|
Aşırılıkla suçlayana bakın
İran
rejimi nedense laik karakterli Sünni rejimleri İslami karakterli
olanlardan daha çok seviyor. Çünkü işine geliyor; laikler hem işini
kolaylaştırıyor ve propaganda malzemesi kazandırıyor hem de onları
rakip olarak görmüyor. Ziya ul Hak'tan Taliban'a kadar her tondaki
Sünni karakterli İslami rejimler İran'ın hedefi olmuş ve husumetini
çekmiştir. Taliban'ın Şiilik noktasında hassasiyeti dikkate alındığında
belki Tahran'ın öfkesi de bir dereceye kadar anlaşılabilir. Lakin Ziya
ul Hak gibilerini de gizli veya açıktan hedef almaları Şiiliğin
dikotomik ve kutuplaştırıcı etkisindendir. Şii ve Sünni paradigma
tamamen birbirine zıttır. İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki'nin
Taliban'ı İngiltere tarafından 'bileği bükülemez ve yenilemez bir güç'
olarak tanımlanması ve tasvir edilmesinden sonra bu hareketle diyalog
kurma ve hükümete dahil etme çaba ve teklifleri karşısına İran
kendisini tutamamış ve bu hususta Batılıları
uyaran zehir zemberek bir açıklama yapmıştır. Manuçehr Muttaki'nin bu
yöndeki açıklamaları dikkatlice incelendiğinde görülecektir ki, bu
ifadeler daha öne kaleme aldığım " İran'ın yerini Pakistan'mı alıyor
?"yazımın tasdiki ve izdüşümü mahiyetindedir. Amerikan yönetimi
Afganistan'daki Taliban'a zeytin dalı uzatırken Pakistan'dakiyle sonuna
kadar savaşılmasından yanadır. Zira Pakistan kaybedildiğinde nükleer
bir güç kontrolden çıkmış olacaktır. Pekala İran'a ne demeli ? Batılı
ülkeleri bu hususta diyalog konusunda uyarmış ve ' Rüzgar eken fırtına
biçer' şeklinde bir yaklaşım sergilemiştir. Muttaki, Batılıların
Afganistan, Pakistan ve Orta Asya'daki aşırılıkla başa
çıkamayacaklarını ileri sürmüştür. İran Afganistan'da da kirli bir
politika yürütmektedir. Kimi kaynaklar hem Amerikalıları zorlamak ve
kendisine ram etmek için Taliban'a silah yardımı yaptığını hem de
diyaloğa karşı çıktığını hatırlatmaktadır. İran'ın amacı bir taşla iki
kuş vurmak ve taraflları birbirine düşürerek kırdırmak ve karşılıklı
olarak yıpratmaktır. Irak ve Afganistan'da hem direnişçiyi hem e
işgalciyi destekleyerek şimdiye kadar kazançlı çıkmıştır. Aslında bu
yönüyle geçmişte Amerikalıların yaptığı politikayı uyguluyor. Tavşana
kaç tazıya tut politikası. Ve Batılı ülkelere Afganistan dosyası
konusunda kendilerine belirli şartlar karşılığında yardımcı olacağını
vaat etmektedir. Ateşi yaktıktan sonra itfaiyeci rolüyle sahneye
çıkıyor. Benzeri politikayı Irak'ta da icra etmiştir.
*
Taliban
rejimi ayakta iken Hatemi Taliban'ı 'gerici ve İslam'a temsil etmeyen
bir anlayış' olarak takdim etmişti. Esasında Tarık Hamd'ın da sorduğu
gibi bugünkü Nejad rejimi Taliban'dan çok mu ılımlıdır yoksa nükleer
silahlar peşinde koşan çılgın bir molla figürünü mü temsil etmektedir?
Hatemi 'Sünni' kökenli Taliban için aşırı ve gerici ifadesini
kullanırken elbette ki Nejad'a sadece kızmaktadır. Ama hiç bir zaman Nejad ve benzeri yerli figürler için 'gerici
ve yobaz unsurlar' dememiştir. Bu da en azından çifte standartını
göstermektedir. Onun ötesinde İran meseleye tamamen mezhepi zıtlık
perspektifinden bakmaktadır. UPI Almanya Muhabiri Stefan Nicola, 8 Ekim
(2008) tarihli 'Iran an ally Afghanistan ?' başlıklı yazısında İran'ın
Taliban liderliğinde Afganistan'da bir Sünni otorite istemediğini
yazıyor. Dolayısıyla İran bölgesel zaferleri ve çözümleri bloke ediyor
ve Mollaların Protokolleri yazarlarına göre İran, Irak, Suriye ve
Lübnan ve Körfez'le birlikte bölgeyi tamamen kontrol etmek istiyor. ABD
ise bu kontrolün önündeki bariyerleri yıktı. Bu
açıdan günümüzde Şii prensiplerine dayanan veliyi fakih devleti
Safevilerden daha geniş alana yayılma potansiyeli taşımaktadır. Zira
ABD ve Batılıların yardımlarıyla bölgede karşısında duracak bir güç
kalmamıştır. Kitleler ise politikalarının ahlaka dayanıp dayanmadığına
bakmıyor. İsterse Makyavelli'in en iyi temsilcisi olsun şaşalı olduğu
müddetçe ona Kardavi'nin dediği gibi meftun olabiliyor. Aydınlar bile
böyle olunca avamın propaganda ağına düşmesi ve
av olması işten bile değil. Stefan Nicola'nın yazdığına göre, Batılılar
yeniden yükselişe geçen 'Taliban belasından' kurtulmak için şimdi yine
Tahran'ın ipine tutunuyor ve cankurtaran simidine binmeye
hazırlanıyorlar.
