cephede yer alması ama Irak'ta illa ki Şiilerin ve Kürtlerin cephesini seçmesi. ABD nereye dönerse oraya dönmek.   Peki Iraklı Şiiler İran'ın müttefiki değil mi  ? Amerikalı neoconlar savaşın başından beri Türkiye'nin Irak'lı Sünnilerden uzak durmasını telkin ediyorlar. Başbakan da Bağdat ziyaretindeki sözkonusu konuşmasıyla tam da bunu  icra etmiştir. Neoconların Türkiye'deki sözcüleri Cengiz Çandar ve Soli Özel de kaç defa bunu köşelerinde yazmışlar ve Türkiye'nin Sünnilerden uzak durmasını istemişlerdi. İşte bunun onucunda Irak, İran ile ABD nufuzu arasında taksim edilmiş durumdadır.  Bağdat'ın siyasi haramilerine karşı seyirtme veya Arapların ifadesiyle hervele bütün seviyelerde sürüyor. Bu noktada Erdoğan'ın ziyareti büyük bir kırılmadır. Elbette bunda Nejad'ın ziyaretinin de payı vardır. Lakin aynı dönemde BAE liderleri Maliki'nin huzurunda Irak'ın borçlarını sildikleri gibi  Bağdat'a büyükelçi atama kararı da almışlardır.  Sırada Abdullah II'nin ziyareti var. Kısaca, Bağdat haremilerine gün doğdu. Türkiye'de darbecileri cezalandırmaya çalışanlar Irak'ta işgalcileri veya yandaşlarını mükafatlandırıyorlar. Ne tezad değil mi ?

www.mustafaözcan.com

 

Mustafa Özcan

www.MustafaÖzcan.com

 
 

 

 

 

 

 

 

 

MUGETRON

 

 

 

 

Güncel Kitap

İslamın Papa'ya Cevabı

Papa 16. Benedict Türkiye'de. Ziyaret, Papa’nın Müslümanları inciten talihsiz konuşmasını yeniden gündeme taşıyor. Dış politika yazarı Mustafa Özcan'ın "islam'ın Papa'ya Cevabı" adlı kitabı ise bu gündemi nasıl yorumlamamız gerektiği konusunda ipuçları veriyor.

 

 

 

 

 

Kitap

Siyaset ve Itidal

 

Siyaset ve İtidal

“Vusûlsüzlüğümüz usûlsüzlüğümüzdendir,” denmiştir. Gerçekten de başarının iki sırrı ve anahtarı var. Birisi ihlas ve samimiyet, diğeri de doğru yöntemdir. Bugüne kadar tökezlememizin sebeplerinden birisi yanlış yöntemde ısrardır. Söz gelimi, İslam, ahkamı ve esasları itibarıyla kapsamlı ama usulü ve yöntemi itibarıyla tedricîdir. Dolayısıyla uygulanması hikmet gerektirir.

Aktuel makaleler

Mustafa Özcan

Geleceği keşfedenler

Mustafa Özcan

Zirveleri devirmek

Mustafa Özcan

Bizdenciler!

 
Mustafa Özcan
İlk direnişci
 
Mustafa Özcan

Dostun attığı gül...  

 
Mustafa Özcan

Kayıp hakikatın peşinde..

 
Mustafa Özcan

Özgürlük takıntısı

 
Mustafa Özcan
Brown`u cepheye sürmek
 
Mustafa Özcan

Gates hayal görüyor

 
Mustafa Özcan

Diyarı evlad-ı fatihandan diaspora Türklerine

   
Mustafa Özcan

Bilderberg

 
Mustafa Özcan

Geylani Türbesine saldırı

   
Mustafa Özcan

Kozmetik sistem

   
Mustafa Özcan

Şükran ve minnet

 
Mustafa Özcan

İslam'ın altıncı şartı

 
Mustafa Özcan

Acemi

 

EMAiL

Copyright ©  2007 | powered by ingtecplan.de | Gazeteci ve Yazar Mustafa Özcan

Yenibosna İstanbul Türkiye