*
İran, doğu
komşusu Afganistan'da gelişen aşırı akımlardan ve Taliban'ın
yükselişinden şikayet ederken onun bölgesel müttefiki ve mezhebi
kankası Suriye Lideri Beşşar Esad da Erdoğan'ın da katıldığı dörtlü
zirveden beri Trablusşam kaynaklı aşırılıktan ve tekfircilerden
yakınıyor. Tekfirciler diyerekten İran'la aynı dili kullanıyor. Ve bu
aşılığın Lübnan'la birlikte Suriye'yi de tehdit ettiğini savunuyor.
Kimilerine göre bunun nedeni Hizbullah ve İran'ın Lübnan bağlantısı
üzerindeki dikkatleri başka yöne kaydırmak ve yine Sünni kesimleri
günah keçisi yapmak. Bu hususlarda İran çok mahir. Makyavelli'ye
bile külahını ters giydirir. Suriye rejimi 2003 ile 2005 yıllara
arasında yoğun bir biçimde sınırlarının Irak'taki direniş için
kullanılmasına göz yummuştu. O zaman direnişçiler nedense aşırılıkla
yaftalanmıyorlardı. Şimdi ise onları aşırılıkla suçlamaya başladı.
Burada Suriye bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Birincisi, aynen model
aldığı Putin'in Güney Osetya ve Abhazya'yı bahane ederek Gürcistan'a
saldırması gibi Suriye de Trablusşam kapısından Lübnan'a geri dönmek
istiyor. Trabluşşam'ı Güney Osetya gibi görüyor. Bunun için de bahanesi
oradaki radikal oluşumlar veya teşekküller. Zaten geçmişte de
Trablusşam'a giderek İsrail hesabı namına 1983
yılında buradan Arafat'ı atmış ve Sünni şevketini ve iradesini
kırmışlardı. Beşşar, müşterek tehditten bahsediyor. Aşırılık
edebiyatıyla da Batı'dan Lübnan'a yeniden müdahalesinin ideolojik
icazetini kazanmaya çalışıyor. Gerçekten de Beşşar çok uyanık.
İsrail'le uzlaşma karşılığında pekala yeniden Lübnan'a dönüşüne izin verilmesine fit (razı) olabilir. Bu noktada Trablusşam'lılar heyetler halinde Şam'a akın ederek Suriye'ye
yönelik bir düşmanlıklarının olmadığını ispata çalışıyorlar.
Trablusşam'daki olaylarla alakalı olarak Lübnan'daki Hizbullah Alevi
ittifakı Cemaat-ı İslami'nin eski milletvekillerinden Halid Dahir'in
yakınlarından olduğu ileri sürülen Abdulgani Cevher'i suçluyorlar.
Dahir ise olaylarla bir alakasının olmadığını ve Abulgani Cevher iminde
birisini tanımadığını ama geçmişte Abdunnasır Cevher isminde bir
kişiyle münasebetinin olduğunu, ikisi arasında sadece isim benzerliği
oluğunu ifade etmektedir. Geçek şu ki, İran propaganda maksadıyla İslam
dünyasına 'radikal' yüzünü, Batı'ya da 'ılımlı' yüzünü göstermeye
çalışmaktadır. Dolayısıyla bu dağılımda Sünni hareketlerin henesine
aşırılık düşerken İran'ın sahasına piru pak ılımlılık düşmektedir. Bu
itibarla, pazarlık adresi olarak kendisini gösteriyor. Eskiler bu
durumla ilgili olarak, ' bari dinime dahleden müsülman olsa' derdi.
Belki bugün onun yerine şöyle söylemek daha doğru olur : İtidal
çizgisini tarif eden ve ona delalet edene bakın. Bari mutedil olsa….
Makro dairede Suriye-İran beraberliği Lübnan'da mikro dairede Alevi-Hizbullah ittifakına sahne oluyor.
|